En Meşru Savunma Hattı Olarak Yerel Direniş ve Kentsel Muhalefet

HATİCE KURTULUŞ

Modern toplumun mekansal inşası her ne kadar 19. yüzyılın ortalarında kenti yerle bir edip yeniden inşa eden Haussmann’ın Paris’i ile temsil edilse de bu form aslında, sadece modern toplumda sınıfların mekan mücadelesinde kazanan tarafın estetiğini, gücünü ve kibrini yansıtan sınırlı bir temsildir. Ama nedense modern olana dair öylesine güçlü bir genel temsile sahip olmuştur ki kapitalist kentleşme sürecine görece geç giren ülkelerin bazı kentlerinde, görece modern mekansal değişmeler yaşandığında, o değişmeler Paris kıyasıyla ifade edilir; Van için Doğu’nun Paris’i, Buenos Aires için Latin Amerika’nın Paris’i denmesi gibi. Modern Paris’i sosyal ve kültürel olarak inşa eden temel dinamik ise kırdan kente akarak kendilerine yeni bir hayat inşa eden Fransız köylülerinin, sanayi öncesi geleneksel Paris’in esnaf, zanaatkar, hizmetkar ve memurlarının ve yeni palazlanmış burjuva sınıfının kendilerini mekanda ilişkisel olarak yerleştirme mücadelesidir. Modern kenti ortaya çıkaran bu ilişkisel süreçlerde modern sınıfların açık toplumsal temsilleri bir yandan işyerinde (fabrika, maden, plaza, banka, muayenehane, okul, hastane, vd.), diğer yandan da işçi sınıfı mahallesi, orta sınıf mahallesi, burjuva mahallesi gibi sosyal-kültürel ölçekler olarak inşa olan mekanlarda zuhur eder.

Mekan, toplumsal eylemin üzerinde cereyan ettiği durağan bir düzlem, sadece içinden geçilen/kat edilen bir yüzey değil, sahip olduğu tarihsel/kültürel/biçimsel/sınıfsal katmanlarla toplumsal hafızanın en güçlü taşıyıcısıdır aynı zamanda (Massey, 1986, 1994). Bu nedenle Batı'nın sanayi kentleri sanayisizleşirken fabrikalar kapanır ama fabrika işçilerinin sınıfsal olarak inşa ettikleri sosyal-kültürel mekansal ölçekler olan işçi sınıfı mahallelerinin dönüşümü o kadar kolay olmaz; çünkü toplumsal sınıfların mekansal inşası, plancı-mimar ne kadar hayranlık verici şehir planları çizse ve yasal olarak meşru bir iktidar zoruyla bu planları uygulasa da mekana gömülü olan tarihsel dinamikler ile yeni sınıfsal dinamiklerin farklı konfigürasyonlarla ilişkilenerek ortaya çıkardıkları sosyo-mekansal ölçeği kontrol altında tutamaz. Dolayısıyla, mekansal dinamiklerle gündelik yaşam pratiklerinin birbirini kurmasıyla oluşan mahalle-semt-yer-kent, sınıfsal temsilin en somut göstergelerinden birini oluşturur. İstanbul’da, Londra, Tahran, Sao Paulo, Bombay ya da Pekin’de sınıfın en önemli ayırıcı unsuru iktisaden üretim sürecindeki konumu olsa da en ayırıcı sınıfsal gösterge ve kimlik, kişinin nerede yaşadığı, nereye ait olduğudur. Dolayısıyla modern planın sınıfları mekanda eşitsiz biçimde yerleştirme girişimi de sınıfsal konumu ve kimliği belirleyen ve mekansal aidiyetin güçlü olduğu sınıfsal haritalar yaratır. İstanbul’da Okmeydanı, Paşabahçe ya da Gültepe nasıl güçlü bir emekçi-işçi sınıfının mekansal temsili ise Kadıköy, Bakırköy ya da İzmir’in Karşıyaka’sı da orta sınıfın mekansal temsilidir. Kısacası modernlik, sadece tasarlanan/planlanan bir yapılı çevre değil, sınıfların mekan üzerindeki rekabetini ve mücadelesini içeren ve sınıfsal gündelik yaşam pratikleriyle inşa olan bütün sosyal-mekansal süreçlerin toplamıdır. Dolayısıyla modern sınıflar ve sınıfsal farkındalık, güçlü bir biçimde mekansaldır ve mekanı sahiplenmek, fabrikayı sahiplenmekten daha meşru bir eylem dinamiği barındırır.

Sanayi kentinin modern bir sınıfsal coğrafya olarak biçimlenişinde sınıflar arasındaki mekan mücadelesinin en doğrudan hali, emekçi sınıfların kentleri işgal ettikleri erken devrimci hareketlerdi. Bu anlamda 1848’in Paris’i modern zamanlarda mekansal sınıfsal direnişin en iyi bilinen ilk örneğidir. 1848 Devrimi, aşırı birikim krizinin işsiz bıraktığı binlerce işçinin, sanayi mallarıyla rekabet edemeyen geleneksel zanaatkarın, büyük sanayi sermayesi karşısında giderek zayıflayan yerel küçük esnaf ve tüccarın sanayi kapitalizmine karşı ilk sınıfsal-mekansal isyanıdır. Bu isyan, barikatların ancak bir savaşta kullanılacak ağır silahlarla yerle bir edildiği bir karşı saldırıyla bastırılmıştı. Ardından Haussmann, 1853’te Sein Valisi olarak Paris’e atandı ve 1830’lar ve 40’larda öne sürülmüş olan cumhuriyetçi, demokratik, sosyalist planları çöpe atarak, bir cerrah titizliğiyle kenti kesip biçerek yeniden yarattı (Harvey, 2006; Kostof, 2005). Kendisinin "yaratıcı yıkım" olarak adlandıracağı bu radikal planlama, sadece kenti fiziki olarak düzenlemiyor aynı zamanda modernin katı mekansal yasalarını inşa ederek kenti yeni devrimci hareketlere kolayca müdahale edilebilir hale getiriyordu.

Paris Komünü esnasında barikatlar, Deniz Kuvvetleri Bakanlığı ve Hotel Crillon yakınları, 1871; fotoğraf: Auguste Hippolyte Collard

Bu radikal inşa süreci aynı zamanda, 1847-48’deki büyük işsizliğin nedeni olan aşırı birikim krizini de fazla sermayeyi mekanın üretimi yoluyla yeniden birikime sokarak erteliyordu. Öte yandan, 1848’de kenti barikatlarla donatan işsizlerin neredeyse tamamı bu dev yıkım ve yapılaşmada inşaat işçisi olarak istihdam ediliyordu. Ancak Paris’i simgesel anlamda modern kentlerin kraliçesi yapacak olan bu radikal yıkım ve inşa faaliyeti, krizi sadece 18 yıl kadar erteleyebildi. 1871’de yeni bir devrimci dalga olarak Paris Komünü ortaya çıktı ve kent yeniden sınıf çatışmasının sahnesi oldu. 1848’le güçlü bağına karşın Paris Komünü, bundan farklı olarak, 18 yıl boyunca Haussmann’ın Paris’i yıkıp sıfırdan inşa etme sürecinin yarattığı, kaybedilen mekanla doğrudan ilişkilidir. Haussmann’ın özellikle kentin merkezindeki, insan bedenindeki hastalıklı organlara benzettiği yoksul mahalleleri temizlemek üzere giriştiği radikal yıkımlar, kentin kaybeden sınıflarını yeni dayanışma örgütleri kurmaya ve özgürlükçü yerel-yönetsel modeller aramaya itti. Bu süreçte büyük ekonomik ve mekansal kayıplar yaşayan Parisliler, kentlerini geri alma ve bu radikal planlamanın yok ettiği eski yaşamlarını yeniden örgütleme arzusuyla Paris Komünü'nde yer aldılar (Harvey, 2006).

1871’in 1848’den bir diğer farkı, sınıf mücadelesinin son kertede hangi sınıflar arasında olacağını açık biçimde ortaya koymasıydı. Paris’in yeniden inşasının bütün mali yükü büyük sermaye sınıfının dışında kalan toplumsal sınıflara yüklenmiş, bütün getirisi ise sermaye sınıfının cebine girmişti. Bu nedenle Paris Komünü sadece ücretli emekçi sınıfların değil, mesleklerini, işyerlerini, kültürel alanlarını/mahallelerini, dolayısıyla şehirlerini kaybeden orta sınıfları da içine alarak kitlesel bir harekete dönüştü. Her ne kadar komünün yenilgisi bu sınıfların uzun vadede bir arada durabilmesinin imkansızlığının bir göstergesi olsa da modern kentin Paris örneğine dair bu özgün deneyim, sonraki dönemlerdeki kentsel sınıfsal mücadelelerin tarihsel dayanak noktasını oluşturdu. Dolayısıyla modern kentin inşasının, toplumsal sınıfların mekansal inşası ile ilişkisel ve özgün olduğuna dair de güçlü bir yöntemsel açı yarattı.1

Bu açı, 1968’de Prag ve Paris’ten dünyaya yayılan ve 1970’li yılların özgürlükçü yerel yönetsel arayışlarına neden olan kentsel hareketlerin, 1990’larda Avrupa, ABD ve Latin Amerika’da yükselen yerel özerklik ve çevre hareketlerinin ve 2000’lerden itibaren Barselona, Kahire (Tahrir), İstanbul (Gezi) gibi kentlerde yükselen direniş ve işgalleri analiz etmeye olanak veriyor. Bu hareketlerin tamamında, klasik sınıf mücadelesinin eksik yanı olan yerele sahip çıkmanın, kentsel-sınıfsal mücadeleye son derecede güçlü bir meşruiyet kazandırdığı görülüyor. Bu açıdan bakıldığında, yerelden yükselen direnişlerin, 19. yüzyılın üretim yapısına bağlı olarak işyerinde, işçi üzerinden örgütlenen sınıf mücadelesini, tıpkı Paris Komünü'nde olduğu gibi, tüm kente yayarak mekansallaştırdığı dikkati çekiyor.

NOTLAR:
1 Kurtuluş, H. (2019) Modern Zamanlar ve İstanbul’da Orta Sınıfın Mekansal İnşası, Strata Dergisi, 1, 27-46.

KAYNAKÇA:
Harvey, D. (2006). Paris: Modernitenin Başkenti. İstanbul: Sel Yayınları
Kostof, S. (2005) Majesteleri Kazma: Yıkımın Estetiği, Şehirler ve Sokaklar, Der. Z. Çelik, D.Favro ve Richard İngersoll, Kitap Yayınevi
Massey, D. (1984). Spatial Division of Labor. London: MacMillan
Massey, D. (1994). Space Place and Gender. London: Polity Press

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: