Diğer, Başka, Öteki Stüdyolar

SENEM DOYDUK

Ülkemizde lisans düzeyindeki mimarlık eğitiminin içinde bulunduğu koşullar ve eğitimin ana omurgasını oluşturan stüdyo pratik ve deneyimlerinin paylaşımı, ağırlıklı olarak merkezde yer alan, eski, köklü, geleneği olan mimarlık bölümleriyle sınırlı kalmakta. Hatta denebilir ki bu durum sadece merkezde yer alan mimarlık bölümlerinin etkisiyle değil; merkezden konuşan, gündemi oluşturan, dolayısıyla neyin ne kadar görünür olduğunu belirleyen mimarlıkla ilgili kurum, kuruluş ve yayın mecraları aracılığıyla etkinin katlanıp pekiştirilerek iyice kendi içinde dönen bir çember halini almasıyla da gerçekleşmekte.

Geçtiğimiz on beş yıl içinde, lisans seviyesindeki birçok program gibi, mimarlık bölümleri de pek çok Anadolu üniversitesinde açıldı, dahası kontenjanları, gerekli altyapının olup olmadığına bakılmaksızın, her yıl giderek artırıldı. Ülke çapında hem mimarlık okuyan öğrenci sayılarındaki hem de Anadolu’da çoğunlukla yeni kurulmuş üniversitelerde apar topar açılıveren mimarlık bölümlerinin sayılarındaki bu artış, eğitim niteliğinin düşmesine neden gösterilerek olumsuzlanmakta. Merkezde, yani başta İstanbul olmak üzere büyük kentlerdeki vakıf üniversitelerinde, peşi sıra mimarlık bölümlerinin açılmaya başlandığı yıllarda da benzer bir eleştirel tutum yaygındı. Mimarlık gibi özgün koşullar gerektiren bir eğitim programının vakıf üniversitelerinde layıkıyla yerine getirilemeyeceği değerlendirmesi yapılırdı. Aradan geçen yıllar içerisinde geleneği olan bölümlerdeki öncelikle profesörlerin, ardından diğer akademik kadronun, son olarak da doktoralarını tamamlayan genç mimar akademisyenlerin görev almasıyla, vakıf okullarındaki mimarlık eğitiminin niteliğine dair kaygı miadını tamamlayarak sönümlendi. Şimdilerde, mimarlık eğitimindeki nitelik sorgulamaları, Anadolu üniversitelerindeki mimarlık bölümleri odağına çevrilmiş durumda; ancak bu da sorunlar ya da sorunların boyutlarına ve içeriklerine temas edilmeden, yani sadece bir genel kanı olarak kalmakta. Hiç şüphesiz ki kadro ve mekân yetersizlikleriyle mimarlık eğitiminin gerektirdiği özgün şartların üniversite üst yönetimlerine anlatılamaması gibi sorunlar, ülke çapında benzer bir eksende olduğundan, merkezdeki mimarlık bölümlerinin de yaşamadığı ve yabancı olduğu konular değil. Bu tür sistemik sorunları bir kenara bırakırsak, paylaşılmasından ziyade haberdar dahi olunmayan birçok sorun, farklılık, potansiyel durum ne bahsi geçen mecralarda ne yayınlarda ne de mesleki sohbetlerde yer bulmakta. Burada dikkat çekilmeye çalışılan, mimarlık ana akım medyasındaki güncel tartışma konularını ve içeriklerini belirleyen kurum, kuruluş ve yayın mecralarının, bu “diğer” ortamlar hakkındaki bilgi ve ilgilerinin kısıtlılığı, bu bölümlerdeki şartların sadece birer sayı, oran ya da yüzde olarak niceliksel analizlere veri oluşturmasıyla sınırlı kalmasına bağlanıyor.

Kıymetli bir yazı dizisi olan Stüdyodan Notlar köşesinde yer alacak bu yazıda, hedefim, mimarlık bölümlerinin genelleşmiş ortak sorunlarının da varlığını akılda tutarak, ana akım mimarlık camiasının ötede, beride, merkezden uzakta kalan mimarlık bölümlerindeki şartlardan bihaber olma durumuna dikkat çekmek. Ne yazık ki kısır bir döngü içinde bilinen, tanınan, belirli bir çevreye mensup insanlar arasında paylaşılan mimarlık eğitimi biçimleri, kendi kendilerini yeniden ve yeniden görünür kılarken bu eğitim biçimlerinin dışında kalan, başka, farklı ve hatta yaratıcı işlerin görünürlüğünün son derece sınırlı kalmasına neden oluyor. Sözünü ettiğim çeperdeki yaratıcı dinamik ortam, büyük oranda akademik hayatlarının başında olan, yüksek lisans ya da doktora eğitimlerine yeni başlamış ve büyük kentlerden ziyade, bir Anadolu üniversitesinde kendisine yer bulabilmiş genç meslektaşlar tarafından yaratılıyor.

Bu öznel yargıları sorguladığım son deneyimim, mimarlık okullarının birbirlerinin içinde bulundukları şartlardan haberdar olma imkânı bulunabilecek en önemli ortamlardan biri olan, Kasım 2019 tarihinde Başkent Üniversitesi Mimarlık Bölümü ev sahipliğinde kırk dokuzuncusu gerçekleşen, MOBBİG toplantılarının sonuncusunda gerçekleşti. Toplantıda edindiğim genel izlenim, mimarlık bölümlerinin öne çıkan başlıca iki gündemi olduğu: öğrenci sayıları (devlet üniversitelerinde çok öğrenci, vakıf üniversitelerinde ise kontenjan açığı olması) ve akreditasyon (tüm bölümlerin MİAK’tan akreditasyon alma çabaları). Buluşmanın ana gündemini oluşturan bu iki konu da genelde mimarlık eğitiminin bütünüyle, özelde ise stüdyo eğitimiyle doğrudan ilişkili. Diğer konular, zaman zaman sözü geçen forumda anılsa da asıl gündemi belirleyen neredeyse tüm katılımcıların dile getirdiği; yardım, dayanışma, yeni bilgi edinme ve bir çıkar yol arama gibi sebeplerle söz alıp görüş bildirdiği bu iki ana çerçeveydi. Kişisel gözlemim sonucunda, öne çıkan bu iki sorunsala toplantı ortamının geliştirdiği çözümler şöyle: “Öğrenci sayılarıyla ilgili bizim elimizden ne gelir ki, kontenjanları YÖK belirliyor.” “Daha çok çabalar ve tekrar tekrar başvurursanız, çok iyi hazırlanırsanız, başvuru şartlarını eksiksiz yerine getirirseniz hiç şüphesiz ki sizin bölümünüz de MİAK’tan (Mimarlık Akreditasyon Kurulu) akreditasyon alabilir.”

Görünmez Olmak Üzerine, Aygen Erol

Bu yazıda üzerinde durmaya çalıştığım ana konu olan “çeperde kalan bölümlerde” ise, bu iki ana sorunun gündeme gelme ihtimaline (en azından şimdilik) yıllar var. Bölüm kontenjanının otuz ya da üç yüz öğrenci olmasının hiçbir şeyi değiştirmeyeceği, MİAK ya da MOBBİG çağrısını içeren davet mailinin, yan yana gelen bu harflerin idarecilerine hiçbir şey ifade etmeyeceği için, açılmadan dahi silinebileceği okullardan söz ediyorum. Bağlı bulunduğu dekanın değil, bölüm başkanının dahi mimar olmadığı, yüksek öğretim yapmış olmasını bir yana bırakalım, lisans eğitimini dahi mimarlık alanında yapmamış kişilerle mimarlık eğitim kadrosunun oluştuğu yerlerden... Mimarlık eğitiminin temeli olan stüdyoların yeterli donanıma sahip olup olmadığının tartışılması bir yana, kimi zaman başka bir fakültenin bir odasının, bazen yemekhane holünün, bazen de sosyal tesislerin dolaplarla bölünmesiyle oluşturulan stüdyo mekanlarının kullanıldığı bölümlerden söz ediyorum. Stüdyoda yürütücü başına on ila yirmi değil, örneğin yetmiş öğrencinin düştüğü, stüdyoların içine güvenlik kamerası yerleştirilen bölümlerden... Çeşitli ölçeklerde ve konumlarda bulunan mimarlık bölümlerinin karşılaştıkları zorlukların farklılaşması olağan bir durum; ancak, merkez dışındaki mimarlık bölümlerinin içinde bulunduğu tamamıyla farklı koşulların ve sorunların mimarlık ana akım medyasındaki ve tartışmalarındaki görünmezliği ise dikkat çekici.

Bu görünmezliğin tezahürleri MOBBİG toplantılarından veya MİAK gündemlerinden ibaret değil elbette, hatta bu toplantıların neredeyse somut durumu tekrar ortaya koyduğunu görmek gerek. Bahsettiğim görünmezlik o kadar büyük bir çoğunluğu kapsıyor ki üzerinden bu görünmezlik örtüsü çekilip alınsa, somut durumun vahameti karşısında hayrete düşülebilir. Ancak bu örtü sayesinde mimarlık medyasında, yayın gruplarında, meslek odalarında, dergi literatürlerinde, öğrenci yarışmalarında, aklınıza gelebilecek her türlü yazılı ve sanal mecrada ana gündemi belirleyen, söylenecek sözün ve temanın içeriğini katılaştıran çekirdek grupları ve bu grupların belirlediği gündemi tekrar tekrar izleyebiliyoruz. Örtü altında kalan, yaşanan yoksunluklardan ziyade sadece uzaktan bir bakışla, genel eğitim niteliğinin düşmesine neden olduğuna dair haklarında tespitte bulunulan mimarlık eğitimi ortamlarıyla, gerçek bir sıcak temas kurulmamakta. Anadolu’daki mimarlık bölümleri, yapılan analizler için sadece istatistik içindeki birer sayısal veriden ibaret.

Bugün, içerisinde bulunduğumuz şartlar nedeniyle, bir araya gelerek karşılıklı ve aktif stüdyo eğitiminin verilemediği günlerde, mimarlık stüdyosu eğitimi online eğitime hızlıca ve tereddütsüz adapte edildi. İvedilikle bu yeni araçlarla gerçekleşen eğitimin yeni açılımları, farklılıkları ve potansiyelleri sosyolojik, kavramsal olarak tartışılmakla kalmadı; bu tartışmalar içselleştirilerek bu yeni, keyifli ve heyecanlı deneyiminin görseli olan, bir ekranda onlu, yirmili, çok kişili ekran görüntüleri paylaşılarak adaptasyon başarısı kitlelere sunuldu bile. Bir mimarlık öğrencisinin bu imajın içerisinde bulunabilmesi öncelikle bir bilgisayar ve süre kısıtlaması olmayan kişisel internet erişimine bağlı. Bu olanaklara sahip olmayan öğrenciler belki her üniversitede olabilir ama Anadolu üniversiteleriyle merkezdeki üniversitelerdeki oranın farklı olduğunu kendi deneyim ve gözlemlerimden anlıyorum. YÖK’ün buna bulduğu çözüm, “kaydını dondurma hakkı.” Mimarlık bölümlerinin ise gündeminde dahi değil bu durum; öğrenci kontenjanlarının düzenlenmesi gibi bu da mimarlık bölümlerini “aşan” bir konu, hatta daha ziyade ekonomik bir konu, dolayısıyla (!) mimarlık eğitimi kapsamı dışında.

Bu kıymetli köşenin yazarlarından çok sevgili Yuvacan Atmaca ve Zeynep Ataş’ın stüdyo deneyimini aktardığı metinlerinin “Ayran İçip Fuko Okuyoruz” başlığı, yukarıda anlatmaya çalıştığım öteki ve diğer olma durumunu bana çağrıştıran şahane bir başlık. Yemekhanede stüdyo dersi yapıyor olabiliriz, ama “Biz de Derrida!”, “Biz de Heiddeger!” yani, merkez dışındaki mimarlık bölümlerinin de bu referansları duymuşluğu, cümle içerisinde kullanmışlığı, stüdyoda uygulanagelen atölye çalışmalarına dahil etmişliği vardır demek istiyorum. Bu referanslar, benzer soyutlamalar ve terminoloji hakimiyeti ile diğer bölümler de ana akım mimarlık mecrasına dahil olmaya çalışıyor. Örneğin stüdyo projelerini içeren öğrenci yarışmalarında, nadiren ve sürpriz bir şekilde bu okulların çalışmaları da görünürlük kazanabiliyor, bazı anahtar referansları ve grafik sunumlardaki soyutlamaları becerebilmek şartıyla elbette. Birer sayıdan ibaret olan, adı sanı bilinmeyen, pek haberdar olunmayan mimarlık bölümlerindeki stüdyo eğitiminin şartları nelerdir, ele aldıkları konular, projelendirdikleri alanlar nerelerdir, neler yapılıp neler yapılamamaktadır, onların stüdyolarında da Derrida aşağı Foucault yukarı mıdır? Bu tür bilgileri içeren, ana akım gündemin dışında kalan bölümlerdeki mimarlık eğitimi şartlarının ortaya konduğu, en azından buna dair soruların sorulduğu bir kanala ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

İTÜ, Bilgi, Kadir Has, İYTE, MEF, Şehir, Dokuz Eylül, ODTÜ Mimarlık okullarında stüdyo eğitiminin imkanları, ne tür yeni eğitim araçlarının kullanıldığı, yeni akım tasarım vizyonları, süreç odaklı ve öğrenci merkezli eğitim yaklaşımı, öğrenen-öğreten arasındaki sınırların flulaştığı, karşılıklı empati kurma becerisiyle geliştirilen öğrenmeyi öğrenme, yaşam boyu öğrenme, yaparak öğrenme, kavramlar aracılığıyla eleştirel düşünmeyi öğrenme, öğrenme motivasyonunu daha da pekiştirmek için yeni bir dil, yeni bir araç geliştirme yöntemini öğrenme süreçlerine hakimiz. Merkez ve merkeze yakın çeper okulların mimarlık stüdyolarındaki okuma, maket, eskiz, kolaj, haritalama atölyeleri, film ve belgesel gösterimleri, atölye dışı yaratıcı keşif gezileri, farklı bakış açıları kazandıran jüri ortamları, çevre üzerine farklı ölçeklerdeki okumalar, analizler, yeni anlam keşifleri, bilgiyi dönüştürme arayışları aracılığıyla kurulmaya çalışılan entelektüel ortam acaba Aksaray, Bingöl, mesela Harran, Artvin, Van, ya da Dicle, Fırat, Sivas mimarlık okullarında hangi şartlar ve olanaklar kapsamında gerçekleşiyor? Onlarda da hep Derrida, Foucault, Heidegger mi acaba? Mimarlık eğitiminin verildiği stüdyolarda düşüncelerini ifade edebilme, farklı düşünceler geliştirerek kendini dönüştürebilme yaratıcılığını kazanma olanağı acaba oralarda ne miktarda mümkün?

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: