Mimari Tasarım Stüdyosunda Tektonik, Atmosfer ve Ölçek Üzerine Düşünmek: Hurda ile Bir Mimari Promenad Tasarlamak

FUNDA UZ

Mimari tasarım eğitiminde “proje stüdyosu” tasarlama ediminin, çoklu üretim ve tartışma ortamının ana izleğidir. Hem geçmiş üretimlerin temel bilgisine ve arketipal özelliklerine hem de gelecek olanın yaratımına ve kurgusuna katkı yapabilmek için özelleşmiş araştırma, yorumlama ve tartışma yöntemlerinden oluşur.1

Deneyimle biçimlenen ve zenginleşen mekan bilgisi, birbiriyle ilişkili bir ağ oluşturan “beden, ölçek, oran, deneyim, algı, atmosfer, duyular, zaman, bellek, bağlam, ışık, strüktür, malzeme, tektonik, mekansal ilişkiler” gibi kavramlardan meydana gelmektedir. Mekan algısını bu kavramlar sayesinde oluşturan stüdyo, aynı zamanda deneyimlerin kayıt edildiği, dillendirilerek paylaşıldığı ve tekrar üretildiği bir ortam oluşturmayı hedefler.

Mimarlık eğitiminin ilk yıllarında, çoklu düşünme yetisini güçlendirmenin amaçlandığı stüdyo alıştırmalarının, çok sayıda kısa, yoğun ve düşünsel arka planının eşanlı olarak temsil edilebildiği ve bu temsil üzerinden yeniden düşüncenin evrimleştirilebildiği işler olarak kurgulanması önemli görünüyor. Bu bağlamda, İTÜ Mimarlık Bölümü’nde, farklı proje ortaklıklarında ve bağımsız olarak yürütülen proje stüdyolarında, farklı vurgularla odağı ve ağırlığı yıllar içinde değişen2 işlerden biri olan ve bu yazının da içeriğini oluşturan “buluntu hurda malzemeler” ile kurgulanmış bir stüdyo egzersizi, mimari gezinti kavramı üzerinden mekan deneyimi tasarımını stüdyoda önemli bir yere konumlandırır.

Stüdyo çalışmasında, buluntu hurda parçalarının farklı malzemeler kullanılarak birleştirilmesiyle oluşturulan bir asamblajın, mimari bir promenad olarak kurgulanması temel hedeftir.3 İşin kurgulanışını belirleyen diğer iki önemli hedef ise “yer”leşmek üzerinden yaparak öğrenmek ve farklı ölçeklerde allosentrik (diğer merkezli) düşünme becerisini tetiklemek olarak tarif edilebilir. Mimari gezinti kavramı, projenin parçalarını bir araya getiren programatik bir çerçeve oluştururken küçük ölçekli var olan bir mekana eklemlenerek "yer"leşmek; atmosferiyle, malzemesiyle, ışığıyla, bedenin yapacağı hareketler ve gözün ilerleyeceği izlerle bir mekan deneyimi oluşturup bir "yer" kurmak, işin nasıl yapılacağının stratejisini çerçevelemektedir.

Bu süreç içinde farklı biçimlerde ele alınan konulardan biri, geçtiğimiz yüzyıla damgasını vuran kameranın ardındaki sinematik gözün, mimaride karşılık bulduğu “mimari gezinti” (architectural promenad) kavrayışıdır. Sinematografinin zaman ve hareket ile oluşan anlatısı, izleyicinin kavrayışını geliştirecek ardışık mekansal temsilleri oluşturur. Mimari gezinti de benzer şekilde zaman ve harekete bağlı gelişen mekansal durumlarda bedenin var oluşudur. Sinematik gözün / sinematografinin, mimari gezinti ile mekan ve temsili üzerinden kurduğu bu paralel ilişki, bu stüdyo projesini geliştirmede bir “arkhé” oluşturur. Sinema, animasyon ve hareketli imge çekiminin mümkün olmadığı ölçek ve kısıtlar nedeniyle, sadece elin ve cep telefonunun girebildiği aralıklarda ardışık fotoğrafların etkili temsilinden yararlanılmıştır.

Öğrenciler, kiminde hazır satılan 1/50 ölçekli bir maket adamını, kimi zaman kendisinin farklı eylemler halindeyken çektiği fotoğrafından oluşturduğu maket insanını kullanarak kurguladıkları mekanı, ölçek, yer, ışık ilişkisi ile tartışırlar. Bu tartışma, hem maket hem çizimler, ama daha çok da ardışık fotoğraflar üzerinden gerçekleşir. Böylelikle mekanın izleğini betimlerken, onu insan ölçeğiyle ve mekanı kuran malzeme, ışık, yüzey etkileri ile araştırmak mümkün olur. Hurdanın zaten kendisinde var olan ya da tel, lehim, mukavva birlikteliğinde bazen içgüdüsel olarak oluşan, bütünün içinde gizli kalmış, fark edilmemiş ilişkileri veya dokuları açığa çıkarmada fotoğraf çok önemli bir tasarım aracına dönüşür.

Fotoğraf, icadından bu yana diğer temsil biçimlerinin iktidarını sarsarak var olmuştur. Hareketli imgenin hayatımızı kuşattığı günümüzde, fotoğrafla ilişkimiz üzerine uzun bir tartışma açılabilir. Kısa yoldan bir çıkarımla; gözümüzün önünden hızla akan binlerce hareketli imge arasından hep daha çok, daha renkli, daha hızlı derken, fotoğrafın önünde dururuz, fotoğraf bizi durdurur. Fotoğrafı gördüğümüz “şimdi” anından, çağrışımlarla, yansımalar ve yanılsamalarla bir yarık açılır. “Geçmiş” olarak kodlanmış bir hafızanın izinden... Bu “geçen an”/ “geçmiş” bizim başımızdan geçmemiş olabilir, fotoğrafın mekanına hiç ayak basmamış olabiliriz. Ama hemen o fotoğraftaki çocuk olabiliriz, fotoğraftaki sandalye olabiliriz; fotoğraf bellek kuran güçlü bir anlatıdır.

Fotoğraf, tasarlanan gezinti kurgusuyla, tasarımcının kendisini o mekanın içinde, ölçeğinde temsil edebilme gücü ile birleşerek, aynı temsil katmanına taşır. Böylelikle mekanı anlatan bir temsil aracını (eskiz, diyagram, vb.) başka temsil araçlarına (kolaj, maket, film, vb.) aktarırken, fotoğraf aracılığında "düşünce üzerine düşünmek" mümkün olmaktadır. Mimari temsilin araçları çeşitlidir, birbirlerine aktarılırken her bir temsil ortamının kendi karakterinden gelen güçlü yönleri, çevirinin farklı kazanımları olarak karşımızdadır. Buluntu hurda malzeme ile kurulan asamblajın ana motivasyonu da, farklı kotları, doğrultuları birbirine bağlayan, oluşturulan rotadır. Ama bu rotayı mimarileştiren, malzemenin kendisinde var olan tektonik vurguları imleyen, ışık ve ölçek ile kurulan ilişkidir. Özellikle mimari tasarlama süreçlerinde tasarımcı için en önemli zorluklardan biri, aslında başka bir yerde ve çoğunlukla daha büyük olan bir şeyi, masa üzerinde küçültülmüş ölçekli bir temsil üzerinden çalışabilme problemidir. Mekan tasarımının doğası, tasarımcının kendisini başka bir ölçekte oradaki yere benzeyen ama orası olamayan bir temsil içerisinde "diğer merkezli" düşünebilme becerisini keskinleştirmesini gerektirir.4

Akışlar, bağlantılar insan ölçeği ile kurgulanırken, ışık ile imlenen tektonik özelliklerle “atmosfer” üzerine düşünebilmeyi sağlar. Tasarım eğitimindeki en kritik meselenin, düşüncenin materyalize olması, hedeflenen vurguyla söylersem, “mimarileşme” ve soyut düşünebilme arasındaki sarkaçın hareketi olduğunu düşünüyorum. Bu hareketin salınımları arasında, öğrencinin kendi yolunu bulması için yönlendirilmiş keşfe dayalı (guided discovery) bir öğrenme süreci, aracı olabilir.

NOTLAR:
1 Mimari tasarım eğitimi ile ilgili farklı akademisyenlerin görüşlerini içeren yazı için bkz. Arredamento Mimarlık, 2015/10, 294, Dosya: Tasarım Eğitimi Diye Bir Şey, sayfa:54-63.
2 2007-08, 2008-09, 2009-10 öğretim yıllarında "Ölçek Mekan" projeleriyle ve 2010-11 de "Promenad" içinde bulunduğum farklı proje ortaklıklarıyla, 2015-16, 2016-17, 2018-19 öğretim yıllarında bağımsız olarak yürütüğüm bu çalışma ile ilgili bazı yazılar için, bkz.“Birinci Sınıf: İşler 07-08/ First Year: Works 07-08”, (ed. Pelin Dursun, Sait Ali Köknar, Aslıhan Şenel, Burçin Kürtüncü, Funda Uz, Sevgi Türkkan); 2009 İTÜ ve daha önce bu çalışmanın ilk uygulamalarını sunduğumuz sempozyum için, bkz. “Promenad ile “Yer”leşme: Tasarım Eğitiminde “Guided Discovery-Yönlendirilmiş Keşif Örneği”, (Saitali Köknar ve Özlem Berber ile) “Mimari Tasarım Eğitimi: Bütünleşme 2”, Ulusal Sempozyum, 20-21 Ekim 2011, YTÜ.
3Çalışmanın kısıtları, her bir öğrencinin 1/50 ölçekte, üç farklı kot içererek, iki arkadaşına eklemlenecek ve gezinti rotasının sürekliliğini sağlayacak şekilde bir model üzerinde çalışmasıdır. Bir diğer kısıt, kurra ile çektiği bir yapı elemanını (köprü, kule, kuranglez..vb) kullanma zorunluluğudur.
4Bir öğrencinin modeller ve çizimler kullanarak, temsili insan bedeni üzerinden, allosentrik (diğer merkezli) düşünmeyi tetikleyerek, projenin ilerlemesi için gerekenin, amaçlananın olup olmadığını denetleyen kontrol mekanizmalarının ağırlığını yürütücüden öğrenciye aktarır. Mimari gezinti, projenin hedefini şekillendirirken, sürecini “yerleşmek”, denetimini “diğer merkezli düşünebilmek” çerçeveliyor ve yönlendirilmiş keşfe dayalı (guided discovery) bir öğrenme süreci kurgulanmış oluyor.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: