Biçimsel Bağlar

DENİZ ÇINAR

Tasarımdaki ana karakterleri bölgenin endüstriyel geçmişinden devşiren proje, sokak kotunu araç trafiğinden temizleyerek kurguladığı mahalle ile hem kendi sınırları içinde hem de kent ölçeğinde yaşam kalitesini artıran bir senaryo sunmayı amaçlıyor.

Bir enerji şirketine ait alanın, konut yerleşimine dönüştürüldüğü Villa Industria, kimi sosyal kimi mülkiyetli 357 konut ile küçük ölçek işyeri ve spor işlevli mekanların da dahil olduğu bir proje. Alanın endüstriyel kimliğine referanslar taşıyan yerleşimde üretilen üç konut bloku eski gazhanelerle, yarı dairesel çatılı evler eski depolarla biçimsel ilişki kuruyor. Çelik ve camın, kahverengi-kırmızı tuğlalarla bir arada kullanıldığı konut yapılarının yüksekliği de çevre konutlara göre belirlenmiş. Aynı malzemenin her bir yapıya özgün detaylar taşıdığı yerleşimin en önemli niteliği ise zemini araç trafiğinden arındırmış olması. Yeşil ve kamusal alan kurgusu ile park eklentisi gibi özellikleriyle Villa Industria, kent içinde, kullanıcı dostu, çevre ile iletişimi yüksek bir yerleşim olarak var oluyor.

Deniz Çınar: Endüstri sonrası dönemin, ihtiyaçların da değişmesiyle, gerek tekil mimarlık örnekleri gerekse şehirdeki mekanların genel kullanımı bağlamlarında kent mekanlarını doğrudan etkilediğini görüyoruz. Projenin gerçekleştiği Hilversum’da kentsel koşullar nasıl değişti bu anlamda, mekansal dönüşüm bugün ne durumda?
Rick Splinter: Hilversum, Rotterdam ya da Amsterdam gibi büyük bir şehir değil, onlardan çok daha küçük bir yerleşim yeri. Yakın bir zamanda, şehir merkezini tamamen yenilediler ve son olarak da bütününü dönüştürdüler; bu proje de şehir merkezine yakın olan ve tren istasyonuna bağlanan bir alanı dolduruyor. Şu anda bütün bu alan, kentsel niteliğinin ve kamusallığının iade edilmesine ihtiyaç duyan mekanlarla çevrili. Her şey yenilendiğinde Hilversum, Amsterdam ile daha kuvvetli bir biçimde ilişkilenecek ve böylece şehir önemini yeniden kazanacak diyebiliriz.

Villa Industria birimleri, çevre yerleşim ve kent dokusuyla ilişkisi
Zeminde çitlerle ayrılmış bahçeleriyle bir arada kurgulanmış konut birimleri
Tuğla kullanılmış cephe kurgusu ve kütle ilişkileri
Detaylarda farklılaşan tuğla işçiliği ve zeminde çelik elemanlar
Gazhane biçimindeki konut birimlerinin cephesini sarmalayan çelik strüktür ve oluşturduğu dış mekanlar

DÇ: Proje alanının hikayesi nedir? Eski bir endüstriyel alanı, konut bölgesine dönüştürmek üzere hazırladığınız masterplanda en belirgin karar sokak zeminini araçlardan arındırmak gibi görünüyor. Öncelikleriniz neler oldu?
RS: Proje alanı, eskiden, şehir içinde kalmış endüstriyel bir bölgeydi. Bir zamanlar bir itfaiye istasyonu vardı ancak o da kaldırıldı. Hiçbir şeyin gerçekleşmediği, şehir içinde kalmış boş bir alandı proje öncesinde. Şu an ise tamamen yaşayan bir mahalleye dönüştü. Çevresiyle ilişki kuran kamusal alanlara sahip olarak, kentsel dokunun bir parçası haline geldi. Bu anlamda asıl amaç, kaliteli bir kamusal mekan yaratmaktı çünkü bölgede yayalar ve bisiklet kullanıcıları için yeterli yeşil alan yoktu. Taşıtları tamamen sokak kotunun altına aldık ve böylelikle proje alanını çevreleyen konutlar için de daha zengin, yayaların ve bisiklet sürücülerinin imtiyazlı olduğu bir kent mekanı yaratabildik. Bütün alan, sokak seviyesinde araçlardan bağımsız hale geldi ve mukimler sahip oldukları kamusal alandan çok memnunlar. Park yeri olarak kullanılacak bütün mekanlar; bahçe, park ve daha çok yeşil alan olarak yayalar ve bisiklet sürücülerinin kullanımında. Bu durum da kamusal mekanın kalitesini oldukça yükseltti. Tabi aynı zamanda yapıların etrafında da daha fazla özel açık alanların olmasını sağladı.

Bunun yanı sıra alanın öncesinde sahip olduğu endüstriyel karakterini korurken yaşanılası bir konut ortamı oluşturmak da istedik. Sonuçta yaptığımız şey endüstriyel bölgeden feyzalmak ve ana karakterleri tutmak oldu. Bölgenin tarihine baktığımızda tren hattı, gazhaneler ve eski deponun şekillendirdiği organizasyonu gördük. Yeni mahalleyi kurgularken giriş yapısının bir başlangıç noktası olabileceğine karar verdik. Yeni yapı bloklarını eklemek üzere mekanı nasıl düzenlememiz gerektiğine karar verirken sokakları da inceledik. Öncelikle, tren hattı ve gazhaneler gibi, alanla kuvvetli bağlar kuran mekanları kullandık ve ardından yenilerini ekleyerek bütün mahalleyi yarattık. Bunu yaparken geçmişe dair güçlü karakterleri kullanarak hem mahalledeki hem de Hilversum’daki bütün insanların mekanın tarihiyle ilişkilenebilmesini amaçladık. Bu durum aynı zamanda yeni mahalleyi yaratırken eklentiler yapmamızı da mümkün kıldı. Proje, yeni bir şey üretirken bir zamanlar burada olanlarla da bağ kuruyor. Hilversum içinde bir ada olarak da tanımlanabilecek bu alanı, örneğin malzeme kullanımı ile bir arada tutarken çok farklı konut tipleri yarattık. Böylece diğer mahallelerle ilişki kuran ama şehrin yeni bir parçası olduğu da rahatlıkla okunan bir yaşam alanı ortaya çıktı.

DÇ: Nasıl bir program önerdiniz ve bu program mahallede nasıl dağılıyor ve şekilleniyor?
RS: Projede sosyal konutlar da bulunuyor; apartmanlarda zeminle ilişkilenen ve teras evler olmak üzere ayrışan, metrekarelerin değiştiği farklılaşmalar, küçük dükkan ve ofis alanları da var. Halihazırından dönüştürdüğümüz tek şey yüzme havuzu, onu da dışarıdan bakınca tanımak mümkün değil çünkü şu an tamamen yeni bir cepheye sahip. Bir spor salonu eklememiz gerekiyordu, biz de var olan yüzme havuzunu kullanarak yapıyı havuzun üzerine yerleştirdik; böylece iki spor işlevi bir araya geldi. Cephesindeki cam bölümde endüstriyel araçların fotoğraflarından oluşan bir sanat çalışması da var ve yapı, yan cephelerinden apartmanlara bağlanıyor.

Tamamen yayalaştırılmış proje alanında sokak kamusallığı, özel ve kamusal alan
Gazhane biçimindeki konut birimlerinin cephesini sarmalayan çelik strüktür ve oluşturduğu dış mekanlar
Vaziyet Planı

DÇ: Eski depo ve gazhaneler gibi farklı sanayi yapılarından referans alan tipolojileri kullandığınızı, endüstriyel karakteri mimari bir ifade olarak tasarımda benimsediğinizi görüyoruz. Strüktürel kararları nasıl verdiniz, malzemeleri nasıl belirlediniz? Bu mimari öğeler birbirleriyle ve alanın karakteriyle nasıl ilişkileniyor?
RS: Malzeme olarak cam ve tuğla kullandık. Yüzme havuzundan oluşturduğumuz azametli blok, daha önce burada bulunan depolarla görsel olarak ilişkileniyor. Gazhane formundan ortaya çıkan blokları saran iskele benzeri metal strüktürler ise apartmanların dış mekanlarını oluşturuyor aynı zamanda. Diğer blokların tümü, farklı sınırlar içinde aynı tuğla kullanımıyla, malzeme bağlamında bir bağ kuruyor. Fakat her biri; tuğla işçiliğinde, cephedeki metal strüktürde ya da evlerin önündeki kırmızı kapılarda görülebileceği üzere çok farklı detaylara sahipler.

DÇ: Peki proje yalnızca malzeme, yapı tipolojileri üzerinden görsel nitelikte bir bağ kurmanın ötesinde geçmişle nasıl ilişki kuruyor?
RS: Alanda, bütün yapıları ve gazhaneyi birbirine bağlayan tren hattının da dahil olduğu bir sistem vardı. Planı yeniden şekillendirirken araçları zemin kotundan çıkarmak için aynı organizasyonu kullandık. Araçlar şu an sokak seviyesinin altında. Bu sayede zeminde, sokakta, yayalar ve bisikletliler için daha çok kullanılabilir alan var. Bu, aynı sistemi yeniden kurmaktan daha fazlasını ifade ediyor.

DÇ: Mimariye dahil ettiğiniz sürdürülebilir sistemler var mı?
RS: Buradaki yapı yönetmeliklerine göre uygulamamız gerekenden daha fazlasını kullanmadık. Isıtma ya da güneş paneli gibi gereklilikler elbette var ama özel bir uygulama yok diyebiliriz. Fakat uzun bir süre araç trafiğini nasıl zemin altına alacağımızı düşündük ve belki de bizim becerimiz de birtakım sürdürülebilir sistemlere sahip olmaktan ziyade, projenin yüzeyinde yaptığımız bu müdahale olabilir. Ben bu durumun 100 sene gibi bir süre devam edeceğini düşünüyorum. Kamusal mekanların ölçeği, sürekliliği olmayan yüzeylere göre çok daha uzun ömürlü olacak.

DÇ: Ben de bu noktaya gelecektim. Kullanıcıların çevre ile ilişkisini kurgularken neleri temel aldınız? Kamusal ve özel açık alanlar arasındaki ilişkiyi nasıl öngördünüz?
RS: Yapmak istediğimiz şey, kamusal alanlardan apartmanlara geçişte o evlerde yaşayanlar tarafından kullanılan bir bölge (zone) oluşturmaktı. Böylece sakinler kendi eşyalarını yerleştirip kişiselleştirebilecekleri alanlara sahip olabileceklerdi. Pek çok detay tasarımı yaptık. Bitkiler kullanarak iki metrelik alanlar yarattık, girişlere saçaklar yerleştirdik, teras evlerin bazılarının önünde de kendi açık mekanlarını yaratan çitler var. Yani esas olarak amaç, insanlara özelleştirebilecekleri, kendi evlerine, mekanlarına bir kimlik de kazandırabilecekleri, kamusal alan ile yapı cepheleri ya da özel alanlar arasında bir geçiş bölgesi yaratmaktı.

Alanın 1938 yılına ait hava görüntüsü
Gazhane’lerin halihazırda işlerkenki döneminden görüntüler
Gazhane’lerin halihazırda işlerkenki döneminden görüntüler

DÇ: Dönüşüm geçirmiş bir bölge olarak bu yeni mahallenin şehirle ilişkisi nasıl?
RS: Şu var ki, proje zaten orada var olan kent dokusunun bir parçası ama aynı zamanda şehrin bu bölgesine yeni bir ek. Proje inşa edilmeden önce şehirde büyük bir boşluk vardı. Bence bölgedeki insanlar da bir yerden başka bir yere giderken artık hoş bir kent parçası ile karşılaşmaktan dolayı mutlular. Eskiden tren istasyonuna gitmek demek, kentin bu parçasının etrafından dolanmak demekti. Şu anda ise içinden geçerek gidiyorlar. Bu durumun şehre verdiği katkı, bu bölgede bütünle bağdaşan bir ortam yaratma konusunda çok yardımcı oldu.

DÇ: Proje gerçekleştirildikten sonra oradaki yaşamı takip ediyor musunuz? Tasarım niyetlerinizin mukimlerin ihtiyaçları ve istekleri ile uyuştuğunu düşünüyor musunuz? RS: Mahalle sakinlerinden bazı geri dönüşler aldık; genel olarak proje ile övünüyorlar, iyi bağlar kurduklarını da gözlemliyoruz. Mekan üretimi ve buraya katmaya çalıştığımız hissiyat şu an gerçekten çalışıyor. Kulede yaşayan, bir kısmı daha yaşlı bir grup insanla görüştüm; aileler işe gittiğinde aşağı katlarda yaşayanların çocukları ile ilgileniyorlar. Ayrıca yapmak istedikleri şeylerle ilgili bizden görüş alıyorlar. Mesela bazı noktalara güneş kırıcılar koymak istedikleri için 4-5 kişi gelip kulede yaşayan herkes adına bizimle görüştü. Ya da etkinlik düzenlemek veya dış mekanları temizlemek gibi şeyler için de organize oluyorlar; birbiriyle ilişki de kuruyorlar böylelikle. Bunları duymak güzel, burası en nihayetinde gerçek bir mahalleye dönüşüyor gibi görünüyor.

Etiketler:

İlgili İçerikler: