Hissi Yaşatmak

ASLI ÖZBAY

Kapadokya bölgesinin Uçhisar köyünde yer alan Müze Salon projesi sürdürmeyi ilke edindiği zamanın izlerine tevazuyla eklenmeyi amaçlıyor. Aslı Özbay, tarihi ve kırsal bir dokuda koruma ve mimarlık ilişkisini yeniden tartışma imkanı veren projeyi, sürecini ve tasarım kararlarını yazdı.

Yerin altının ve üstünün farklı tarihi öykülere sahip olduğu Kapadokya’da koruma ve mimarlık yapmaya soyunmak, doğru olan budur diye emin olduklarınızı gözden geçirmeyi gerektiriyor. Hele Uçhisar köyü gibi, yerle yeksan edilmiş bir tarihi dokuda çalışırken. Henüz 40 yıl önce yok edilmiş bir dokuyu canlandırmaya niyetlenince, “yeniden yapmak” caiz midir? Eskiye ait bilgi çok sınırlı olduğunda yeniden yaparken nasıl davranmak gerekir? Bütünüyle terk edilmiş bir mahalleye yeni bir işlev verirken “sosyal dokuyu da koruma” kavramı nasıl ele alınır? gibi sorulara yıllardır yanıt arayan uzun soluklu bir kırsal dönüşüm projesi, bu tartışmaları besleyecek bir dizi örneği içinde barındırıyor. Müze Salon projesi de bunlardan biri.

KORUMADA YOL AYRIMI
Kapadokya, etkileyici topoğrafyası bir yana, yaklaşık 3000 yıl geriye giden yeraltı yerleşim geleneğinin heykelsi güzellikteki mekanları ile de çok çekicidir. Köy siluetlerinde gözü okşayan kübik kagir dokuların altında illa ki birbiriyle ilişkili bir mağaralar sistemi yer alır. Bunlar, o dokudaki sivil yapıların en eski ve öncü mekanlarıdırlar. Cumhuriyet döneminde bile yaşamın bütünüyle mağaralarda geçtiği köylere rastlanır: 1960’larda boşaltılan Zelve’de örneğin, kagir ev neredeyse yoktur ve tüm konutlar vadi çeperlerindeki mağaraların içinde yer alır. Bölgedeki kagir sivil dokuların, ağırlıkla 18. yüzyıl Osmanlı dönemine tarihlendiği bilinir. Dolayısıyla Kapadokya’daki mağara mekanlar, zaman içinde farklı yaşam kültürlerini barındırmış olan (Roma, Bizans; Beylikler, Osmanlı…) çok değerli ve çok katmanlı sivil dokulardır. Bu mekanların tarihi kronolojisini ve işlevini anlamak için mağara yüzeylerindeki izleri-delikleri anlayabilmek gerekir. Deliklerin anlamını öğrendikçe, bugün artık işlevini yitirmiş olan “şırahane”, “güvercinlik”, “tafana”, “danalık” gibi gündelik sivil mekanları şapel, saray, manastır gibi anıtsal ortak alanlardan ayırmaya başlar deneyimli gözler. Bu algı gelişimi, mekanların tarihini belirlemek açısından elzemdir.

Kazı çalışmaları sonucunda ortaya çıkan bezirhane ve değirmen taşı; fotoğraf: Argos Yapı

Ne yazık ki köylerdeki bu son derece değerli mağaralar sistemi ileri düzeyde tahribata uğramış durumda. Turizm kaynaklı restorasyonlara kurban giden birçok özgün yeraltı dokusundan bugün artık eser yok. Bürokrasisiyle sabır tüketen proje süreçleri ve bir türlü denetlenemeyen uygulamalar, sivil dokudan geriye pek az özgün mekan bıraktı. Geleneksel mağara özelliklerini turistler için yeterli bulmayan (?) yatırımcılar, yeraltı dokularını oyarak genişlettiler, dönüştürdüler ve tarihi bilgiyi büyük ölçüde yok ettiler. Bu kayıp öylesine boyutlara ulaşmış durumda ki, bugün Kapadokya’daki koruma önceliğini, yeraltında hala bozulmadan kalabilmiş özgün mağaralar sistemini kurtarmaya odaklamak şart oldu.

YERİN ALTINDA SAKLI KALAN TARİHİ
Yeraltının neden bu denli değerli olduğunu anlamak için Müze Salon projesi iyi bir örnek. Yapının içinde yer aldığı Argos in Cappadocia, otel görüntüsü altında, Uçhisar köyü içinde 22 yıldır sürmekte olan çok boyutlu bir kırsal dönüşüm projesi. Köyün 1970’lerden itibaren yok edilmiş bir mahallesinde, yerin altını ve üstünü aşama aşama kurtararak hayata döndüren bu sabır işi projenin yaratıcısı Gökşin Ilıcalı’nın deyimiyle burada “topyekun bir ‘sosyo-kültürel adam etme’, Kapadokya için bir ‘iade-i itibar’ çabası” sergileniyor. Argos projesi sayesinde, sadece mimari koruma kapsamında yapılanlar sonucu Uçhisar’ın Bizans dönemi kilise ve manastır mekanlarından, tarihi bilinmeyen yeraltı su kanallarına varana dek birçok antik değerde mekan ortaya çıkarıldı, belgelendi, restore edildi ve özenle korunuyor.

Uçhisar Aşağı Mahalle 1960'lar
Uçhisar Aşağı Mahalle 1990'lar
Uçhisar Aşağı Mahalle 2014

Projedeki tavır, kamusal alan kullanımına özen gösteriyor: “otelin koridorları” diyebileceğimiz mahallenin tüm sokakları köylüler ve ziyaretçiler tarafından serbestçe kullanılıyor; kilise, şapel gibi mekanlar yine herkesin deneyimleyebileceği ortak alanlar olacak şekilde işlevlendiriliyor; proje alanında her gün misafirler için tanıtım gezileri yapılıyor, mekanların öyküleri anlatılıyor… Yerin üzerindeki harabeye dönüştürülmüş alanda ise kısmen rekonstrüksiyon, kısmen de yeni ilaveler yöntemiyle doku yeniden hayat buluyor. Müze Salon binası da, yeraltındaki bulguların koruması yanı sıra, kısmen rekonstrükte edilen, kısmen de yeni eklerle geliştirilen bu büyük ölçekli projenin karakteristik örneklerinden biri.

NEYE NİYET NEYE KISMET
Müze Salon projesi sayesinde yerin altından, köyün yıkılarak yok olmuş bir endüstri tesisine ait kalıntılar keşfedildi. Proje alanında yer aldığını bildiğimiz ama 1970’lerde sökülerek harap edilmiş iki taş evin temel izlerini ararken çamura saplanan traktör tekerleğinin açtığı çukuru derinleştirerek beklenmedik izlere ulaştık. Zemin altında bulduğumuz kayaoyma değirmen yatakları, “katır kanalları”, hatta koca bir seramik küp, oradaki evlerden çok önce var olan antik bir bezirhaneden geriye kalanları gözler önüne serdi. Bezir yağı (keten tohumundan üretilen yağ) elektrik öncesi dönemde, evleri aydınlatan kandiller için yakıt olarak kullanılan çok değerli bir malzemeydi. Her köyde birkaç bezirhane olduğunu ve bu üretimhanelerin, dönemin en iri mekanlarından olduklarını biliyorduk. Bazı köylerde birden fazla bezirhane olduğunu da biliyorduk ama Uçhisar’ın bu noktasında bir bezirhane olacağını kimse hayal edemezdi. Sürpriz bezirhanenin kayaoyma zemin bölümleri yerin altında gömülü kaldığı için çok iyi korunmuştu.

Kazı çalışmaları sonucunda ortaya çıkan bezirhane ve değirmen taşı
Kazı çalışmaları sonucunda ortaya çıkan bezirhane ve değirmen taşı
Müze Salon inşaatından
Müze Salon inşaatından
Müze Salon inşaatından
Müze Salon inşaatından
Müze Salon inşaatından
Müze Salon inşaatından; fotoğraflar: Argos Yapı

Kazılar sonrası ulaştığımız zemin bilgileri, üretim atölyesinin ne denli büyük ve özgününde bütünüyle kaya içine oyulu bir yer olduğunu gösteriyordu. Kim bilir hangi yüzyılda yaşanmış bir kaya kopması nedeniyle yıkılarak yok olan bezirhanenin yerine sonradan yapılan iki ev, muhtemelen 18. yüzyıl sonrası bir döneme tarihleniyordu. 1970’lerin yıkım furyasında o evler de sökülerek yok edildiler. Böyle bir tarihsel öykünün üzerine bu alanda yapılması istenen yeni proje, bir yandan eski bezirhanenin, diğer yandan yıkılan evlerin izlerine sadık kalarak tasarlandı. Sonuç olarak ortaya çıkan karma programlı yapı, zemin katta bezirhane kalıntılarının cam döşemeler altında izlenebildiği çok amaçlı bir salon ile sergileme ve servis ünitelerini barındırıyor. Üst katta ise, yıkılan iki konutun doku içindeki morfolojisini sürdüren iki süit oda yer alıyor.

Tasarlanan yapı, Argos projesinde başından bu yana benimsenen projelendirme ilkelerini gözetiyor: Burasının kırsal bir alanda, 11. yüzyıldan sonra Türkmen kültürü ile dönüşmüş mütevazı bir köy olduğunun farkında olmak; yeraltında bulunan özgün izleri dikkatle koruyarak alandaki gerçek tarihi hikayeyi, mekanlar üzerinden okuyabilir olmak; yeniden yapılması planlanan ünitelerin kütle büyüklüklerinde ve doluluk-boşluk detaylarında özgüne sadık kalmak; geleneksel yapım tekniklerini, çağdaş teknolojileri de kullanarak uygulamak ve yerel zanaatı yaşatmak; yeni dönem eklerinde kendini ayrıştırmak uğruna cam-çelik vb. malzeme ile aykırılaşarak yeniyi öne çıkarmak yerine yerel malzeme kullanımını sürdürerek dönem farkını mimari detaylandırmalarda hissettirmek; ayakta kalabilmiş dokuya saygıda kusur etmemek ve köy dokusu içinde asimile olmak…

Uçhisar köyünde bulunan Müze Salon; fotoğraflar: Yerçekim
Müze Salon’a giriş
Zemin kotta bezirhanenin izleri
Otelin koridorları olarak anılan sokaktan Müze Salon’a bakış
Uçhisar manzarası
Müze Salon’un açık alanlarından yerleşimin manzarası
1970 sonrasında sökülen evlerin izleri üzerine yerleşen süit oda

Bu prensipler çerçevesinde neyin nasıl yapıldığını bazı detay örnekler üzerinden anlatmak daha kolay olabilir: Projenin en çetrefilli bölümü, çok farklı yüzyıllarda yapılan, farklı işlevlere sahip iki ardışık binanın geri kazanımı için uğraşırken bir tür süper-pozisyon yapma zorunluluğu oldu. Alt kottaki bezirhane alanını yekpare olarak, nasıl bir işlevle ve nasıl bir teknikle koruyacağımız bir problemken üst kottaki yok edilmiş konut dokusunu da geri kazanmayı hedefliyorduk. Bezirhane alanı fazla iri ve dokuyu zorlayan bir kütle gerektirirken yukarıdaki konut üniteleri konvansiyonel kübik parçalar halinde yükselmeliydiler. Argos yönetimi zemin kattaki alanı, Kapadokya’daki bezirhanelerin öyküsünü anlatacak bir ortak kullanım alanına dönüştürme kararı aldı. Yerin altından çıkan kayaoyma değirmenleri ve kanalları çelik-cam bir döşeme ile mekanın ana objesi haline getirdiğimiz yeni salon, zemindeki tarihi güzelliği destekler nitelikte olmalıydı. Bezirhane alanını örten tavan, mekanın ana kararlarının da belirleyicisi oldu. Kapadokya mimarisinin geleneksel kaburga-tonoz sistemine referans veren ama alışılmışın dışında büyük bir mimari eleman olan taş tavan, hem boyutları hem de basık formuyla geleneksel olandan farklılaştırıldı. Kesme taş ile inşa edilen tonoz kendini taşırken tonoz üzerindeki odalar, çelik bir karkas sistemle desteklendi. Restorasyon prensipleri açısından belirginleşmesi önemli olan dönem farkı formlardan, boyutlardan, yüzeylerdeki desenlerden izlenebilir hale getirildi: Bezirhane cephesindeki taş doku tasarımı ve kapı-pencere boşluklarının boyutları, dış mekandan başlayarak burada “yabancı ama saygılı” bir yeni unsur olduğunun haberini verecek şekilde tasarlandılar. Bezirhane dışındaki konut yapılarını barındıran bölümlerde, geleneksel taş duvar örgü tekniği sürdürüldü. Sonuç olarak, Müze Salon projesiyle, bir yandan yeraltından ortaya çıkarılan tarihi izler korunarak kamusal anlamda sergilenmeye imkan yaratılırken diğer yandan yamaç dokusunun yok edilmiş kagir üniteleri, yeni bir işlevle doku içindeki yerlerine iade edildiler.

“YERİN RUHU” MESELESİ
Yapının 2018 yılında bir dizi ödüle layık görülmesi, koruma yaklaşımlarında yeniden yapmanın doğruluğu-yanlışlığı, yeni olanın kendini belirgin şekilde ortaya koyma biçimleri çerçevesinde tartışılır oldu. Bu tartışma layıkıyla gelişirse bugün de sadakatle izlenen bir dizi kabulün yeniden mercek altına alınması ve örneğin Venedik Tüzüğü yorumları doğrultusunda uygulanmış birçok kitabi örneğin yeniden değerlendirilmesi, ufkumuza yararlı bir kanal açabilir. 30 Kasım 2018’de Bursa Mimarlar Odası’nın düzenlediği bir koruma sempozyumunda Prof. Dr. Can Binan sayesinde uluslararası toplantılarda süregelen anlamlı bir tartışmanın varlığından haberdar olduk: 50 yıldır yapılmakta olan restorasyonlarda, teorik/bürokratik açıdan uygun ama birçoğu zamanın izlerini koruyamayan örnekler ortaya çıkmasının eleştirildiğini aktardı Binan. Korumanın anayasası kabul edilen Venedik Tüzüğü ile benimsenen ilkelerin, eskinin izini ve ruhunu sürdürmeyi başaran restorasyon ürünleri verme konusunda yetersiz kaldığına dair uluslararası ölçekte eleştiriler yapıldığını öğrendik.

Sergileme alanının girişi ve üzeri çelik-cam örtülen değirmen ile kanallar; fotoğraflar: Yerçekim
Süit odalardan iç mekan görüntüsü
Süit odalardan iç mekan görüntüsü
Süit odalardan iç mekan görüntüsü

Tarihi dokuda mevcuda saygı ve yeni yapılanın mütevazı olması prensibi, kanımca bu sorunu aşacak ipuçlarını veren kavramlar: saygı ve tevazu. Hele ki Uçhisar gibi kırsala özgü doğallığın ve sadeliğin olanca ağırlığıyla kendini gösterdiği bir atmosferde, mimarın daha kontrollü olması gerekiyor. Doku içerisinde gezenlerin algılamayı beklediği “tarihi köy” atmosferinde, kendi yaptığını öne çıkarmaya kalkışmadan ve tarihi bilgi konusunda izleyenleri yanıltmadan ortaya koyulacak mimari ürünler, her seferinde o yere özgü detaylarla tasarlanmayı gerektiriyor. Bu yaklaşımı içine alan “Yerin Ruhu”/“Genius Loci” kavramının restorasyon dünyasında da tartışılması çok sevindirici bir gelişme. Buradan devam ederek altını çizmek isterim ki, gerek Argos projesi genelinde, gerekse Müze Salon örneğinde, yapıların işlevi topyekun değişse de, birçok yapı yeniden yapılmayı gerektirse de, eskilerin yanına yeni eklemeler de gelse, Uçhisar köyünün yüzyıllar öncesinden bugüne taşıdığı hissiyatı kaybetmemek, ulaşmaya çalıştığımız temel hedeftir.

Vaziyet Planı
2014 rölöve - 2017 restorasyon

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL