Serpentine Gallery, 8 Aralık - 12 Şubat tarihleri arasında Zaha Hadid’in çizim ve resimlerine ev sahipliği yaptı. Sergi, Zaha Hadid Architects tarafından yenilenmiş ve genişletilmiş Sackler Galerisi’nde yer aldı. 1970'lerden 1990'ların başına kadar olan resim ve eskizlerinin yanı sıra Zaha Hadid’in erken dönem resimleri de Google Arts & Culture katkısıyla sanal gerçeklik ortamında gösterildi. Sergide, ünlü mimarın düşüncelerinin zaman içindeki gelişimi sanat perspektifinden ele alınmış.

Sergilenen eserlerin Zaha Hadid'in ilk gerçekleşmiş projesi olan Vitra İtfaiye binasından önceki döneme ait olması serginin sanatsal gücünü artırmış. Zaha Hadid’in bilgisayarlar müdahale etmeden önceki bu çalışmalarında, Rus konstrüktivizminin etkisiyle açılı geometrilerinin baskınlığını görüyoruz. Malevich, Tatlin ve Rodchenko etkisindeki Zaha’nın eskiz ve resimleri, mimarın formlar ve ilişkiler hakkındaki karmaşık düşüncelerini açığa vurmakta.

Serginin 1977 tarihli en eski eseri Malevich’s Tektonik, aynı zamanda Zaha’nın mezuniyet projesi. Soyut hareketin kurucusu ressam Kazimir Malevich’in "architektons" olarak adlandırdığı soyut binalar dizisini konu olan projede temel bloklar, Londra’nın Hungerford Köprüsü üzerinde bir otel önerisi için bir araya getirilmiş. Malevich’in modelinin kentsel bağlama uygulanmasıyla sanatın mimari haline dönüşümünü görüyoruz. Zaha’nın projesini geleneksel mimari çizimler ve maketleri kullanmak yerine bir resim olarak sunması ise kente yabancı kalan Malevich’in mimarisine sanatsal bir değer katmış. Zaha, Malevich’s Tektonik’te önerisini renklerle katmanlara ayırmış ve geometriyi ufak parçalara bölmüş. Zaha’nın bu süprematist yaklaşımı fikirlerini yepyeni bir boyut ve ölçeğe getirmiş.

1970’lerin sonunda, Zaha Hadid’in bu düşünceyi daha da ilerlettiğini görüyoruz. Hollanda Parlamento binası ve İrlanda başbakanı için konut yarışması projelerinde soyut geometrilerin ve açısal formların dinamizmi daha da artmış ve yüzeyler yerçekiminden kurtulmuş. İrlanda başbakanının evi için yaptığı çalışmasında çizimi parçalayarak yani birbirinden ayırarak, mekanı yeniden organize etmeyi denemiş. Başbakanın özel ikametgahı sakinlerine mahremiyet kazandıran özel bir bahçeye açılırken, iç avlu etrafında tasarlanan konuk evinin kütlesi resepsiyon girişinin üçgen formuyla bölünmüş. Bahçeyle binalar parabolik bir yol ve yürüyüş yoluyla bağlanırken, kesişen geometrik formların hareketliliğiyle çizim, soyut bir resim olarak sunulmuş.

Zaha Hadid, 1980’lerdeki denemelerinde makro ölçekte kentsel araştırmalara başlamış, peyzaj ve kent ilişkisini ele almış. Kent içindeki ve kentler arasındaki bağlantıları irdeleyen master plan önerileri üzerinde çalışmış. Sergide yer alan “The Peak" ile neredeyse süprematist bir peyzaj yaratılmış. Eğlence kulübü yarışma projesi, yapay bir dağ üzerinde gelişen Hong Kong'un tıkanıklığına ve yoğunluğuna öneri olarak geliştirilmiş. Projede peyzajla yeni bir jeoloji ve ekoloji önerilmiş. Şehre bakan bir tepenin üzerindeki proje, yoğun kentsel çevreden uzakta olmasına rağmen karayla ve suyla ilişki içinde ele alınmış. “The Peak" ile Zaha Hadid yarışmayı büyük tartışmalara rağmen kazanmış ve kariyerinde ilk defa uluslararası olarak dikkatleri üzerine çekerek mimarlık ortamında beklentileri artırmıştı. Yarışmada ürettiği çizimler, sunum tekniği ve içerdiği fikirlerle mimariye yeni bir dünya önermişti. Zaha’nın iddialı önerisi yarışmayı kazanmasına rağmen, belki projenin radikalliğinden, belki de yamaçtaki büyük kazıların son derece pahalı olmasından dolayı inşa edilemedi.

Zaha Hadid için resim bir tasarım aracıydı, üç boyutlu araştırmalarına zemin oluşturan resimleriyle, mimarinin daha önce düşünmediği mekanları araştırdı. 1983 tarihli The World (89 Degrees) düz açılı olmayan bir dünyayı öngörüyor ve resim farklı şekillerin birbirleriyle olan ilişkilerinden ve formlardan oluşuyor. Ufuk tek bir düz çizgi olarak değil, bir eğri olarak formlar arasındaki ilişkilerin akıcılığını sağlıyor. Resimde aynı zamanda Zaha Hadid, sürekli gelişen teknoloji ve değişen yaşam biçimlerinin heyecanını ve öğrencilik yıllarındaki mimari eğitim sürecini yansıtmış.

Sergide, Zaha Hadid’in resim tekniğini mevcut kentsel alanları yeniden düşünmek için de kullandığını görüyoruz. 1985 yılında Trafalgar Meydanı için yaptığı önerisi, “Grand Building, Trafalgar Square” tablosunda Zaha, meydanının 24 saatlik süre boyunca davranışını ele almış. Resimde şehir farklı açılardan görünürken binanın gece gündüz görünüşü bir arada analiz edilmiş. Meydan önerilen binanın içerisine doğru genişletilerek kamu alanları artırılmış ve binanın mevcut binalarla, yollarla olan kentsel ilişkisi irdelenmiş.

1990 yılındaki Leicester Square çalışmasında ise Zaha, meydanı kamusal alan olarak halka bırakarak yapıları ters çevirip yeryüzüne batan şeffaf gökdelenler olarak ele almış. Köprüler ve geçişlerle, yeni yeraltı dokusunun boşlukları bağlanmış. Metropolis’te ise Londra’ya bir metropol olarak bakmış. Kırmızıyla Londra yangınının temsil edildiği tabloda, yüzyıllar boyunca evrimleşerek genişleyen merkezler, metropolde dağınık odak noktaları yaratmış.

Sergideki 1992 tarihli Vision for Madrid’de ise Zaha, akan çizgiler, eğriler, zikzak ve çapraz çizgilerden oluşan bir dizi dinamik çizimle ve resim çalışmalarıyla Madrid’in radikal bir analizini gerçekleştirmiş. Kentsel dokunun kontrastlarla ve geometrik şekillerle tasvir edildiği resimde, geometrik formların ve çizgilerin değişkenliği, kentin enerjisini ve dinamizmini yansıtmış.

Sergide yer alan eserlerdeki, özellikle Zaha’nın eskiz defterlerindeki kaligrafik çizim tekniğinin ustalığı Zaha’nın Arap kökenini, eskizlerindeki düşüncenin keskin beyanı da karakterini anımsatmakta. Eskizlerindeki süreklilik ve radikal düşüncenin içgüdüsel hissi ise Arap kaligrafisinin kesintisiz akışkanlığını hatırlatmakta. Serpentine, Zaha Hadid’in çalışmalarını bir güzel sanatlar sergisi olarak sunarken, eserler ya da mimar hakkında detaylı bilgi vermiyor. Baktığınız eserlerin yapılış yılını ve tekniğini belirten kısa metinler dışında bir açıklama bulunmaması sergiye soyut bir anlam katıyor. Ölümünün birinci yıl dönümüne yaklaştığımız günlerde, serginin ZHA tasarımlı Sackler Galerisi’nde olması ise derin bir anlam taşıyor.

1970'lerden başlayarak ve 1990'lar boyunca, Zaha Hadid’in fikirleri ve vizyonu, teori ve çizimlerle var olabildi, binalarda gerçekleştirilemedi. Ancak bu dönemdeki üretkenliği dünyanın daha önce hiç görmediği benzersiz bir mimari dil yarattı. Soyutlama ve birden çok perspektif yakalayarak üç boyuta en yakın etkiyi yakalamayı hedefledi. Perspektif açıları ve oranlarını çarpıtarak düşüncelerini iki boyutta ifade etmeye çalıştı. Bu araştırma çizimleri, fikirlerini de yepyeni bir boyut ve ölçeğe getirdi. Fakat sanatsal değeri yüksek bu eserler bir yandan da okunabilirliği az olan sıradışı mimari sunumlardı. Zaha’nın müşterilerine fikirlerini soyut çizimler ve resimlerle aktarması çoğu zaman müşterilerini çekingen bıraktı. Düşüncelerinin resimlerinde olgunlaştığı 1990'lı yıllarda bilgisayar, vizyonunu gerçekleştirebileceği bir araç olarak geldi. Çizimlerinin mimari okunurluğu artmasına rağmen tasarımlarının inşaat teknolojisinin ilerisinde olması müşterilerini kuşkuda bırakmaya devam etti. Zaha Hadid bu soyut çizim tekniklerini ilerleyen yıllarda inşa edilmiş projelerini geliştirmek için de kullandı. Çizim ve resim, Zaha Hadid'in tasarım sürecinde hayati bir rol oynadı. Hadid, soyutlama ve parçalamayı, projelerini araştırmak ve hayal etmek için araçlar olarak kullandı. Kaligrafik çizimleriyle düşüncelerini görselleştirdi. Zaha Hadid’in resimleri bireysel mimari unsurların ayrıntılarını içerdiği gibi, düşünceyi bir bütün olarak da ele alır, ölçek ve perspektif açısıyla oynayarak sürekli bir hareketi içerir. Sanat eserlerindeki keskin hatlar, son derece çizgisel, ancak akışkan bir dinamizm yaratır. Yerçekiminin kısıtlamalarından kurtulmuş yüzeylerin oluşturduğu işler, teknik resim ve soyut sanatı bir araya getirir.

Hadid, süprematist resim tekniğini, şekilleri ve formu tekrar düşünmenin ve onları mimari açıdan irdelemenin bir yolu olarak kullandı. Ressamlardan farklı olarak, Hadid'in amacı işlevsel bir yapı oluşturmaktı. Bu nedenle Hadid’in resimleri de binaları gibi katı ve statik olmayan, akışkan bir karakter taşır. Günümüzde parametrik ve bilgisayar destekli mimarisiyle zaman zaman eleştirilen Zaha Hadid’i Serpentine bir sanatçı olarak öne çıkarmış ve sergi, Zaha Hadid’in mimarideki ilk yıllarının yaratıcı sürecini yansıtmış. Sergi, Zaha’nin hayal gücünün derinliği ve sanatsal yeteneğiyle son derece ilham verici. Zaha Hadid’in mimari vizyonu form ve mekanı yorumlamanın yeni bir yoluydu. Onu çoğumuz binalarıyla hatırlasak da, Zaha’nın resimlerinin gelecek yıllarda binaları kadar tanınacağı ve ünlü sanat müzelerin sergilerinde yer alacağı çok açık. Kariyerini çok erken tamamlasa da geride bıraktığı olağanüstü binaları ve de binalarından daha uzun süre var olacak resimleri için çok şanslıyız.

Yorumlar

Yorumlar

İlgili İçerikler