Radicepura Bahçe Festivali kapsamında gerçekleştirilen Passage to the Mediterranean projesi, Akdeniz yaşamı ve florasından esinlenen bir deneyim mekanı sunuyor. Ekip, tasarım ve yapım detaylarını proje süreci boyunca kazandıkları deneyim eşliğinde anlatıyor.

İnsan ve Doğa İlişkisi Üzerine Bir Deneyim Mekanı

İtalya Sicilya’da Piante Faro Group tarafından organize edilen Radicepura Bahçe Festivali kapsamındaki, 35 yaş altı genç tasarımcıların katılımına açık olan uluslararası yarışmaya "Passage to the Mediterranean" isimli projemizle katıldık. 150 proje arasında ilk 5 proje arasına girdik ve projemizi kendi ellerimizle uygulama fırsatı bulduk.

Bir deneyim mekanı tasarlama heyecanımıza, birlikte bu süreci keyifle yaşayabileceğimizi düşündüğümüz “anonim.istanbul” ekibinin içinde daha önce yer almış olan farklı şehirlerde ve bölümlerde okumayı sürdüren ya da yeni mezun olmuş mimarlık, peyzaj mimarlığı disiplinlerinden farklı yeteneklere sahip olan 6 kişilik bir ekip oluşturduk. Yarışmanın konusu olan Akdeniz peyzajı ve kültürü üzerine konuştuk ve tartıştık. Bu konuya olan yaklaşımlarımızı aktaracağımız tasarımın aynı zamanda kısa bir sürede bizim tarafımızdan inşa edilebilecek özelliklere sahip olması, verilen bütçenin içinde kalabilmesi ve altı ay boyunca farklı deneyim imkanları sağlayabilmesi gerekiyordu.

Plan
Plan
Kesit
Kesit
Görünüş
Perspektif
Perspektif

Bu amaçları göz önünde bulundurarak tasarımı gerçekleştirdik: Sicilya adasında Akdeniz peyzajının içerisinde yer alan strüktür, halatlar ile sarılmış Akdeniz bitkileri ile çevreleniyor. Strüktürün dar ve koridor formu ise Akdeniz sokaklarının kimliğini yansıtıyor. Rijit ve katı bir forma sahip olan strüktür, ziyaretçilerin düşey yüzeylere yapabileceği müdahaleler ile hareketleniyor. Ziyaretçiler koridor boyunca yürürken halatların arasından gördükleri peyzaj silikleşmeye başlıyor. Koridorun tam ortasına geldiklerinde ise doğadan tamamen kopuyorlar. Araladıkları halatların arkasında yaşam ve yok oluşu sembolize eden Cupressus sempervirens ile karşılaşıyorlar. Tasarım, her iki taraftan gelen ziyaretçinin aynı anda halatları aralayarak yok olan doğa ve insan ilişkisini sorgulamasını bekliyor. Aynı anda mekanı deneyimleyen ziyaretçilerin müdahaleleriyle her seferinde farklılaşan bir görünüm kazanıyor. Geceleri aydınlanan strüktür güçlü ve sessiz bir fon ile Akdeniz florasının algısını güçlendiriyor.

Projenin uygulama aşamasına gelindiğinde, ekiplerin birbiriyle tanışması ve projelerin anlatılması için ilk buluşma, Katanya’da 23-26 Şubat tarihleri arasında gerçekleşti. Bizim ekipten bu buluşmaya Yağmur katıldı. Projenin yapılacağı alanın işaretli olduğu ilk videoyu gönderdiğinde hepimiz çok heyecanlandık. Yağmur projenin detaylarını aktarıp malzeme ve bitki listesini jüri üyeleriyle tekrar gözden geçirdi. Sonrasında İstanbul’a döndüğünde jürinin görüşleri ve önerileri üzerine bazı detaylarda ve seçilen bitki türlerinde değişiklikler yaptık. Uygulamaya yönelik kararların son kez gözden geçirilip metrajların paylaşımı sonrasında projeyi uygulamaya hazırdık. İlk geziden 1 ay sonra bu sefer ekipten Artun, Hande, Melis ve Murat 23-27 Mart tarihleri arasında uygulama için Katanya’ya gitti.

Sicilya, Etna Yanardağı’nın varlığını hissettiğiniz bir ada. Etna çok etkileyici olmasının yanında, yerin derinliklerinden yükselen magmanın taşıdığı mineraller sayesinde verimli toprakların oluşumunu da sağlıyor. Burada yetişen bitkiler de bu yüzden çok görkemliler. Katanya’ya iner inmez doğası bizi etkisi altına aldı. Hemen sonrasında festival alanını görmeye geldik. Festival alanı, yani Radicepura, Etna Yanardağı’nın eteklerinde yer alıyor. Projemizin strüktürü festival alanında yerini almış ve Etna Dağı’na bakacak şekilde konumlanmış olarak bizi bekliyordu. Bunu görmek oldukça sevindiriciydi. Uygulama ekibiyle tanışıp ilk kararlarımızı da almaya başladık. Strüktürün karanlıkta ışık veren fosforlu boya ile boyanıp gündüz içerisinde absorbe ettiği ışığın gece iplerin arasından parlayarak oluşturacağı bir etki vermeyi istemiştik. Ancak boyama işleminin daha önce yapılmamış olması iplerin bağlanmasını geciktireceği için bundan vazgeçmek durumunda kaldık. Strüktürün 6 ay içerisinde renk değiştirmesi, zaman içinde paslanması, eskimesi iplerle uyumu açısından da iyi olacaktı. Ertesi gün için gerekli olacak malzemeleri de konuştuktan sonra dinlenmek için festival alanından ayrıldık.

İlk gün heyecanla uyandık. Baretlerimiz ve yeleklerimizle çalışmaya hazırdık. İplerle sarılacak olan boş bir strüktür bizi bekliyordu. İpleri strüktürün yanına taşıyınca ilk endişelerimiz iplerin geçeceği deliklerin boyutları oldu. Önceden delinerek kutu profillere kaynaklanmış olan L lamaların deliklerinden iplerin kolay geçip geçmediklerini kontrol ettik. Tam da bizim çalışmaya başlayacağımız lamaların deliklerinde sorun vardı. Bir taraftan ufak açılan deliklerin genişletilmesi için uğraşırken bir taraftan da yapım aşamalarını tekrar gözden geçirmek durumunda kaldık. Böylece iplerden önce strüktürün zemininin tamamen toprak ile kaplanması gerektiğini fark ettik. Ve yardımımıza izlemesini de sevdiğimiz kepçe yetişti. Toprak dökme ve serme işlemi tamamlandıktan sonra sıra iplere gelmişti. Tasarlarken iplerin sıklıkları ve etkisi ile ilgili bir öngörümüz vardı ama ip aralıklarına tam karar vermemiştik. Birkaç sıra deneme yaparak istediğimiz etkiye en yakın aralıklara karar verdik. İkişerli ayrılıp senkronize olarak ipleri çekip bırakmaya başladık. Karşılıklı belirli bir ritmi yakalayınca iplerin birbirine dolanmadan hızla inip çıkması büyük bir keyif. Bir de buna eş zamanlı olarak “çek-bırak-çek-çek-çek-çek-şimdi bırak” sesleri de eklenince daha da eğlenceli. Strüktür yavaş yavaş sarıldıkça yetiştirip 4. günün sonunda bütününün etkisini görmek için uzun çalışmamız gerekiyordu. Hava serinlemeye ve sis çökmeye başlamıştı. Spot ışığında sisli havada ipleri sarmaya devam ettik. Dışarıdan da eğlenceli gözüküyor olmalı ki diğer ekipler de yardıma geldi. Hep birlikte biraz daha çalışmaya devam ettik. İlk gün için iki kısmı tamamlayarak iyi bir ilerleme kaydetmiştik.

İkinci gün hızla kaldığımız yerden devam ederken kalan zamanı ve yapılması gereken işleri sıralayınca projenin bitkilerle ilgili kısmına da bugün başlanması gerektiğine karar verdik. İplerin tamamen bitmesinden sonra bitkilendirmeye geçmek en ideali olsa da bu çok mümkün değildi. Uygulama anında değişen durumlara yönelik hızlı uyum ve süreç yönetimi de bu işin önemli bir parçasıydı. Bitkiler alana taşındı ve teker teker yerlerine yerleştirmeye başladık. Strüktürün iki yanında yer alan bitkilerin yerleşimindeki en önemli karakteri Pistacia lentiscus (Sakız Ağacı) Laurus nobilis (Defne) ve Myrtus communis (Mersin) gibi akdeniz bitkileri sağladı. Dokuları, renkleri, çiçeklenme zamanlarına göre birbirleriyle uyum sağlayacak şekilde diğer bitkiler de yerlerini aldı. Bitkilerin gelmesiyle aslında bütünün parçaları tamamlanmaya başlamıştı. Ekibin ipleri sarmaya devam eden üyeleri bitkiler her ne kadar çalışmalarını zorlaştırmış olsa da çok mutlulardı. Bitkilerin iplerin arasından içeriye onlara doğru uzanması, kokuları ile onları sarmasından dolayı oldukça keyifli çalışıyorlardı. Cupressus sempervirens “Stricta” (Servi) strüktürün ortasına yerleştiğinde gökyüzüne uzanan o bağlantı da sağlanmış oldu. İplerde servinin gizlenmesini sağlayacak en sık olan kısım çok yavaş ilerlediği için ertesi gün devam edecek şekilde yine karanlıkta bu günü de tamamlamış olduk. Bir sevindirici durum ise boyanamadığı için gece etkisini kaybettiğimiz projemizin aydınlatması için sponsor bulmamız oldu. Nasıl bir etki oluşturmak istediğimizi anlattık. İpler ve strüktürün arasına LED aydınlatmanın gelmesine, gizli ve az bir ışık hüzmesi oluşturacak şekilde yerleştirilmesine karar verdik.

Üçüncü gün bir türlü bitmek bilmeyen iplere devam ederken bir taraftan da bitkileri sınırlayacak olan ayırıcıların yapımına başlandı. Ayırıcıların bittiği kısımlarda da bitkilerin dikimleriyle devam edildi. İç kısma dikilen serviyi gizleyecek olan iplerin yapımına başladık. Bu kısım yeni bir yapım tekniği gerektiriyordu. Son günümüzdü bugün ve kalabalık bir ekip olarak elimizden geldiğince fazla kısmı tamamlamayı hedefleyerek çalıştık. İç kısma serilecek çakıl ve ağaç kabuklarını da ekledik. Günün sonunda projenin ancak yarısını tamamlamayı başarmıştık. Tam olarak bitirememiş olmak bizi üzse de bu haliyle de düşüncelerimizin yansımalarını görebilmiştik. Belki de en önemlisi düşüncelerimizi bedenimiz ile hissedebilmiştik; hem yaparken bütün güçlükleriyle, ellerimizde, belimizde, zihnimizde hem de içinden geçerken o anın getirdikleriyle. Farklı saatlerde ışığın iplerin arasından geçişini, rüzgarın etkisiyle iplerin ve bitkilerin hareket edişini, çıkardıkları sesi, kokuyu duymanın verdiği hissi yaşayabilmiştik. Koridor boyunca yürürken, halatların arasından gördüğümüz peyzaj silikleşirken ipleri açarak onlara tekrar dokunabilmeyi istedik. Koridorun tam ortasına gelince ise doğadan tamamen koptuğumuzu düşünürken dört yandan sarılmış servi ile yalnız yan yana sıkışıp kalınca ona eşlik eden bakışlarımızın iplerin ve strüktürün arasından göğe uzanmasının verdiği özgürlüğü hissettik. Bulutlarla olan bütünleşmesini gördük. Bütünün parçalarının birbiriyle uyumunu bozmadan yaşamak için doğa ve insan ilişkisini bir kez daha sorgularken bulduk kendimizi. Bu duygularla ayrılırken tekrar geldiğimizde tamamlanmış haliyle görmeyi umarak İstanbul’a döndük.

İstanbul’a döndükten sonra arkamızdan çalışmalara bizim yerimize devam eden ekipten önce projenin tamamlanmış halinin fotoğraflarını aldık. Sonrasında da LED aydınlatmaların takıldığı gece çekilen fotoğraflarını gönderdiler. Bu duygu tarif edilemeyecek kadar güzeldi. 20-21 Nisan’da bu sefer gruptan Sabahattin, Artun, Hande galaya ve açılışa katıldı. Böylece tüm ekip, aynı anda olamasa da Sicilya’ya gelmiş oldu. Bir ay sonra tekrar gördüğümüz bahçe artık oraya ait olmuştu. Bitkiler büyümüş, çiçek açmış yerlerine alışmışlar, ipler çeşitli hava koşullarına ayak uydurmuş, çelik paslanmaya başlamıştı. Açılış günü ziyaretçilerin deneyimleme biçimlerini izlemek çok heyecan vericiydi. Serviyi gökyüzüyle birlikte fotoğraflamaya çalışan ufak bir çocuk, ipleri aralayanlar, bitkileri inceleyenler, uzun kuyruklar halinde içinden geçmeye çalışanlar en çok ilgimizi çekenler oldu. Bir de konuştuğumuz insanların kendi deneyimlerinin ve hissettiklerinin bizim anlatmak istediklerimizle örtüştüğünü görmek, onlardan dinlemek ayrıca çok güzel bir duyguydu.

Bu yarışma, iyi ki katılmışız ve hayal etmişiz dediğimiz bir deneyim oldu bizim için. Bu süreçte çok güzel anılar ve arkadaşlıklar biriktirdik. Hatırlamaya değer anlarda “orada olmalıydın” deriz. Bu aslında o yerin deneyiminin ve oradalığının kelimelerle, işaretler ile tercüme edilemediği anlarda söylenir ve sanırım Etna Yanardağı’nın eteklerinde 6 ay boyunca duracak olan bu projeyi yıllar sonra tekrar anlatırken “orada olmalıydın” diyeceğiz.

Etiketler:

İlgili İçerikler: