Muğlak Standartlar Enstitüsü Tefrikası Bölüm 4: Tepeleme

AVŞAR GÜRPINAR

Ufak tefek bir figür, hanın birinci katındaki,1 tuhaf bir şekilde klima ile ısıtılmaya çalışılan2 odaya girdi. Vaviyen anahtarı3 çevirip floresan ışıkları yakmadan4 evvel alelacele portmantoya5 yöneldi ve plastik yağmurluğu ile uyumlu, üzeri yağmur damlaları ile kaplı kulaklıklı şapkasını portmantoya astı. Ardından cılız mavi ışığın içinden geçerek üzerinde birtakım mutfak6 aletlerinin sabırsızlıkla kullanılmayı beklediği masanın sağ tarafında durdu.

Masanın yanında duran raftan bir paket un, bir kavanoz7 tuz ve bir şekerlik dolusu şekeri aldı ve neredeyse takıntılı bir düzenle masaya yerleştirdi. Son derece sıradan bir yemek kaşığını, bir ölçü kabını ve bir mutfak tartısını bunların yanına koydu. Kaşığı önce unla ve tepeleme doldurdu. Bu miktarın ağırlığını ve hacmini, ölçtü. Sonuçları daktiloda antetli bir kağıda girdi. Aynı işlemi bir kez kaşık dolusu ve silme miktarları ile tekrarladı. Bu üçlemeyi bir kez şeker, bir kez de tuz için yaptı. Masanın üzerinde duran asker yeşili dolma kalemi alıp soluk sarı renkte bir kağıda yazmaya başladı:

“Kaşık dolusu: Kaşıklar, özellikle de yemek kaşıkları, un, tuz, şeker gibi küçük taneli muhtevanın miktarını ölçmek için kritik gereçlerdir. Kaşığın doluluk oranı, tepeleme, kaşık dolusu ve silme tabirleri ile belirtilir. Tepeleme, malzemenin kaşığın ağzından yukarı doğru yükselen bir tepe formasyonu oluşturması gerektiğini anlatır. Silme, malzeme alındıktan sonra tercihen işaret parmağı ile kaşığın ağzından geçilmesini ve fazla malzemenin kabına geri aktarılmasını gerektirir. Bu bakımdan daha kesin bir ölçüdür. Kaşık dolusu ise tepeleme ve silme arasında kalan, oldukça muğlak bir doluluk oranıdır. Un için bir yemek kaşığı kullanıldığında silme 20, kaşık dolusu 26, tepeleme ise yaklaşık 36 grama tekabül eder.”

Valentino daktilo
Su ısıtıcı
Silme-dolu-tepeleme; görseller: Hazal Kırıkçı

Tüm bu ölçümden yorulmuş olarak arkasına yaslandı, sandalyenin sırtının daha fazla geriye kaykılmasına izin vermediği yerde kollarını arkaya doğru uzattı ve kendini iyice esnetti. Omurları tavşan uykusundan8 uyanır gibi kıtırdadı. Pozisyonunu bozmadan gözlerini kapadı ve olabildiğince ağır bir şekilde nefesini verdi.

Yerinden kalkıp yazıhanenin su ısıtıcısının9 bulunduğu loş köşesine gitti. Alışkanlıktan olsa gerek su kaynayana kadar geçen süreyi ölçüp bir kağıda not etti. Kaynar suyu daha önce iki kaşık tepeleme hazır kahve ve bir kaşık silme süt tozu koyduğu bardağa doldurdu.

Kahvesinden ihtiyatlı fırtlar alırken bir anda unuttuğu bir şeyi aniden hatırlamış gibi kaşlarını kaldırdı, Braun marka kol saatine10 baktı ve aniden hatırladığı şeyi unutmuş olduğunu teyit etti. Bardağını masaya koyarken kahvesini ondan önce masada duran eskiz kağıdı üzerinde dairesel ama çok hoş bir halka yapacak kadar döktü. Hızla kapıya doğru yöneldi, vaviyen anahtarı çevirip ışıkları söndürdü, kendisininkine çok benzer bir şapkayı alıp odadan çıktı.

Muğlak Standartlar Enstitüsü'ndeki otuz ikinci mesaisi sona ermişti.

NOTLAR
1 Avrupa standartlarına göre birinci, Birleşik Devletler standartlarına göre ikinci.
2 Bu konu ile ilgili düşüncelerini, yine bu odada çok üşüdüğü günlerin vardiya raporunda daha detaylı bir biçimde ifade edecekti:
14 Şubat 2018: …enstitümüz bugün yine dondurucu derecede soğuk. Han yönetimi yazıhanemize 16000 BTU’luk (BTU: British Thermal Unit, yani İngiliz Isı Birimi. Hayatımda bundan daha muğlak çok az standart gördüm) klima taktırmayı uygun görmüş. Ancak başka ve gerçek bir ısıtıcıya ihtiyacımız var.
21 Şubat 2018: Bir UFO’ya ihtiyacımız var. Bir odayı klimayla ısıtmaya çalışmaktan daha anlamsız, doğaya dost olmayan ve enerji verimsiz bir yol olabilir mi?
24 Şubat 2018: Isınmak için klimayı açtım ancak bu nafile bir çabaydı çünkü klima odanın soğuk havasını ısıtmak yerine onun içerisine sıcak hava üflemekteydi. Odadaki havanın kabul edilebilir bir ısıl dengeye ulaşması yaklaşık üç saat sürdü. Ayrıca, en azından birkaç yüz milyonumuzun bildiği gibi ısınan hava yükselir, dolayısıyla soğuk bir odaya yerden yaklaşık iki yüz yirmi santim yükseklikten istediğiniz kadar fazla sıcak hava üflettirin, o sıcak hava yukarıda, zemindeki soğuk hava da zeminde kalacaktır.
3 Fr. Va et vient, git gel. Bir tür elektrik anahtarı (Nişanyan, 2018:906). Alanca büyük yahut çok katlı evlerde aynı ışığı kontrol eden vaviyen anahtarlar, bir yerden açılan ışığın, başka bir yerden söndürülebilmesini sağlar.
Aksi belirtilmediği sürece tüm sözlük tanımları şu kaynaktan alınmıştır: Nişanyan, S., 2018, Nişanyan Sözlük: Çağdaş Türkçenin Etimolojisi, Liber Plus Yayınları, İstanbul. 4 Bunlar LED floresan değil civa buharlı floresanlar olduğundan bir anda değil, gittikçe artan bir frekansta yanıp sönerek yandı. Dolayısıyla aydınlanma ivmelenen kırpışmalar olarak zamana yayıldı.
5 Fr. Porte manteau, manto-taşır. Elbise asmak için duvara tesbit edilmiş çivili veya çengelli tahta vesaire (A. g. e., s. 685). İlk olarak 16. yüzyılda kayıtlara geçen (Emiroğlu, 2001:154) bu basit aksesuar yüzyıllar içerisinde önce daha sofistike bir biçim alır hem de münferit bir mobilyaya dönüşür. Adamın trençkotunu astığı, 20. yüzyıl başlarında Avrupa’daki kamu kurumlarında rastlanan, yerde yaklaşık 50 santimlik bir karenin 180 cm. yükseklikte, bir kenarı 30 santim olacak şekilde daraldığı ve en tepesinde pirinç askıları, ortasında baston ve şemsiye koyma boşlukları olan Arts & Crafts tarzı meşe bir portmantoydu. Emiroğlu, K., 2001, Gündelik Hayatımızın Tarihi, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara.
6 Fa. Mutbagh – Tr. As bisurgen eu [aş pişirgen ev]. Yemek pişirme yeri (Nişanyan, 2018:585-6)
7 Yun. Gavanos. Küçük çömlek, bardak (a.g.e., 426). Bu işi yaparken bir yandan “‘bimilyoncu’lardaki kavanoz standartları üzerine bir araştırma yapmalıyım” diye düşündü.
8 Her an uyanabilecek şekilde uyunan hafif ve temkinli uyku.
9 Bu su ısıtıcı, İsrailli tasarımcı Eli Schenkelbach tarafından Braun için tasarlanmıştı. Üç temel geometrik formu -üçgen, kare ve daire- tek bir üründe bir araya getiriyordu. Ancak bunu neden yaptığına, bunun neden gerekli olduğuna ve bu su ısıtıcının nasıl olup da burada olduğuna dair kimsenin bir fikri yoktu.
10 Bu saatin halen Braun’un tasarım stratejilerinin sadeliğini ve netliğini taşıdığını düşünmekle birlikte kalitesi konusunda aynı şeyi söyleyemeyeceğini düşünüyordu. Saatin kayışını kullanmaya başladıktan sonra bir sene bile geçmeden değiştirmesi gerekmişti.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: