Yeni Başlayanlar İçin Sosyal Tasarım

BANU ÇİÇEK TÜLÜ

Banu Çiçek Tülü, Zürih Tasarım Müzesi’ndeki Sosyal Tasarım sergisini demokratik tasarım süreçlerinin kentsel ölçekte ortaya çıktığı bir ülkede, kapsayıcılık örneği olarak değerlendiriyor.

“Şayet tasarım gündelik kentsel yaşamla ilişkilenen açık, süreçsel, mikro-politik, müdahaleci, iletişimsel ve katılımcı bir yaklaşımdan ilham almış olsaydı nasıl görünürdü? Toplumsal mekanların metalaşmış sömürgeleşmesinde salt bir unsur olmaya mahkum mu olurdu; yoksa politik ve toplumsal karakteriyle sosyal şehre esastan katkı koyabilecek bir stratejik araç olabilir miydi?”
Jesko Fezer, 20101

2018’in sonunda Zürih’i, betonun grisinin ve tasarımın renklerinin doğa ile buluştuğu yeri görmeye gittim. Bir yandan yapılı çevreye, farklı malzemelerin kullanımına ve kamusal alanların inşa edilme biçimine aşık olurken yerel sakinlerle konuşmalarımdan da İsviçre’nin meşhur “doğrudan demokrasi”siyle ilgili bildiğimden fazlasını öğrendim. Bu, karar verme süreçlerinde doğrudan yurttaş katılımının, zorunlu ya da isteğe bağlı referandumlara katılarak gerçekleştiği nadir bir örnek. Bu kavramla, geçtiğimiz yıllarda, aynı zamanda kendi öğretim deneyiminin teorik arka planını da oluşturan otonom şehir hakkındaki okumalarımda sıklıkla karşılaştım. Adından daha da karmaşık olan kavramda katılım, çoğunluk ve öneriler önemli rol oynuyor. İsviçre bağlamında oldukça iyi çalışan bir sistem olduğu ortada; yurttaşlar mali konulardan LGBTİ+ haklarına kadar herhangi bir konuda doğrudan oy verebiliyorlar. Ancak ben bu sistemi uygulamış herhangi bir şehir ya da ülkede fiziksel olarak hiç bulunmadım. Tasarımın her ölçeği ilgimi çekiyor olduğundan, doğrudan demokrasi ile tasarım arasındaki ilişkiyi düşünmeden edemedim. Mutlaka bir ilişki olmalıydı.

Her ne kadar buna doğrudan bir cevap bulamamış olsam da Zürih’teki Museum für Gestaltung’ta (Tasarım Müzesi) düzenlenen bir sergi sadece başlığından ötürü değil, bağlamı sebebiyle de ilham verici oldu. Bağlam konusuna daha sonra dönmek üzere öncelikle, 5 Ekim 2018’de açılan ve 3 Şubat 2019’a kadar görülebilecek Social Design (Sosyal Tasarım) adındaki bu sergiden ve detaylarından başlayacağım. Müzenin de küratörü olan Angeli Sachs küratörlüğündeki sergi, insanların yaşam koşul ya da çevrelerinin büyüme odaklı ekonominin sonucu olarak ortaya çıkmış sorunlarını ele alan, farklı ülkelerden 25 adet projeyi içeriyor. Ana başlık, dünya genelinde işleyen toplumsal yapılar, sürdürülebilir yaşama ve çalışma çevreleri üretebilmek adına içerici yaklaşımlar geliştirmenin önemini işaret ediyor. Sosyal tasarım, her türden kaynak ve üretim eşitsizliğinin bir yüzleşmesi olarak sunuluyor. Dolayısıyla katılım ve sivil toplum, yerleşik halk, devlet ve işletmeler arasında içerici süreçler üretmek, sergide sunulan haliyle sosyal tasarımın esas meseleleri.

Graft Architects, Solarkiosk; fotoğraf: Andreas Spiess
Zürih Tasarım Müzesi’ndeki Sosyal Tasarım Sergisi
Zürih Tasarım Müzesi’ndeki Sosyal Tasarım Sergisi
Assemble, Granby Four Street; görsel: Assemble
Caritas Archdiocese Vienna, AllesWirdGut Architekten ve Daniel Büchel, Magdas Oteli; fotoğraf: Peter Barci / Magdas

Sosyal tasarım, “ötekileri” davet eden bir tasarımı ifade eder. Kültürel, politik, çevresel sorun ya da ihtiyaçlarla ilgilenmeye gereksinim duyan toplumsal bir karaktere sahip olarak tasarımın kendisi, sorunların çözümüyle ilgilenir. Toplumsallığının yanı sıra, Erlhoff ve Marshall’a (2008) göre, tasarım olarak çevrilebilecek Almanca “Gestaltung” kelimesinin dönüştürücü bir karakteri de vardır.2 Yazarlar, “Dönüşüm mekanlar, nesneler ya da süreçler gibi somut, algılanabilir nesnelerde ya da yaşam tarzı gibi teorik yapılarda ya da politik olarak tasarlanmış toplumsal yapılarda meydana gelir” der ve bu dönüşümü, eylemlerin (değişmek) ve bunların sonuçlarının (değişim) stratejik ardışıklığıyla ilişkilendirirler.

Buradan bakıldığında sergi, sosyal tasarımın “aslında ne” olduğuna dair genel bir fikir vermek anlamında hayli açık ve anlaşılır. Sergide yer alan projelerin seçim ölçütleri; toplumsal ve tasarım nitelikleri, ilişkili süreçlerin şeffaflığı, projeye dahil olmuş kişilerin katılımı ve aradaki diyalog ile kişilerin kendi geçimlerini sağlamada güçlendirilmiş olup olmadığı, sosyal koşulların dönüşümü ve proje sonuçlarının sürdürülebilirliği olarak belirtilmiş. Keza bunlar, sosyal tasarımının güncel başlıklarının çeşitli ölçeklerini de temsil ediyor. Tek odalı sergi alanında bu projeleri poster, model, resim, video gibi farklı mecralar kullanarak sunan bir Kendin Yap strüktürü bulunuyor. Çalışma alanları ise farklı kategorilere ayrılmış: Kentsel Mekan ve Peyzaj; Konut, Eğitim ve İş; Üretim; Göç; Ağlar ve Çevre.

ORG Permanent Modernity, Foodmet market hall, 2009–2015, © ORG Permanent Modernity, fotoğraf: Filip Dujardin
raumlaborberlin, Schlesische27, Coop Campus – Die Gärtnerei, fotoğraf: raumlaborberlin
Antonio Scarponi / Conceptual Devices, Campo Libero (The Innocent House), fotoğraf: Antonio Scarponi / Conceptual Devices
Antonio Scarponi / Conceptual Devices, Campo Libero (The Innocent House), fotoğraf: Antonio Scarponi / Conceptual Devices
Cucula – Refugees Company for Crafts and Design, Ambassador Chair, fotoğraf: Verena Bruening
Andreas Möller, Flying8 Loom, fotoğraf: Andreas Möller
Slow Food Foundation for Biodiversity, Terra Madre, 10,000 Gardens for Africa, fotoğraf: Paola Viesi
Sibylle Stoeckli Studios, Fondation HorizonSud, Ateliers Chalamala fotoğraf: Jonas Marguet
Safaricom, Vodafone, M-Pesa, fotoğraf: Vodafone
Safaricom, Vodafone, M-Pesa, fotoğraf: Vodafone
Architecture and Vision / Arturo Vittori, Warka Tower, fotoğraf: Warka Water Inc., Architecture and Vision
Zurich University of the Arts / Karin Seiler, Antonio Scarponi, Martin Bölsterli, Hic et Nunc, fotoğraf: ZHdK
Zurich University of the Arts / Karin Seiler, Antonio Scarponi, Martin Bölsterli, Hic et Nunc, fotoğraf: ZHdK
Kéré Architecture, Lycée Schorge Secondary School, fotoğraf: Kéré Architecture

Katılımcılık ve sosyal tasarım üzerine yayınların bulunduğu kütüphane aynı zamanda sergi odasında da sunulmuş. Kamusal programın bireylere kendi deneyimlerini, bilgilerini, düşünce ve görüşlerini paylaşarak birbirleriyle kaynaşabilecekleri bir ortam sunduğu buluşma noktaları “forum” olarak adlandırılmış. Serginin en ilginç ve eğitim bilimsel yaklaşımı ise çocuk parkuru. Daha genç ziyaretçileri sergi boyunca yönlendiren bu parkur karikatür, oyun ve geri dönüştürülmüş malzeme, tohum gibi çevresel unsurlar ile farklı bir dil kuruyor. Ve sergi neredeyse kalıp söze dönüşmüş bir ifadeyi kullanıyor: “Herhangi biri ve herkes toplumu biçimlendirmeye yardım edebilir.”

Bir makale, tüm projelerin detaylarını açıklamak için yeterli değil elbette. Ancak her biri sosyal tasarım bağlamında kendine has bir metodolojiye sahip olan projelerin birkaçından bahsedebiliriz. Örneğin; Kentsel Mekan ve Peyzaj bölümündeki projelerden biri sanat, mimarlık ve tasarım arakesitinde işler yapan bir kolektif olan Assemble’ın İngiltere, Liverpool’daki Granby Four Street projesi. Kolektif, 2013’ten bu yana toplumsal ve ırksal farklılıkları olan yerleşik halk ile çalışıyor ve toplum tarafından yürütülen, kar amacı gütmeyen erişilebilir konut işbirliği sistemi Community Land Trust’ı (Ortak Kullanım Alanları Tesisi) başlatmış. Oldukça bilindik olan bu inşa aracı Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Birleşik Krallık’ta yılllardır uygulanıyor. Granby Four Street projesinde de toplum odaklı süreç başarıyla yönetilmiş ve alanın mimari ve kültürel mirası, halkın sürece dahil olmasıyla korunmuş. Geçtiğimiz yıllarda Orta Avrupa’ya göçün artmasının erişebilir konutu daha büyük bir sorun haline getirdiği düşünüldüğünde, CLT modelini bir çözüm olarak gören pek çok ülke oldu ve yeni projeler geliştirildi. Sergide bu sorunla ilişkili olan bir başka proje, Genossenschaft (Kooperatif) Kalkbreite ve Müller Sigrist Architects’in serginin Konut, Eğitim ve İş bölümünde bulunan, Zürih’teki Kalkbreite Konut ve Ticaret Yerleşkesi de oldukça etkileyici. İsviçre, 2050 itibariyle kar amacı gütmeyen konut projelerinde 1/4 oranından 1/3 oranına bir artış öngörüyor ve konut kooperatifleri de konut politikasında önemli bir role sahip. Yaşama, çalışma ve ticari işlevli alanları içeren Kalkbreite de 2014’ten beri, nitelikli kentsel yaşam ile toplumsal, ekonomik ve çevresel sürdürülebilirliği desteklerken katılımcı süreçlere kadar karma işlevli çevre tasarımları anlamında da enfes bir örnek. Barınmanın ötesinde, bir iş bulmak ya da eğitim ve öğretim hakkına erişim de yeni bir şehre ya da ülkeye gelindiğinde sorun teşkil ediyor. Serginin Üretim bölümünde yer verilen Berlin’den Cucula Zanaat ve Tasarım şirketi (Company for Crafts and Design), mültecilerin zanaat öğrenebildikleri bir platform ve Cucula, 2014’ten beri deneysel üretim için yaratıcı bir mekan sunarak tasarım ve eğitim laboratuvarı olarak işliyor. Bir diğer etkileyici pilot proje ise Göç bölümünde: 2015 tarihli, dünya genelinde ihtiyacı olan bireylere toplumsal hizmet verme üzerine çalışan bir örgüt olan Caritas’ın Avusturya ayağı (Caritas of the Archdiocese of Vienna), AllesWirdGut Architects ve Daniel Büchel tarafından gerçekleştirilen Magdas Oteli. Farklı uluslardan, farklı geçmişlerden mültecilerin, beceri ve bilgilerine bağlı olarak, otel endüstrisinden uzmanlarla birlikte çalışmaya başladıkları, ekonomik olarak kendi kendine yeten ve işleyen bir otel Magdas. Yeni gelenlere iş olanakları yaratırken girişimsel anlamda alışılmadık bir konsepti uygulamasıyla da yeni bir bakış açısı sunuyor. Serginin Ağlar bölümündeki projelerin odak noktası ise sürdürülebilir enerji. Burada bulunan, Graft Architects’in Solarkiosk projesi, 2009’dan beri Almanya’da elektriği olmayan çok sayıda insanın varlığına vurgu yapıyor. Ekibin sağlıktan işletmeciliğe çeşitli alanlarda hizmet sunan kurulumu kolay ve prefabrike tasarımları, kendi kendine yeten ve güvenli bir strüktür.

Bağlamla ilgili hususa geri dönecek olursak, müzenin konumu bu anlamda oldukça önemli. Sergi, Museum für Gestaltung’un Toni Areal’da bulunan ek binasında yer alıyor ve deneysel projelere yer verilen bu kısım güncel tasarım tartışmalarına katkı koyuyor. Önceden yoğurt fabrikası olan yapı, EM2N mimarlık ekibi tarafından yaratıcı bir platforma ve konut yerleşimine dönüştürülmüş. Bu yenileme projesi, günümüzde köklü bir değişim ve soylulaştırma sürecinde olan eski endüstriyel bölgede, Batı Zürih’in tanıtımı kapsamında gerçekleştirilmiş. Bu dalgalı metal panelli kaba beton bina, fabrikanın endüstriyel karakterini halen koruyor. Yapının geçmişi üzerine ufak bir araştırma yapıldığında, kentsel dönüşüm projelerinde etkin bir rol üstlenmesi anlamındaki pozisyonu da anlaşılabiliyor. Sergileri ve programı aracılığıyla kamusal eğitim ve etkileşimi destekleyen müzenin yanı sıra, Zürih’in sanat ve uygulamalı bilim eğitimi veren üniversiteleri (Zurich University of the Arts ve Zurich University of Applied Sciences) de aynı binada bulunuyor. Bu durum öğrencilere, tasarımı sanat bağlamında anlama imkanı veriyor.

Bununla birlikte, içeride ve dışarıdaki kamusal ve yarı kamusal alanlar da çok çeşitli bir kullanıcı profilince kullanılıyor. Farklı kullanıcı tipleri içerme olasılığı bir müzeye katılımcılık, etkileşim ve kamusal tartışma anlamlarında daha fazla başarı getirir. Sosyal Tasarım sergisi de bir müzenin böylesi içerici olabilmesine iyi bir örnek. Projeleri sunarken kullandığı dil, sergi odasında verilen bilgilerin tutarlılığı ve projelerin bölümlenmesi ziyaretçilerin bağlamı anlamalarını sağlıyor. Bu, tabiri caizse yeni başlayanlar için sosyal tasarım sergisi. Müzenin üretmeye çalıştığı tartışma ise bunun ötesinde, ileri düzeyde.

NOTLAR
1 Jesko Fezer, 2010, Design for a Post-Neoliberal City, e-flux:17, https://www.e-flux.com/journal/17/67367/design-for-a-post-neoliberal-city/ [Erişim tarihi: 22 Ocak 2019]
2 Michael Erlhoff & Timothy Marshall (eds.), 2008, Design Dictionary: Perspectives on Design Terminology, Basel: Birkhäuser

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: