Kamudan Geriye Ne Kalacak?

KORHAN GÜMÜŞ

"Azınlık" mülklerinin bir bölümüne devlet el koymuştu. Bir çoğuna da şimdiye kadar imar, onarım izni bile verilmiyordu (bu keyfi yasağa yakından tanık oldum). Bugün sorun çözülmüş gibi gözüküyor; ancak bu defa da iktidarın yukarıdan yönlendirmesi ile yatırımcılar bu mülklerin değerlendirilmesi için adımlar atıyorlar (bkz. Pangaltı'da İnci Sineması'nın da içinde olduğu Mihtaryan Manastır Mektebi Vakfı’na ait yapı adası, Şişli'de Karagözyan Vakfı, Elmadağı'nda Surp Agop Vakfı). Yapılmasın deseniz zor. Bugüne kadar kasıtlı olarak özgürlükleri zaten engellenmiş. Herkesin yaptığını onlardan mı esirgeyeceksiniz? Yapılsın deseniz o da zor. Bu gidişle "azınlıklar"a ait kamusal alan olarak yalnızca bazı dini yapılar kalacak. Onların şehrin kamusal hayatından silinmeleri, yoklukları tescil edilmiş olacak. Geçmişte şiddet yoluyla kamusal alandan silindiler. Bu defa da neoliberal düzen kamusal varlıklarını kazıyacak. Biliyorum, kamusal deyince "azınlık" vakıflarındaki arkadaşlar ürküyorlar, aman sus diyorlar. Zaten zorla kurtardık, şimdi kamusal alan deyince gene devlet el koymaya kalkacak!

Oysa sorun "azınlık" kamusal alanlarının Lozan'a göre özel alana itilmiş olmasında. Tüzel kişilikleri tanınmıyor ve bu gerçekte bütün sivil toplum için temel bir sorun. Bu meseleyi yalnızca kültürel miras boyutunda ele almamak, daha kamusal bir durum olarak çok boyutlu irdelemek gerekli. Ancak bunu yapacak kapasite de yok. Sorun vakıfların piyasa mekanizmalarına teslim olması.

Benzer bir durum da resmi kamusal alanda yaşanıyor: Marmara Üniversitesi şehir içindeki 2500 dönüm büyüklüğündeki on dört adet kampüsünü boşaltıyormuş. Üniversiteye aynı büyüklükte Maltepe’deki askeri arazi verilmiş. Boşalan araziler TOKİ’ye devredilecek ve imar yoğunluğu artırılarak satılacakmış. Üniversitenin şehir içindeki binalarının bulunduğu araziler kıymetlenmiş. Bu operasyonla 300 milyar TL elde edilmesi bekleniyormuş.

Daha pek çok örnek sıralanabilir. Bu haberde tuhaf olan ne? Tuhaflık Üniversite ile yapılan işin yan yana gelmesinde. Birbiriyle çelişen, zıt anlamların, işlevlerin yan yana gelmesine ya da bir arada kullanılmasına “oksimoron” ilişki deniyor. Örneğin söz konusu olan son zamanlarda adı sıkça geçen ayrıcalıklı bir inşaat şirketi olsa ve kamuya ait bir yeşil alanı imara açmaya, bundan haksız kazanç sağlamaya çalışsa belki kızarız, ama şaşırmayız. Bunu yapanın adı “üniversite” olduğu zaman şaşırıyoruz.

Bir de elbette ki bu duruma hiç şaşırmayanlar, yapılanları savunanlar olmalı. Meseleye onların gözünden bakmayı deneyelim.

Soru: Şehirle üniversitelerin ilişkisi nedir? Örneğin mezarlıkların (dahi) şehirle bir ilişkisi vardır. Camileri, okulları, parkları yok edip, şehir dışına atabilir misiniz? Üniversite dediğimiz kurumların şehirle ilişkisi farklı mı?

Cevap: Üniversiteler, tıpkı fabrikalar gibi şehirle bir ilişkileri olmayan, nereye yerleştirilirse orada iş gören kuruluşlardır. Bu nedenle üniversitelerin kolay yönetilmesini sağlamak, daha fazla öğrenciye eğitim vermek, değerlenen arazilerini piyasa koşullarında yeniden değerlendirmek için zaman zaman yer değişiklikleri yapılır (hele hele arazileri değerliyse). İstanbul’da otel, rezidans olabilecek çok sayıda üniversite bulunuyor. Bunları şehir içinde tutmak, işgal ettikleri yerlerin değerini bilmemektir.

Soru: Peki üniversiteler şehirle birlikte gelişmiş olsalar, şehirle ilişki kursalar daha iyi olmaz mı? Bunun dünyada bir dolu örneği var. Bu üniversitelerin de hiç şüphesiz arazileri değerli. Ama o üniversitelerin bu şehirlere kattıkları değer daha önemli.

Cevap: Üniversiteler bilgi üretir ama kendileri ile ilgili karar üretemezler. Kentsel dönüşüm uygulamaları ile üniversitelere de piyasanın kurallarını, fırsatlarını sağlamak gerekir.

Soru: Eğer gerçekten yer değiştirmeleri gerekiyorsa boşaltmış oldukları şehir içindeki sınırlı yeşil alanların imara açılması, yüksek imar yoğunlukları verilerek satılması, otellere, rezidanslara, AVM’lere dönüşmeleri şart mı? Üniversiteler diploma vermek dışında, şehir içindeki kurumlarıyla yerel istihdam yapısının gelişmesinde, deneysel çalışmaların üretilmesinde, gençlerin eğitiminde başka roller de oynayamazlar mı? Bu yapılar, bu kamusal alanlar halka hizmet veremezler mi?

Cevap: Üniversite bile olsanız, artık meselelere şirket gibi bakmak zorundasınız. Ayrıca bu kamusal alanları kim yönetecek? Başka çare var mı?

Bu cevapları az çok duyduklarımdan derledim. Üniversitelerin kentsel dönüşümden pay almasını isteyen yöneticilerinin kafaları bu şekilde çalışıyor. Bir uçta şehri, toplumu tasarlanacak bir nesne olarak olarak gören, bilgiyi kendi kamu yararını temsil etmek için bir araç olarak kullanan, bu nedenle kendisiyle ilgili bir enerji üretemeyen bir yönetim zihniyeti. Diğer uçta, bu tepeden inmeci bilim anlayışının bir sonucu olarak şehirsel hareketlilikle, gelişmelerle ilişki kuramayan, yalnızca bir şirket gibi kendi çıkarını temsil eden bir yaklaşım.

Oysa adı "kapitalist sistem" de olsa üniversitelerin, kamunun mantığının piyasadan ayrı çalışması gerekli.

Etiketler: