Dijitalleşme Çağında Bedensel Bilgi

BİLGE MERVE AKTAŞ

Gündelik yaşamımızın dijital deneyimlerle gittikçe daha çok şekillendiği bir dönemde bedenleşmiş bilişin yeri ne olabilir? Bilge Merve Aktaş tasarım ve zanaatın geleceğini anlamak için bu sorunun yanıtlarını arıyor.

Dijitalleşen dünyada her geçen gün daha da çok şeyi bedenimizi kıpırdatmadan veya çok az hareket ederek yapabilir hale geliyoruz. Gelecekte belki de günlük hayatta ihtiyaç duyduğumuz hareket miktarı daha da azalacak. Diğer taraftan hala pek çok kişi için bir şeylerin elle yapılmış olmasının önemli bir anlamı var. Bir şeyleri ellerimizle yapmayı çok sevmemizin sebebi belki de zanaatın zihin ve beden arasındaki bağı kuran en temel deneyimlerden veya pratiklerden biri olması. Kişisel doyumun ve gelişimin yani sıra, bütün bilişsel gelişmişliğimizin temeli ellerle bir şeyler yaparak hayatta kalma ve hayatı anlamlandırma çabamızda yatıyor.

Bedenle yaptığımız şeyler zaman içinde daha fazla kritik düşünce, öngörü, planlama ve tasarlama içerdikçe insanlar da akrabası olan hayvanlardan ayrılarak şu anda bulundukları karmaşık zekaya ulaştılar. Bedenleşmiş biliş (embodied cognition) alanında çalışan düşünürler ve araştırmacılar insan zihninin bulunduğu çevre ile beraber geliştiğini yaptıkları çalışmalarla ortaya koydular (Clark & Chalmers, 1998). Bu görüşe göre insan bedeni ve zihni bir arada hareket ediyorlar. Bedenin dış dünya ile etkileşimi zihnin nasıl şekillendiğini doğrudan etkiliyor. Örneğin bir tornaya çanak yapmak için çamur atarken aynı anda malzemedeki değişiklik, tornanın hareketi ve bulunulan mekanla dengeli bir ilişki içerisine girmek gerekli oluyor. Bu nesneler ve malzemeler ile birlikte düşünmek insan zihninin şekillenmesinde doğrudan etkili oluyor (Malafouris, 2013).

Dijitalleşmenin artmasıyla günlük hayatta malzemeyle kurduğumuz ilişki nispeten pasif bir hale gelebilir. Kullandığımız nesneler ve malzemelerle hala daimi bir etkileşim halinde olsak bile bu etkileşim çoğunlukla rutine ve birbirini tekrar eden motorize edilmiş bir deneyime dönüşüyor. Tasarımcılar için malzemeden ve beden ile üretimden uzaklaşma yine dijital araçlar yardımıyla büyük oranda telafi ediliyor gibi gözükebilir. Örneğin bir tasarımcı daha önce hiç dokunmadığı bir malzemeden bilgisayar yazılımlarıyla ürün tasarlayıp üretebilir. Hatta ürettiği ürünün prototipini bile görmeden diğer insanların kullanması için hazır hale getirebilir. Bir tasarımcı bunu yapabilir çünkü hali hazırda sahip olduğu bedensel deneyimler malzemenin nasıl çalışacağına dair ip uçları verebilir ve dijital araç da onu doğru bir biçimde yönlendirebilir. Daha önceden tasarladığı ve kullandığı ürünler yeni yapacağı ürünün boyutu, oranları ve formuyla ilgili bilgi verebilir. Önceki deneyimlerimizden ve hatıralarımızdan faydalanıp verdiğimiz kararların nasıl sonuçlar yaratacağını tahmin edebiliriz. Diğer taraftan malzeme veya üretim bilgisi olmayan birisinin yalnızca bilgisayar programlarıyla yaptığı bir tasarımın üretilmesi mümkün olmayabilir. Çünkü henüz yeterince deneyim edinmemiş kişi aldığı kararların gerçek hayatta nasıl uygulanacağından haberdar olmayabilir. Tabi deneyim sahibi olmak zihindeki fikrin tamamen aynı olarak üretileceğinin garantisini vermek zorunda da değil. Fikirlerin üretimi sırasında devreye giren malzeme, aletler ve içinde bulunulan mekan da tasarım fikirlerinin değişimine etki edebilir. Dolayısıyla deneyim tasarım sürecindeki tek belirten değilse de süreci doğrudan etkileyen elementlerden birisi.

Peki gündelik deneyimlerimizin çoğu dijitalleşmeye devam ettikçe bedensel biliş bu durumdan nasıl etkilenecek? İleride dijital deneyimlerle kuracağımız gündelik hayatta bedensel bağ daha da kısıtlı hale gelmeye başlayabilir. Örneğin, daha önce hiç disket görmemiş genç bir insan için bilgisayarındaki kaydet butonu tek başına anlamı olmayan bir ikon. Disketi kullanmış olanlar için ise bu ikon yapılmış olan bir şeyin kaydedildiği nesne anlamına geliyor. Yani birinci grup için bu ikonun birincil anlamı dosyayı kaydetme eylemi iken, ikinci grup için bu anlam dosyanın kaydedildiği harici bir nesne. Bu anlamlar arasında büyük bir farklılık bulunmasa bile, çünkü ikisi de hala dosya kaydetmeyle ilgili, kaydetme eylemi arasında kurduğumuz ilişkiler farklı. Disketi kendisi kullanmış birisi o şekilden kaydetmeyi gerçekleştireceğini tek başına tahmin edebilirken bu bilgiye sahip olmayan birisinin bunu bir dış kaynak vasıtasıyla öğrenmesi gerekiyor. Dolayısıyla bedensel deneyimlerimiz kısıtlandıkça bize söylenene ya da önerilene belki de bağ kurmadan inanmak veya öyle olacağını var saymak zorunda kalıyoruz.

Tabi bu örnek anlambilim ile de ilişkilendirilebilir. Burada benim tartışmak istediğim anlambiliminden ziyade bedensel bilginin zihin ile arasındaki kuvvetli bağ ve bu bağın bizim dünyayı ve deneyimlerimizi anlamlandırmamızdaki temel rolü. Elbette bilgi ve bilmek sabit durumlar değil, toplumun ve bireyin kümülatif deneyimleri ile gelişen ve ilerleyen olgular. Dolayısıyla zaten hali hazırda bedensel bağını bilmeden anlamını içselleştirdiğimiz pek çok durum, deneyim, hareket, söylem var.

Buna rağmen bilişsel gelişim için bedensel deneyimlere hala ihtiyacımız var. Filozof Mark Johnson’ın (2007) bedenleşmiş bilişten (embodied cognition) bahsederken verdiği bir bardağı kavramakla bir fikri kavramak örneği bu durumu çok iyi açıklayabilir: Johnson’ın sinirbilim alanında yapılmış araştırmalardan faydalanarak yaptığı tartışma gösteriyor ki beynimizdeki nöronlar bedensel yani somut deneyimlerimizi soyut kavramları açıklamak için kullanıyor. Örneğin bir bardağı kavramak ile bir fikri kavramak beynimizin benzer bölgelerinde benzer şekilde algılanıyor. Dolayısıyla bedensel deneyimler sadece üretim yapmak için değil bilişsel bir gelişim için de önemli rol oynuyor.

Eğer dijitalleşme ile malzemeyle ve mekanlarla yaşadığımız etkileşimde bir kopuş gerçekleşirse, ya da ilerde gerçekleşme ihtimali varsa, el ve bedensel deneyimin eksikliğinin tasarım ve insan davranışı üzerinde nasıl bir etkisi olabilir? Ya da bu koşullarda büyük oranda bedensel üretime dayanan zanaat, tasarım, sanat ve diğer yaratıcı pratikler ne gibi yeni roller üstlenebilirler?

Yün tarama

Hali hazırda çeşitli teknolojik gelişmeler dijital deneyimler ile bedensel deneyimleri birbirini destekleyecek şekilde geliştirmeye devam ediyor. Örneğin artırılmış gerçeklik/sanal gerçeklik gibi alanlar üzerine uzun süredir devam eden çalışmalar var. Buna ek olarak bedensel deneyimlere toplumsal olarak atfedilen bakış akışını değiştirmek de gerekli olabilir. Özellikle zanaata yakınsayan el yapımı pratiklerin toplumsal anlamı dekoratif nesneler üretmenin ötesine geçip bu pratiklerin kendi içinde mevcut olan bedensel bilginin zihinle ve bilişsel gelişmişlikle olan güçlü bağının farkına varılırsa, zanaat pratikleri yetenek ve nesne bazlı pratiklerden düşünme odaklı bir yönteme evrilebilir.

Bunu başarmanın bir yolu dijitalleşmeyi de besleyecek şekilde bedensel deneyimlerimizi zenginleştirmemizi sağlayacak platformlar kurmak. Böylece dijital deneyim için dijital deneyimle birlikte tasarlanmış bedensel deneyimler tasarımcının, ya da yapay zekanın, biçtiği şekilde deneyimlenmek yerine kişilerin kendi deneyimleriyle algılayabilecekleri bir veri tabanı oluşturabilir.

İlk bakışta bu yaklaşım tasarımın geleceği ile ilgili gibi görünse de bedensel bilgiyi ve deneyimi dinlemeyi içselleştirebilmek bizim çevre ve toplumla kurduğumuz ilişkinin sağlıklı şekilde gelişmesinde kritik rol oynayabilir. Örneğin iklim krizinin boyutu yazın artan sıcakların birinci elden deneyimlenmesiyle daha iyi idrak edilir hale gelebiliyor. Belki de zanaatın ya da elle bir şeyler üretmenin geleceği burada yatıyor. Üretim odaklı olmasından ziyade deneyim ve algıladıklarımızı dışa vurma odaklı bir düşünme yöntemi haline gelmesi. Bir şeyler yaparken beden, malzeme ve mekan ile kurulan diyalog kendimize odaklanmanın ötesine geçip etrafımızdaki koşullarla hemhal olma durumunu getiriyor. Bedensel biliş araştırmaları gösteriyor ki insanlar bulundukları çevre ve bu çevrenin içerdiği şeylerle beraber düşünüyor. Dijitalleşen dünyada çevreden, dünyadan ve toplumdan tamamen kopmamak için malzeme ile kurduğumuz bedensel deneyimlerin önemini kavramak bunca krizin içinde ihtiyaç duyduğumuz yeni algılama yöntemleri oluşturmak için gerekli gibi gözüküyor.

Referanslar
Clark, A. & Chalmers, D. (1998). The Extended Mind. Analysis, 58(1), 7-19.
Johnson, M. (2007). The meaning of the body. Chicago: Chicago University.
Malafouris, L. (2013). How things shape the mind: A theory of material engagement. Cambridge, MA: MIT.

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL