Daipu Architects’in “Anti-Domino” adını verdiği seri kapsamında tasarlanan iç mekan, mevcut yapı üretimine ve birbirini tekrar eden yenileme projelerine karşı eleştirel bir tutum takınarak mekanın ve insanın çevresiyle ilişkisini, etkileşimini temel alan bir mekan sunmayı amaçlıyor.

Daipu Architects, son yıllarda ivmelenen inşaat sektörüyle de tetiklenen miras olgusuna ve bu olgunun arkasındaki profesyonel gerçeklere, çalıştıkları yenileme projelerine farklı bir bakış açısı benimseyerek cevap vermeyi amaçlıyorlar.

Hayata geçirilen yenileme projelerini, yatayda bir domino sisteminin birbirini taklit eden parçaları, düşeyde ise bu komposizyonların bir tekrarı gibi görüyor mimarlar. Bir kelime, bir cümle ya da bir manifestonun dahi yüzlerce kez tekrar edildikten sonra artık anlamını yitirmeye başladığını belirtiyorlar ve tasarladıkları yenileme projelerinde her seferinde farklı denemeler yaparak sürekli tekrar edilen bu “hatalara” ve “kalite eksikliğine” kendi çözümlerini bulmayı amaçlıyorlar. Var olan yapıları yenilemek üzere daha zengin ve emsal çözümler üretmeyi deneyen ekip böylece taklit değil tamamen yeni yapım sistemleri geliştirmeyi arzuluyor.

Daipu Architects, wood mountain, anti-domino, bar

“Anti-Domino” adını verdikleri seri kapsamında tamamlanan ilk proje olan Wood Mountain, beton ve yalnızca iki kolon açıklığındaki kısıtlı bir kullanım alanında, manzaranın uzak bir parçası olarak gözüken Yangtze Nehri’ni de katarak dış mekanı içeriyle ilişkilendirmenin yollarını arıyor. Bar olarak tasarlanan proje bu çıkış noktasıyla şekillenirken, işverenin mekan olarak bu noktayı seçmesi ve müşterilerine Yuzhong yarımadasının özgün silueti ile birlikte hoş bir mekan sunmak istemesi de tasarımda önemli bir girdi kabul edilmiş.

Çongçing bölgesinin etkileyici coğrafyasının aksine şehirdeki yeni yapılar Çin’in yükselen diğer şehirlerinde inşa edilenlere benziyor ve bulunduğu yerin topoğrafyası, iklimi ya da peyzajı ile ilişkilenmekte ya da mevcut koşullara cevap vermekte yetersiz kalıyor. Bu noktada projede tercih edilen mimari dil, bölgenin dağlık coğrafyasını örnek alıyor. Topoğrafyadan beslenen bu yaklaşım ise kısıtlı beton yüzeylerin çevrelediği mekana iyi ölçeklendirilmiş bir mobilya sistemi ile dahil ediliyor. Bu karar mekanın boyutsal anlamda algılanmasını kuvvetlendirirken; oturmak, uzanmak ve yaslanmak gibi insanların rahatlamak üzere yaptıkları eylemlere izin veren daha doğal bir atmosfer yaratmak amaçlanıyor.

Topoğrafya, peyzaj ya da mobilya olarak görülebilecek bu tasarım girişte bir görüş hattı oluşturuyor, mekansal bölümlemeleri tanımlıyor ve dinlenme mekanlarını oluşturuyor. Tamamen ahşap kullanılarak üretilen model, bilgisayar destekli dijital bir makine ile şekillendirilmiş. Bilgisayarda tasarlanan, fabrikada üretilen ve yerinde birleştirilen tasarım böylece bir bütün olarak ele alınabilmiş ve proje alanında harcanacak zamandan tasarruf edilmiş. Bölgedeki nemli hava koşullarına göre genleşecek ya da büzülecek olan ahşabın üzerinde zaman içinde oluşacak çatlamalarla daha da doğal bir görünüm alması planlanmış. Ayrıca yoğun insan kullanımının da dolaylı olarak bu değişime dahil olması öngörülmüş.

Bu projeyle birlikte inşa edilen mega-strüktürler hakkında yeniden düşünme imkanı elde eden ekip, Domino sisteminde var olan yüksek katlı yapıların tek bir strüktür modelinin üst üste binerek bir yığın oluşturduğunu ve bu katmanlar arasında çok kısıtlı ilişkiler türeyebildiğini düşünüyor. Bu yapılar kapalı strüktürler olmanın ötesinde, şehir içinde yalnız kalmış adalara dönüşüyor ve her türlü etkileşim ihtimalini geri çeviriyor. Bar projesinde kullanılan topoğrafik strüktür ise yatay zeminin yerini alıyor ve yüksek katlı bina içerisinde tamamen yeni bir kamusal alan oluşturarak yapının farklı bölümlerine ulaşmayı planlıyor.

Etiketler: