Bilgen Coşkun ve Dilek Öztürk, UN-Habitat Şehir Planlama ve Tasarım Bölümü’nden Christelle Lahoud, Pontus Westerberg ve Klas Groth ile kentleşmenin hızla arttığı günümüzde katılımcı planlama anlayışı ile akıllı şehir tasarımı üzerine konuştu.

UN-Habitat’taki (Birleşmiş Milletler İnsan Yerleştirme Programı) çalışmalarınızın kapsamı nedir?
UN-Habitat, 1976’da Vancouver’da düzenlenen Habitat I Konferansı’nın bir sonucu olarak kurulan, şehir ve ilçelerde sürdürülebilir gelişimi sağlamak için görevlendirilmiş bir Birleşmiş Milletler ajansı. Dünya hızla şehirleşiyor. Dünya nüfusunun yarısından fazlası şehirlerde yaşamakta ve bu oranın, 2050’ye kadar göç ve nüfus artışıyla beraber üçte ikinin üzerine çıkması bekleniyor. Şehirler, büyümenin itici güçleri. Fakat aynı zamanda bazı konularda zorluklar da doğuruyorlar; örneğin adil ve eşitlikçi sosyal, ekonomik ve çevresel gelişim açısından. UN-Habitat olarak, bu meselelerde şehirleri ve yönetimleri özgün projeler veya daha kapsamlı programlarla destekliyoruz. Aynı zamanda uygulama ve deneyimlerle edinilen bilgi ve tecrübeyi de paylaşıyoruz. Genel merkezimiz Nairobi, Kenya’da bulunuyor; dünya genelinde ofislerimiz var ve 90’dan fazla ülkede çalışıyoruz. 1996’da İstanbul’da gerçekleştirilen Habitat II Konferansı’nda ise, yeni milenyum için hedefler ve istikametler sağlamak üzere Habitat Gündemi belirlenmişti.

Bize kendinizden ve profesyonel kariyerinizden bahsedebilir misiniz?
UN-Habitat’ta şehir planlama, mimarlık, kentsel gelişim politikaları üzerine çalışmış insanların yanı sıra arazi yönetimi, yasal konular, ulaşım ve mobilite, iklim değişikliği ve kent yönetimleri konusunda özelleşen uzmanlarla birlikte kentsel gelişim konusunda, çeşitli takımlar halinde çalışıyoruz. Aynı zamanda yeni teknolojiler, akıllı şehirler ve kentsel gelişime yönelik inovatif yaklaşımlara daha derinlemesine bakan uzmanlarımız da var.

Yaratıcı, akıllı ve kapsayıcı şehirler ile ilgili yaklaşımınız nedir?
UN-Habitat, sürdürülebilir kentsel gelişimi teşvik etmek için sürekli olarak yeni ve alternatif yaklaşımlar aramakta. Yakın zamanda sınırları zorlayıcı inovasyonun, gelişen ekonomilerde şehirleri daha sürüdürülebilir hale getirmekteki rolü üzerine bir araştırma gerçekleştirdik. Bu araştırma sonucunda geliştirdiğimiz akıllı şehir imar planı, dijital teknolojiler ve inovasyonu, Rwanda yönetimi tarafından şehirlilerin yaşam kalitesini yükseltmek için kullanıldı.

Bunu gerçekleştirmemizi sağlayabilecek birçok teknik araç ve metot var, fakat bizim için mevcut -teknik, insan veya doğal- kaynakları en iyi şekilde kullanabilmek de akıllı bir şehre karşılık geliyor. Akıllı bir şehir aynı zamanda o bölgedeki yerel halk, iş sektörü, akademik ve diğer alanlardan paydaşların katılımının gelişme sürecindeki öneminin de farkında olmalıdır. Kapsayıcılık, sadece belirli bir proje veya insiyatifin gelişim sürecinin bir parçası olmakla ilgili değil; kimlik, kültür ve aidiyetle de ilgilidir. Kapsayıcılık bir şehirde yaş, cinsiyet, din ve kültürel birikime bakmaksızın, toplumun tüm kesimlerinin bir yere, alana sahip olması anlamına gelir.

Teknolojik gelişmeleri projelerinizle nasıl bütünleştiriyorsunuz?
Bunun en az iki bakış açısına bağlı olduğu kanaatindeyiz. Bir yanda UN-Habitat, çeşitli teknik araçları gelişim sürecinin bir parçası olarak tanımlamaya ve uygulamaya çalışıyor. Bu teknik araçlar, gelişim sürecini görselleştirmek, canlandırmak ve kılavuzluk etmek için harika bir yol olabilir. Aynı zamanda komüniteleri gelecekleri hakkındaki tartışmalara dahil etmek için de kullanılabilir.

Yeni teknolojileri yapılı çevrede uygulamak ise, var olan bilgi ve veriye erişimin yeni fırsatlar açtığı diğer perspektif. Bu, örneğin teknik altyapı sağlanması, mobilize ve nakliye, enerji tüketimi (ve tasarrufu) gibi birçok konuda uygulanabilir. Bu tür teknolojilerin kullanımı ise iyi bir temele dayanmalı. Bu da yapılı çevreyi etkili planlamak ve tasarlamak anlamına geliyor; bu bizlere birçok farklı çözüm sunabilir. Tabii ki güçlü bir şehir planlaması aynı zamanda, kısa ve uzun vadede, gerçekçi ve sağlam bir finansal çözüm gerektirir.

Block by Block, Seferihisar’da1 da uygulanmakta. Bize bu projeden bahsedebilir misiniz?
Block by Block inisiyatifi aslında oyun platformu Minecraft’ın kurucusu Mojang şirketi ve UN-Habitat arasında bir işbirliği olarak başladı. İnisiyatif temelde, teknik araçları planlama ve tasarım sürecine dahil etme olanağı sunuyor. Katılımcılar, genellikle şehir ve ilçelerde kamusal alan planlamasıyla ilişkilendirilen gelişim süreçlerine “uygulayarak” dahil olma fırsatı buluyor. UN-Habitat bu yöntemi dünya genelinde uygulayarak olumlu ve somut kazanımlar elde etti.

İsveç ve Türkiye’nin “Equal Spaces: Yaratıcı, Akıllı, Kapsayıcı Şehirler” projesindeki işbirliğinin lansmanında, Block by Block sürecine Seferihisarlıları ve özellikle Çocuk Belediyesi’ni dahil etme fikri ortaya çıktı. Bunu, yalnızca ilçedeki gelişim ve Seferihisarlıların buna dahil olmasında değil; yaratıcı, akıllı ve kapsayıcı şehirler üzerine yeni tartışma konuları açmak için de faydalı olacak bir fırsat olarak gördük.

Seferihisar’daki iki gün süren atölye çalışması, 12-15 yaş arası 25 çocuğu yaz kamplarını Minecraft bilgisayar oyununu kullanarak tasarlamak için bir araya getirdi. Bir beyin fırtınasının ardından çocuklar banklar, ağaçlar, açık sinema, oyun alanları ve daha birçok öneride bulundu. Daha sonra bu önerilerini paydaşlara sundular. Öncelikli fikirler, kampın nihai tasarımının bir parçası olmak üzere seçilecek.

Seferihisar’da gerçekleştirdiğimiz Block by Block projesi, UN-Habitat’ın yerel bağlamda farklı ortaklarla işbirliğine nasıl girdiğini gösteren örneklerden biri. Burada, İsveç Enstitüsü ile olan işbirliği, sürdürülebilir kentsel gelişimi teşvik etmeyi amaçlıyor; Block by Block inisiyatifi de bu bağlamda dijital araçlar ve kapsayıcı süreçlerin yaratıcı, akıllı ve kapsayıcı şehirleri nasıl teşvik edebileceğini gösteriyor.

Dünya genelinde 1000'den fazla katılımcısı olan Block by Block atölyelerinden, fotoğraf: UN-Habitat
Seferihisar, İzmir'de gerçekleşen Block by Block atölyesinden; fotoğraflar: Abdullah Özden

Şu an Türkiye’deki başlıca projeleriniz neler?
UN-Habitat küresel olarak, çoğu ülkede bir ofis ya da proje tarafından temsil edilerek faaliyet gösteriyor. Ne yazık ki UN-Habitat şu anda Türkiye’de böyle bir varlığa sahip değil. Bununla birlikte yönetimler ve bağışçılarla işbirlikleri yapıyor. Birleşik Krallık’ın Ankara, İstanbul ve Bursa’da sürdürülebilir kentleşmeyi teşvik etmeyi amaçlayan Global Future Cities Programı’nı destekliyoruz.

Kentsel alanlarda birçok farklı aktör var: belediyeler, işletmeler ve halk. Bu farklı paydaşların istek ve tercihlerini nasıl bir araya getiriyorsunuz?
Kentsel konuların gündeme gelmesi ve tartışılabilmesi için yerel yönetimler ve belediyelerin sürekli bir biçimde çeşitli aktörleri bir araya getirmekte önemli bir rolü olduğuna inanıyoruz. Elbette örgütler ve kurumlar gibi diğer aktörler de bu rolü üstlenebilir. Önemli olan, halkın kentsel gelişim diyaloglarına katılımını desteklemek için bir alan sağlanması ve ilgili forumların oluşturulması. Bu tür bir diyalog, öncelikleri tanımlamakta ve bunların gerçek projeler ya da inisiyatiflere dönüşmesinde yardımcı olabilir.

Kentsel planlama perspektifinden bakıldığında, sizce Türkiye’nin başlıca zorlukları ve imkanları neler?
Tıpkı dünyadaki diğer birçok şehir gibi Türkiye de son on yılda hızlı bir kentleşme sürecinden geçti. Şu an Türkiye, yıllık yaklaşık %2.2 kentleşme oranıyla %75 seviyesinde. Bu sebeple gelişimi düzgün bir şekilde planlamak için uygun ve etkili yollar bulmak oldukça zor. Öte yandan, bilinçli yatırımlar ve nüfus artışıyla birlikte ekonomik gelişme ve büyüme için fırsatlar da doğuyor. Genellikle bu birlikte işleyen bir durum. Küresel olarak bakıldığında bir ülkenin gayrisafi yurt içi hasılası şehirlerden geliyor. Bu yüzden kentsel gelişimle bağlantılı imkanlar kesinlikle var.

Gözlemlerimize göre, bu zorlukları aşmak için birtakım çabalar var. Block by Block atölyesinin gerçekleştiği İzmir; kamusal alan, yol ağı ve bağlayıcılık gibi konulara bakıldığında, planlama ve tasarım bağlamlarında iyi bir ilerleme gösteriyor. İyi bir planlamayla, mevcutta var olan şehir dokusu ya da yeni oluşumlarda karma kullanımı teşvik etmek için fırsatlar da oluşuyor. Ve iyi bir bağlayıcılık ve erişilebilirlik ile birlikte karma kullanım, işleyen bir toplumsal ve ekonomik kentsel gelişim için önemli noktalardan biri. Var olan komüniteleri şehir ya da mahalle ölçeğinde diyaloga dahil etmenin, planlama sürecini güçlendireceğini ve sonucu daha sürdürülebilir kılacağını düşünüyoruz.

NOTLAR:

1 Bu röportaj 16-17 Mart 2019 tarihleri arasında Seferihisar’da organize edilen Block by Block atölyeleri kapsamında gerçekleştirilmiştir. 2012'den bu yana Mozambik, Çin ve Gazze'de de gerçekleştirilen Block by Block projesi, Seferihisar'da, İsveç Enstitüsü sayesinde, mimar H. Cenk Dereli’nin küratörlüğünde ve Herkes İçin Mimarlık Derneği ile Cut-Paper, İzmir Ekonomi Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi öğrenci tasarım kulübünün katkısıyla gerçekleşiyor. Stockholm’den Equator Architects, İstanbul’dan DDRLP, ŞANALarch, Emre Senan Tasarım Vakfı ve Herkes İçin Mimarlık Derneği’nin üyeleriyle İzmir’de çalışmalarını sürdüren mimarlar ve akademisyenler, iki günlük atölye çalışmasına katılıp çocuk, kamusal alan, katılım ve mimari tasarıma dair tartışmaları zenginleştirdiler.

*İngilizceden çeviren: Şeyda Özcan

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: