tasarımÜretimi, üretimTasarımı, tasarımEğitimi

EFE GÖZEN + BURCU BİÇER SANER

Mimarlık Okulları Bölüm Başkanları İletişim Grubu’nun (MOBBİG) 42. toplantısında kurulan “Mimarlık Eğitiminde Alternatif Yaklaşımlar & Yeni Rotalar” adlı çalışma grubundan Demet Mutman, Derya Yorgancıoğlu ve Mehmet Saner’in araştırmaları kapsamında1 bizimle yapmış oldukları konuşma sayesinde mimarlık eğitimi ve dijital fabrikasyon ilişkisi üzerine gözlemlerimizi ve düşüncelerimizi paylaşma fırsatı bulduk. Gözlemlerimizin başlıklar halinde derlediğimiz halini sizlerle paylaşmanın da geçen sayıda bıraktığımız noktadan devam etmek için iyi bir yer olduğuna inanıyoruz:2 yenilikçi pedagojilerin nasıl gelişeceğine dair ufak ipuçları. Eh, hep biz mi bir röportajda soru soran taraf olacağız?

HESAPLAMALI TASARIM & MİMARİ TASARIM MÜFREDATI
Kemikleşmiş mimari tasarım müfredatının hesaplamalı tasarım yöntemleriyle çetrefilli bir ilişkisi olduğu malumun ilanı. Mimarın ve mimarlık eğitiminin, mekan üretiminin gerçekleştiği ortamdan koparılması sonucu mimarın ölçekli temsillerin üreticisi haline dönüşümü, onu yalnızca tepeden aşağı kararlar almaya zorlamakta. Tepeden inme kararlar almakta gösterdiğimiz kuvvetli refleksimiz, Tanrı kompleksinin en yaygın olduğu mesleklerden biri olmamızın da kaynağı. Tepeden-tabana kararlar iyi tanımlanmış, keskin hatlara sahip son ürün odaklıdır. Kendi içinde tutarlı üretimler için belirli bir deneyim birikimi gerekir. Kısacası, bir profesyonelin pragmatik kararlar alarak ilerleyebilmesi için biçilmiş kaftan! Ancak yeni bir bilginin öğrenimi ya da keşfi için de tam bir kabus.

Bir şeyin hesaplanabilir olması ise bir bütünün, parçaların kendi özellikleri gözetilerek birbirleriyle olan ilişkilerinin bir süreç dahilinde inşasını ima eder. Hesaplamalı tasarım yöntemleri ve araçları, tasarımı tabandan-tepeye ilişkilerin kurulması gereken bir süreç olarak ele alır. Mimarların halihazırda içsel/içgüdüsel olarak yürüttükleri tasarımların dışsallaştırılıp tekrar içselleştirilmesiyle bir bilginin yeniden üretiminden bahsediyoruz. Ancak böyle bir bilgi üretimi, mimarların çok da alışık olmadığı ve kolay uyum sağlayamadığı bir yöntem.

Eminiz El Lissitzky otoportresini 2018’de yaratıyor olsaydı turuncu’yu da dahil ederdi
ICD/ITKE Research Pavilion 2015-16, malzeme performansı testleri
Stevens ekibinin birinciliklerini toplamda yedi ayrı kategorinin tümünde aldıkları en yüksek puanla ilan ettiği Solar Decathlon 2015, Sure House; görsel: Stevens Institute of Technology ekibi
FabFest Fabrikasyon Atölyesi, 2017

Halihazırdaki mimarlık eğitimine son dakikada eklenmiş bir ders ile bu yöntemin kavranmasını beklemek ise özünde mimarlık eğitimcilerinin konuya ne kadar da uzak olduğunun göstergesi. Nitekim bu şekilde kurgulanmış derslerdeki yanlış (kötü/klişe) “parametrik mimarlık” üretimlerin nedeni yeni yöntemlere alışık olmama durumundan kaynaklanmakta. Kısıtlı sürede, kolaya kaçarak bağlamından koparılmış kötü kopyaların üretimi ile günü havalı gözüken maketler ve görsellerle kotardığımızı zannederken, maalesef çok daha derin sorunların temeli atılıyor.

DİJİTAL FABRİKASYON & HESAPLAMALI TASARIM
Dijital fabrikasyonu tasarım temsilinin üretimine yönelik yeni olasılıklar (örneğin, üretimin yüksek hassasiyetle otomasyonu) sunan fantastik bir araç olarak algılamak elbet mümkün. Ancak algının yalnızca bu yönde şekillenmesi, potansiyeli yüksek yeni metodolojileri elimizin tersiyle itip bu araçları yüceltilmiş maket yapıcılara indirgemeye yol açacaktır.

Dijital üretim yöntemleri, ne müfredatta izole bir ders olarak var olmalı ne de mimari tasarım stüdyosuna paralel yürütülmeli. İdealinde, dijital üretim yöntemleri mimarlık eğitimine ve özellikle hesaplamalı tasarım yöntemlerine gömülü olmalıdır. Süreç göz önünde bulundurularak kurgulanmış dijital üretim yöntemleri yeni olasılıkların keşfine aracı olabilir. Mimarlığın içine girdiği forma bağlı kısır yaratıcılık aşılıp, yenilikçi üretimler araştırılabilir.

Hesaplamalı tasarım yöntemleri ile iyi harmanlanmış bir dijital fabrikasyon deneyimi süreç tasarımını öğretir. Sürecin tasarlanabilir olması ise beraberinde üretken “çokluk”u getirmekte. Böylece, tasarımcı hegemonyasındaki tekil bir sonuçtan tasarımcının temel hatlarını belirleyip farklı paydaşlar ile şekillenebilecek bir tasarım sürecine geçişten bahsediyoruz. Bu, mimarlar olarak her ne kadar değişime direnç göstermeyi sevsek de, yeni paradigma.

YENİLİKÇİ PEDAGOJİLER
Mimarlık eğitiminde karşılaştığımız en büyük zorluklardan biri çoğu zaman öğrencilerin, yer yer hocaların da, nihai hedefi 1:1 ölçeğinde üç boyutlu somut bir üretim olan tasarım ile bu tasarımın farklı ölçekler ve ortamlardaki temsilleri arasındaki ilişkiyi kuramamaları. Nitekim ölçekli tasarım temsili geliştirme öncelikli bir eğitim anlayışının herhangi bir malzeme bilgisi içeren mekansal tasarım üretimi gerçekleştirmesi imkansız.

Tasarım temsil araçlarının nihai somut çıktıyı soyutlayarak bilginin farklı ölçeklerde hızla dönüştürülebilmesini sağlaması, bu araçlarla yeni tanışan öğrenciler için farklı ölçeklerdeki bilgileri sentezlemek kafa karıştırıcı olabilmekte. Oysa tam da bu noktada dijital üretim araçları bize farklı ölçeklerdeki mimari temsil araçlarının tanımladığı tasarımın 1:1 ölçekteki karşılığını malzeme bilgisi gömülü bir prototip olarak üretebilmemizi sağlıyor. Dijital fabrikasyon tasarımın temsilini anlamaya çalışırken boğulan hocalara, mimarlara ve mimar adaylarına, tasarlananın özünü kavramak için paha biçilemez bir fırsat sunuyor.

Öncelikle, dijital fabrikasyon, öğrencilerin profesyonel uygulama ortamı ile bir çeşit bağlantı kurmasına ve kişisel pratiklerini geliştirmesine izin verecektir. Malzeme kalınlığı gerçekte ne demek? Bir malzeme ile ne yapılabilir, ne yapılamaz? Strüktürel olan nedir, olamayan nedir? Karmaşık bir montaj detayını nasıl görselleştirebilirim ve bunu üretecek kişilere yönergeleri nasıl hazırlayabilirim? Esasında bilgi aktarımı temelli olan bir iş akışını nasıl yönetebilirim? Toleransların sıfır olduğu varsayıldığında aslında ortaya çıkan şey nedir? Bu soruların cevaplarını bulabilmek için pek çok defalarca yapılacak testler ve kimi zaman çuvallayarak öğrenilecek ne de çok şey var değil mi? Süreç boyunca tasarım, alınan sonuçların geri bildirimi ile defalarca güncellenip son haline evrilebilecek.

Oldu ya, akademi hesaplamalı tasarımı teorik bir egzersizmiş gibi göstererek tipik müfredatı ile ilişkilendirebildi, şimdi bir de modus operandi3 ile keskin bir tezat oluşturan gerçek mekan, malzeme, teknik, detay üzerinden geliştirecek süreci entegre etmek gerekecek. “Yaparak öğrenme” yaklaşımı oldukça revaçta günümüzde. Fakat bizim için bu da yeterli değil! Jean-Pol Martin’in 1980’lerden bu yana geliştirdiği, temeli ise Seneca’ya dayanan “öğreterek öğrenme”4 pedagojisi ile öğrenen kişi öğreten kişiye dönüşebilir. Bu yaklaşım her ne kadar zorlayıcı gözükse de, uygulayıcısına sistematik düşünme becerisini kazandırmasıyla fazlasıyla mükafatlandırıcı bir yaklaşım. Uygulayabilenler üretken tasarımcılar olarak öğretme/öğrenme arasındaki farkı kaldıracaktır. Kim bilir, belki gelecek sayıda bu konuyu biraz daha açmamız gerekebilir.

DİSİPLİNLERARASI YAKLAŞIM & İŞBİRLİKÇİ ORTAMLAR
Stevens Teknoloji Enstitüsü, dijital teknolojileri müfredatına uzun zaman önce başarıyla entegre edebilmiş sayılı okullardan. Beaux-Arts geleneğindeki eğitim sistemlerine kertilerek eklenmeye çalışılan hesaplamalı tasarım yaklaşımı, tek başlarına çalışan öğrencilere folly tasarlatmaktan öteye geçemiyordu. Stevens’ın Product-Architecture Laboratory (PAL) isimli iki yıllık mühendislik yüksek lisans programı ise öğrencilerinin gerçek projeler üzerinde işbirlikleri kurarak çalışacakları disiplinlerarası ortamı yaratıyordu. Teknoloji danışmanlıkları yaptıkları projeler ile temelde sağlanmak istenen şunların dengesiydi: artarak dijitalleşen (bu durumu çoğu zaman soyutluk ile eşleştirebiliriz) çalışma ortamı, gerçek dünya proje sürecinde karşılaşacakları farklı disiplinlerden kişiler ve malzeme performansı gerçeği. Program, mühendislik bilimleri altında ve okulun mimarlık bölümü dahi yok. Fakat sağladığı işbirlikleri ve disiplinlerarası çalışma ortamı tasarladıklarını üretebilecek, enerji ve malzeme verimliliğini göz ardı etmeyen, süreci de son ürün gibi tasarlama yetisine sahip mezunlar vermesini sağlarken, eğitim sisteminde işbirliği ve disiplinlerarası çalışma ortamıyla rol modeli oldu.

Birçok sayımızda5 değindiğimiz dfab/NCCR ve ICD/ITKE ortaklıkları ile oluşan projeler Stevens örneğinde gördüğümüz işbirliklerinin araştırma ve geliştirme boyutundaki tezahürleri. Detayların konsept proje bittikten sonra tasarlandığı, malzeme kusurlarını gizlemek için kullanıldığı, detay çözmenin konsept tasarımı kadar eğlenceli ya da yaratıcı olmadığına dair mitler öldü! Hemen her konuda her şeyi bildiğini iddia eden geleneksel mimarın da ömrünün sonuna yaklaşıyoruz. Sözde disiplinlerarası çalışmayı çok seven mimar, uygulamada gerçekten disiplinlerarası çalışmak zorunda olduğunu çoktan fark etmiş olmalı. Kendi dijital üretim araçlarını geliştirirken mekanik, elektronik, robotik alanlardan insanlarla çalışmak ya da fikir alışverişinde bulunmak zorunlu hale geldi. Bu durum, yeni bir ilişki modeli tanımlamanın öncülü olarak yeni bir mimar da tanımlamakta. Mimar öldü, yaşasın yeni mimar!

GEÇİCİ YERLEŞTİRMELER & ÇALIŞTAYLAR
Dijital fabrikasyon tekniklerinin kullanıldığı, meşruiyetini sadece havalı kompleks geometriye sahip sonuç ürün ile sağlayan denemeleri pas geçiyor, sürece odaklı buluşmalara değiniyoruz. Görece yeni sayılabilecek bir etkinlik olan FAB Fest, Westminster Üniversitesi Fabrikasyon Laboratuvarı tarafından organize ediliyor. Tema açıklandıktan sonra katılımcıların konsept tasarımlarını oluşturup sunmak için bir ayları var. Seçilen öneri sahipleri tasarladıkları yerleştirme/pavyonları iki ay içinde geliştirip 1:1 ölçekli üretime hazır hale getiriyorlar. Geri dönüşümlü hafif elemanlardan üretilen birimler etkinlik alanına gönderilip katılımcılar tarafından beş gün içinde bir araya getirilip sergiye dönüştürülüyor. Kullanılan malzeme seçiminden, süreç yönetimine dair verilen mesajları bir inceleyelim. Planar geometriler (karton), nümerik kontrollü makinelerde işleniyor (birleşim detaylarıyla birlikte); dilerseniz test kesimleri yaptırıp geri bildirim alarak üretim dosyaları ve tasarımınızı güncelliyorsunuz, IKEA mobilyası gibi kutulanmış iki boyutlu malzemeniz ile beş gün içinde tasarladığınız pavyonu bir araya getiriyorsunuz. Ortaya her ne çıkarsa çıksın, bunu en kısa zamanda bir araya getirebilmek için anlaşılır yönergeler oluşturma, işleyen prototipler üzerinden testler yapma ve geri bildirimlerle beslenen sürecin kazandırdıkları pek tabii oldukça değerli.

Tasarım üretimi ve üretim tasarımının bütünleşmesi ile disiplinlerarası bir aktöre dönüşen mimarı pek çok şey beklemekte. Ortama yeni dahil olacakların eğitimi ve mevcuttakilerin güncellenmesi yapılırken doğru mesajlar vermek önemli. İlk sayılarımızda6 da bahsettiğimiz gibi mimarlık eğitimi, yapı ustalarından aktarılan uygulamalı bir deneyim olarak başlayıp bir dizi dönüşüm yaşadı. 20. yüzyıl, mimarın şantiye ve atölyeden yabancılaşmasına tanıklık etti. Yeni paradigmaya uyum sağlayabilmek için dönüşüm sürmeli. Sırça köşklerden çıkıp işbirlikleri kurarak sahalara inme vakti. Artık kesin bir sonuç üründen bahsedemeyiz, ancak kesin bir süreçten bahsedebiliriz.

NOTLAR
1 “Mimarlık Eğitiminde Alternatif Yaklaşımlar & Yeni Rotalar” araştırma grubu bulgularını 43 ve 44. MOBBİG buluşmalarının yanı sıra, 5-7 Mart 2018 tarihlerinde gerçekleştirilen “No Boundaries Design – XII International Conference on Design Principles & Practices” konferansında “Within Blurred Boundaries: Three Case Studies of Changing Pedagogies in Architectural Education” başlığıyla, ardından 13-14 Nisan 2018’de gerçekleştirilen DAKAM V. International Architectural Design Conference etkinliğinde ise “Alternative Approaches to Architectural Design: Pedagogical Perspective of Extracurricular Activities” başlığı altında sunmuştur.
2 Zihinlere Zehir Zerk (XXI, Nisan 2018) kapsamında akademik ortamlardaki dijital üretim goygoyundan bahsetmiştik.
3 İşleyiş usulü
4 Docendo discimus (latin), “by teaching, we learn”
5 “Turuncu” Elektrikli Tuğla Düşler Mi? (XXI, Mayıs 2017), Robotunu Nasıl Eğitirsin? (XXI, Haziran2017)
6 helloWorld (XXI, Şubat 2017), Private Class Architect (XXI, Mart2017), Void Main (XXI, Nisan2017) ^

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: