Charles Rennie Mackintosh

AYÇA VURAL-CUTTS

İskoç mimar, tasarımcı ve sanatçı Charles Rennie Mackintosh ya da bildiğimiz adıyla “Mackintosh”, İngiltere’de yaşamı boyunca takdir edilmese de 20. yüzyılın sonunda Glasgow Stili’nin babası olarak tanındı ve Avrupa’da avangart tasarımın öncülerinden biri olarak kabul edildi. İskoç kültürünü Art Nouveau estetiği ve Japon formlarının sadeliğiyle birleştiren Mackintosh, biçimsel olarak karmaşık ve kendine özgü tasarımlarıyla modern mimarlığa yeni bir yaklaşım getirmişti. Tasarımlarında sert dik açıları, eğrilerden oluşan çiçek motifleriyle birleştirerek kontrastlar yarattı ve mekanda hareketliliği ön planda tuttu. Bir mimarın iç mekanın her detayından sorumlu olduğuna inanan Mackintosh, mekanı bir sanat eseri olarak el aldı ve eşi Margaret MacDonald ile beraber dönemin en yaratıcı iç mekan tasarımlarını üretti.

Mackintosh’un en eksiksiz iç mekan tasarımı olarak kabul edilen 1903 tarihli Willow Tea Rooms (çayevi), Mackintosh ve MacDonald’ın diğer projelerinde uyguladığı pek çok tasarım fikrini bir araya getirir. Mekana eril ya da dişil bir karakter vermek için kontrast yaratma fikrinin uygulandığı projede koyu ve açık renkli malzemeler birlikte kullanılmış. Genel olarak gümüş, gri ve pembe tonlarının öne çıktığı iç mekana, duvarların üst kısımları boyunca uzanan aynalı bir friz ile aydınlık hissi kazandırılmış. İkilinin aydınlatma, halı, çatal bıçak takımı ve hatta personel üniformaları gibi ayrıntıları da tasarladığı projede Mackintosh’un sandalyelerinin sıradışı yüksekliği, mekanı bölerek oda içinde oda hissi yaratıyor ve projeye ikonik bir değer katıyor.

1904 tarihli The Hill House ise Mackintosh’un geleneksel İskoç değerlerini uluslararası modern fikirlerle birleştirme yaklaşımını örnekler ve mimarın en önemli konut projesi olarak kabul edilir. Mackintosh, Hill House’un tasarımını bir sanat eseri olarak ele almış ve cepheyi İskoçya’nın soğuk bulutlu gökyüzüne yakışır şekilde tekdüze ve gri olarak tasarlamış. Planı cephesine yansıyan asimetrik biçimli binada Mackintosh, dış cephe dekorasyonunu en aza indirerek dış dünyadan güvenli, fantastik bir iç mekana geçişi vurgulamış ve iç mekanın tasarımını öne çıkarmış. Art Nouveau ve Art Deco detaylarını içeren dekoratif iç mekanda, dış dünyanın “erkeksi” yönlerini içeriye taşıyarak Edward döneminin geleneksel, aşırı dekore edilmiş, tamamen kadınsı etkisinden kaçınmış. Böylece her mekanın amacına uygun olarak farklı duygu ve deneyimler aktarmasına izin vermiş ve bir mekandan diğerine deneyimsel bir geçiş sağlamış. “Erkeksi” bir tasarım etkisinin amaçlandığı salon ve kütüphanede güçlü geometrik çizgiler ve koyu renkli ahşap kullanılmış; ahşap paneller renkli cam parçaları ve organik motiflerle süslenmiş. Bunun aksine çizim odası ve ebeveyn yatak odası ise Mackintosh’un ün kazandığı beyaz odaların örneklerinden. Mackintosh ve MacDonald bu projede de mobilyalar, şömineler, aydınlatma ve tekstil ürünleri de dahil olmak üzere evin hemen hemen her detayını tasarlamış.

Willow Tea House; fotoğraf: Ayça Vural Cutts
The Hill House; fotoğraf: Tony Hisgett
The Hill House kapı detayı; fotoğraf: Tom Parnell
The Hill House; fotoğraf: Tony Hisgett
Glasgow Sanat Okulu, Mackintosh Kütüphanesi; fotoğraf: McAteer
Mackintosh tasarımı A house for an Art Lover, Vitray; fotoğraf: Tony Hisgett

Mackintosh’u uluslararası üne kavuşturan yapısı ise 1897-1909 yılları arasında gerçekleştirilen Glasgow Sanat Okulu. Mackintosh’a 1896 yılında hızla büyüyen sanat okulu için yeni bir bina tasarlama projesi verildiğinde Honeyman ve Keppie’nin pratiğinde genç bir mimar olarak çalışıyormuş. Projenin yazılı kayıtlardaki mimarı Keppie olsa da Glasgow Sanat Okulu’nun tasarımını, inşaatın başladığı sırada 29 yaşında olan Mackintosh üstlenmiş. Maddi sorunlar yüzünden iki aşamada inşa edilen binanın 1897 ve 1899 yılları arasındaki ilk inşaat aşamasında müze, müdür odası ve toplantı odasını içeren orta ve doğu bölümleri tamamlanmış. 1907 ve 1909 yılları arasındaki ikinci aşama esnasında ise Mackintosh, firmanın ortağı olmuş.

İnşaatın gecikmesi Mackintosh’un projeye yeni atölyeler ekleyerek tasarımını geliştirmesine yardım etmiş ve 20. yüzyılın modernist etkilerini projeye katmış. Binada bu iki farklı inşaat aşamasının tasarıma yansıması rahatlıkla görülür. Güney ve doğu bölümlerinin yalın cephelerine karşın, çarpıcı cumbalı pencereleriyle batı kanadı daha canlı bir tasarıma sahiptir. Binanın bu bölümü geleneksel Japon mimarisinden etkilenen ahşap direkler ve kirişli çerçevelerle inşa edilmiş olan okulun en ünlü odası Mackintosh Kütüphanesi’ni barındırır ve yenilikçi tasarımı ile mimarın tarzını özetler. Mackintosh’un Glasgow Sanat Okulu tasarımı ilk zamanlarda popüler olmasa da yıllar geçtikçe takdir görmeye başladı. Mimarın ünlü mimari eseri olarak tanınan bina, 1. dereceden tescillenerek (Grade I) korumaya alındı; 2014’teki yangına kadar kampüsün kalbi ve okulun işleyen bir parçasıydı.

23 Mayıs 2014’teki büyük yangında muhteşem kütüphanesi neredeyse tamamen yok olurken 15 Haziran 2018’deki ikinci büyük yangında bina ağır tahribata uğrayarak kullanılmaz hale geldi. Mackintosh’un doğumunun 150. yılının festivallerle kutlandığı İskoçya’da, mimarın en büyük eserinin harabeye dönmesi ulusal ve uluslararası camiada büyük bir üzüntü yaratırken binanın yeniden inşa edilip edilemeyeceği hala tartışılmakta.

Mackintosh’un mimarlık ve sanat tarihine etkisi büyük olsa da, mimarlık kariyeri çok da uzun olmadı. Ünlü mimarın hikayesi; olağanüstü tasarımlarına rağmen sizin ve benimki gibi kısmen yerine getirilmemiş, olağandışı tesadüflerle dolu sıradan bir hayatın hikayesi. 1895-1905 yılları arasındaki on yıllık kısa sürede nispeten az sayıda proje inşa edebilmiş; 1909’da Glasgow Sanat Okulu’nun tamamlanmasının ardından ciddi bir proje alamamış. 1950’li yıllarda, komisyonların yokluğu nedeniyle, suluboya resme yoğunlaşmak için mimarlık yapmayı bırakan Mackintosh, 1928’de 60 yaşında kanserden öldü, karısı Margaret de 1933’te.

Mackintosh’un çalışmaları, bugün ne kadar dar bir alanda tasarım yaptığımızı ve uzmanlaştığımızı hatırlatıyor. Günümüzde mobilya, aydınlatma, halı ya da yazı fontu tasarlayan pek mimar yok. Bina tasarımı mühendisler, iç mimarlar, proje yöneticileri ve tasarımcıları kapsayan geniş bir süreç haline gelmiş durumda. Mackintosh’un genç yaşta Glasgow Sanat Okulu’nu tasarlayabilmiş olması, bugün hükümetlerin ve işverenlerin yetenek ve tasarımı teşvik etme yolunda hiçbir adım atmadığını gösteriyor. Günümüzdeki ihale süreçleri, PQQ (Pre-Qualification Questionnaire-Ön Yeterlilik Anketi) sunumları, tasarımdaki BIM gerekliliği gibi zorunluluklarla genç bir mimarın Glasgow Sanat Okulu gibi bir komisyonu güvence altına alabilmesi mümkün değil. Bu durumda da projeler her zaman aynı büyük firmalara giderken, genç tasarımcılar yeteneklerini gösterecekleri platformlar bulamıyor ve tasarımın kalitesi düşüyor.

Mackintosh’un öyküsünde mimarın yaratıcılığı kadar dikkat çekici olan bir başka şey daha var: mimarın erken başarılarının, sonraki dönemlerdeki başarısızlıkla nasıl gölgelendiği ve en yaratıcı yeteneklerin bile kabul edilmeden önce kendini defalarca ispat etmek zorunda kalmaları. Mackintosh, muhtemelen 20. yüzyılın en etkili İskoç mimarı olmasına rağmen en iyi tasarımlarının çoğu gerçekleşmedi, pek çok mimari yarışmadan elendi ve 1906 yılından sonra müşteri bulamadı.

Yeteneği yıllarca yadırganan Mackintosh günümüzde yeniden keşif konusu olmuş durumda. Yirmi yıl önce çoğu Glasgowlu Mackintosh’u duymamıştı; şimdi ise mimar şehrin en büyük endüstrilerinden birinin öznesi oldu. Glasgow’un merkezinde tasarladığı binalar, turistlerin en büyük ilgi alanı. Şehrin hediyelik eşya dükkanları mimarın favori motifleri, kareleri ve desenleriyle üretilmiş tişört ve mücevherlerle dolu. Hayranlık uyandıran ve kopyalanan tasarımları ve desenlerinin bulunduğu ürünlerin kazancının sadece küçük bir bölümü bile Mackintosh’a hayattayken gitmiş olsaydı, Fransa’nın güneyinde yalnız ve yoksul bir yaşam sürmez, en azından varlıklı bir adam olarak ölürdü. Dehasının ancak öldükten yıllar sonra kabul edilmesi üzücü bir gerçek; en büyük eseri olan Glasgow Sanat Okulu’nun bu yaz yanarak harabeye dönmesi ise mimarlığın ve sistemin Mackintosh’a yönelik ihmal ve dikkatsizliğin acı bir tekrarı.

Etiketler:

İlgili İçerikler: