Bir Proje, İki Mimar, Çok Yönlü Tartışma

AYÇA VURAL-CUTTS

İngiliz Kraliyet Mimarlik Enstitüsü (RIBA), 8 Mart - 25 Haziran 2017 tarihleri arasında Mies van der Rohe + James Stirling: Circling the Square sergisine ev sahipliği yaptı. Meydanı Çevreleyen ya da Kareyi Daireselleştiren olarak Türkçeye çevirebileceğimiz serginin adı, içeriğini yansıtmakta. RIBA, sergide Mies van der Rohe ve James Stirling’in aynı arsa için önerdikleri iki ikonik projeyi bir araya getirmiş ve 20. yüzyılın en tanınmış mimarlarından ikisinin tasarım yöntemlerini karşılaştırarak, amacı ve görünüşü birbirine tamamen karşıt olan iki mimari yaklaşımı bir arada sunmuş.

Londra’nın en yoğun iş merkezlerinden Bank’te yer alan, James Stirling’in postmodern No 1 Poultry binasının geçmişi de mimarisi kadar tartışmalı. Mies van der Rohe hayranı milyoner yatırımcı Peter Palumbo’nun vizyonu, başlarda Stirling’in pembe çizgili postmodern binasından çok farklıymış. Palumbo, 1962 yılında Chicago’da Mies van der Rohe’yi ziyaret ederek projenin tasarım görevini ünlü mimara vermiş. Mies’in Seagram binasını hatırlatan modern önerisi, Londra halkı ve Palumbo tarafından heyecan ile karşılanmış. 19 katlı, bronz doğramalı cam ofis binası, kamu için tasarlanmış bir meydan ve yeraltı alışveriş merkezinden oluşan projeye 1969 yılında belediye tarafından imar izni verilmiş. Projeye imar izinin verilmesinden üç ay sonraysa Mies van der Rohe hayatını kaybetmiş.

No 1 Poultry, fotoğraf: Janet Hall, RIBA Collections
Circling the Square sergisinden, fotoğraflar: Francis Ware
Circling the Square sergisinden, fotoğraflar: Francis Ware
Mies van der Rohe, Mansion House Square
Mies van der Rohe’nin Mansion House Square için tasarladığı kule, fotoğraf: John Donat, RIBA Collections

Sergi, Richard Rogers’in “Mies van der Rohe’nin ustalık eseri”, Prens Charles’ın ise “dev cam kütük” olarak nitelendirdiği, Londra’daki kule tasarımını ilk kez ayrıntılı olarak açıklarken projenin yarattığı tartışmaları, politik gücün kamuoyu ve mimari üzerinde etkisini de ele almış. Proje, Mies van der Rohe’nin Birleşik Krallık’taki tek yapısı ve yaşamının son mimari projesi olması nedeniyle de önemli.

Sergide sunulan proje çizimlerinin detay ve niteliği Mies van der Rohe’nin son tasarımına verdiği önemi gösteriyor. Proje dokümanlarında çizimlerin yanı sıra, Mies’in bina için tasarladığı özel bronz kapı kulplarının detayları ve sergide de yer alan taş kül tablası örneği var. Projedeki meydan tasarımına yaklaşımı, Mies’in meydanın “şehrin” yeni kalbi olacağına dair inancını yansıtıyor. Bu meydan, projede müzik festivalleri, konserler, sergiler için halkın toplandığı bir kamusal alan olarak önerilmiş.

Modern mimari tutkunu Palumbo, Mies van der Rohe’in ölümünün ardından, projenin beraberinde getirdiği mülkiyet hakları ve finansal sorunları çözebilmek için 11 yıl uğraşmış ve Mansion House projesini gerçekleştirmek için ekstra 10 milyon pound harcamış. Ancak geçen bu sürede politik görüşler değişmiş, mimari de postmodernleşmiş. 1982 yılına gelindiğinde, proje tekrar planlama için sunulduğunda, bir zamanlar Londra’ya heyecan veren Mies’in bronz cam kulesi, tarihi bir geri dönüş olarak görünmeye başlamış. Mies'in başyapıtı olan Mansion House medyada kötülenmiş, politikacıların ve Prens Charles’in basın açıklamalarıyla, postmodern mimarların mektuplarıyla popüler bir öfke yaratmış. Projenin inşaatı için yıkılacak olan Mappin & Webb binasını savunanların tepkilerini halk soruşturması takip etmiş. Bununla birlikte, 80'li yılların ortalarına doğru Londra’daki grevler, sivil ayaklanmalar ve IRA bombalamaları nedeniyle Margaret Thatcher’lı İngiliz hükümeti için kamusal alanlar gerçek bir panik kaynağı haline gelmiş ve Mies’in önerdiği meydan istenmemiş.

Mies van der Rohe’nin kule ve meydan projesinin kesin olarak reddedilmesinin ardından Palumbo, İngiltere’nin en tanınmış mimarlarından James Stirling’e projeyi yeniden tasarlama görevini vermiş. Sonunda ortaya çıkan Mies’in önerisine tamamen karşıt No 1 Poultry binasını ise Palumba inşaat halindeyken satmış. 1997 yılında, Stirling’in ölümünden beş yıl sonra tamamlanan ofis binasının zemin ve bodrum katlarında dükkan, çatısında restoran ve çatı bahçesi bulunmakta. Bina, pembe ve sarı kireçtaşı cephesi, açılı ve dairesel geometrik formu ve saat kulesiyle Mies’in yayalaştırılmış meydan önerisinin tersine, yoğun bir trafik kavşağına hakim.

Stirling’in arsadaki yıkılacak binaların tarihsel unsurlarını tasarımında yansıttığı postmodern binası da çok yoğun tartışmalara konu olmuş ve kamuoyundan tepkiler almış. Prens Charles bu öneriyi de beğenmeyerek Stirling’in binasını “1930’ların kablosuz radyolarına” benzetmiş. 2005 yılında Time Out dergisi tarafından en çirkin beşinci bina seçilen No 1 Poultry, bütün bu negatif tepkilere rağmen, yine de uzun süren bir koruma kampanyasının ardından “ticari postmodernizmin eşsiz bir örneği” olarak tescillendi. Palumbo’nun modern hayaline tamamen tezat olan bina, günümüzde tarihi eser olarak korumaya alınmış durumda. İngiltere postmodernizminin simgesi olan No 1 Poultry, özel planlama izni olmaksızın yıkılamaz, genişletilemez veya değiştirilemez olduğundan emin olunsun diye 29 Kasım 2016’da “ikinci sınıf” tescilli bina listesine layık görülmüş. İronik olan ise, 1870 tarihli Mappin & Webb binasının listeli tarihi eser statüsünün, binayı No 1 Poultry binasının inşaatı için yıkılmasından koruyamamış olması.

Sergide sunulan iki tasarımın geçmişi, mimarlık tarihinin modernizmden postmodernizme geçiş döneminin etkilerini ve tartışmalarını içeren otuz yıllık süreci kapsıyor. İşveren ve mimarın azmine rağmen Mies van der Rohe’nin projesinin başarısızlığa uğramasının nedeni; asiller, başbakan ve Prens Charles’ın kişisel ve siyasi gücünü mimari üzerinde kullanması ve mimarlığın postmodernizme kayması olmuş. Sergide Mies’in önerisine itiraz eden önemli mektuplardan bir tanesi ise Mies’in en iyi ve en eski arkadaşı Philip Johnson’dan. Bunun haricinde 1960’lı yılların arşivinde bu tartışmalara ek olarak aşırı milliyetçiliğin endişe verici kayıtları da var; bu belgelerde Mies'in bir komünist ve bir Alman olarak kınandığından bahsedilmekte.

Daha önce gün yüzüne çıkmamış tasarım ve arşiv dokümanlarının sunulduğu sergide, Stirling ve Mies’in önerileri detaylı olarak bilgilendirilerek sunulmuş. RIBA, iki projeyi karşılaştırmalı olarak sunarken konuyu modernizm karşısında postmodernizme ve üslup karşılaştırmalarına indirgemek yerine tarafsız kalmış. Sergilenen çizimler, tarihi fotoğraflar, maketler ve orijinal el çizimleri iki önerinin ilkelerini ve fikirlerini ayrıntılı olarak açıklamış. Sergide, ayrıca dönemin gazete kupürlerine, halkın dahil edildiği proje sunumlarının fotoğraflarına ve şikayet mektuplarına yer verilmiş.

Sergide sunulan malzemelerden Mies van der Rohe’nin çalışma maketleriyle, Stirling’in ise daha çok el çizimleriyle çalıştığını görüyoruz. Mies’in yaklaşık bir metre yüksekliğinde, içinde ofis koltuklarının bile yer aldığı ayrıntılı maketi, Palumbo'nun kişisel arşivinden getirilmiş. Sergide ayrıca Mies’in yeraltı alışveriş merkezinin detaylı maketi de bulunmakta. Serginin Stirling tarafı Mies van der Rohe’nin gölgesinde kalmış olsa da, mimarın el eskizleri ve aksonometrik perspektifleri postmodern önerinin hikayesini güçlü bir dille sunuyor.

Mies van der Rohe + James Stirling: Circling the Square sergisi, mimarinin zorluk derecesini açığa vuruyor. Siyasetin, kişiliklerin, gücün ve estetik tercihlerin mimari üzerindeki etkisini ve tasarımların gerçekleştirilmesindeki zorluklarını yeniden ortaya koyuyor. Siyasi gücün, medya aracılığıyla halkın beğenisini ve tepkilerini değiştirerek mimariyi şekillendirdiğini gösteriyor. Prens Charles, günümüzde de kendini Richard Rogers’in Chelsea Barracks projesinde yaptığı gibi modern mimarinin iptal edilmesine adamış durumda, politik partilerin görüşleri günümüzde de kentsel yenileme projelerini ve büyük yatırımları kontrol ederek mimariyi biçimlendiriyor. Sergide, iki ünlü mimarın önerisinin politik bir savaşa dönüştüğünü ve geçmişte de mimari değerlerin çoğu zaman sadece estetik açıdan değerlendirildiğini görüyoruz.

RIBA’nın sergisinden çıkardığımız sonuçlardan biri de bir mimarın tasarımı herkes tarafından beğenilse ve hatta deha olarak görülse bile zamanın gereksinimleri ve yaklaşımlarının değişebildiği. En iyi tasarımlar bile zaman içerisinde gereksiz olarak görülmeye başlayabiliyor ya da beğenilmekten vazgeçilen tasarımlar yeniden beğenilebiliyor. Zira, mimarlık tartışmalarının estetiğe indirgenmesi, tasarımın sürdürülebilirliğini azaltıp ürünü kişiselleştirerek geçici kılıyor. Stirling’in binası günümüzde hem görünüşü hem kullanımındaki zorluklar yüzünden birçok negatif yorum alırken Mies’in önerisi günümüzün Londra’sında, 1980’lerde karşılaştığı direnişle karşılaşmayacaktı. Palumbo'nun modern hayalinin geliştirildiğini düşünün: Mies’in bronz cam kulesi etrafındaki mimariyi bir ayna niteliğiyle vurgulayacaktı ve günümüzün yüksek binalarının arasında büyük ihtimalle yadırganmayacaktı.

Etiketler:

İlgili İçerikler: