Gerçek Dünya İçin Tasarım

AVŞAR GÜRPINAR

Victor Papanek, Gerçek Dünya için Tasarım kitabını 1970 yılında yazar; tasarımcının sosyal bir bilinçle, teknolojiyi amaçsallaştırmadan, yer ve bağlamdan hareketle tasarlaması gerektiğini savlar.

Charles Jencks, modernizmin ölüm tarihini 15 Temmuz 1972, saat 10.15 olarak duyurur.1 Bu, St. Louis, Missouri’deki Pruitt-Igoe toplu konutlarının yıkım anıdır.

The Club of Rome adlı düşünce kuruluşu, Büyümenin Sınırları raporunu 1972 yılı Ekim ayında yayınlar. Bu şekilde (eksponansiyel) büyümeye ve bu hızda (eksponansiyel) tüketmeye devam edersek dünyanın bizim açımızdan kalan ömrünün yaklaşık yarım asır olduğunu hesaplar.

Bu üç ayrı olayın 1970’lerin hemen başında gerçekleşmesi tesadüf değil elbet. Üçü de insan merkezli bir perspektifle, bir yandan doğayı evcilleştirilmesi gereken ve neredeyse tamamen insanın hizmetinde ve tasarrufunda bir olgu olarak kabul eden; öte yandan hizmetinde olduğu, onun için tasarladığı insanın neye ihtiyacı olduğunu çok iyi bildiğini düşünen, bu doğrunun da tüm zamanlar ve mekanlar için geçerli olduğunu kabul eden anlayışın, tasarım-mimarlık-çevre cephelerinden nasıl da çatırdamakta (ve çökmekte) olduğunu gösteriyordu. Dolayısıyla o zaman için (ve belki bugün hala) tasarım paradigmasının değişmesi gerektiği aşikardı. Peki ama kim, kimin için, hangi ihtiyaç (gerçek ya da yapay) ve arzular doğrultusunda, hangi bağlamda, nasıl tasarlayacaktı?

Victor Papanek, Gerçek Dünya için Tasarım, avşar gürpınar, xxi dergisi

Papanek, kitabının sonunda tasarım evrenini kullanıcılar, ihtiyaçlar, arzular, süreçler ve disiplinler açısından diyagramlaştırır. Bu diyagramların bazı kısımlarının zamansal olarak miadı dolmuş, bazıları ise bağlamsal olarak bizde karşılık bulamıyor. Ben de bunların bir kısmını çevirerek,2 bir kısmını uyarlayarak,3 Papanek’in manifestif çalışmasına bugünden bakmaya çalıştım. Bunu yaparken ikimizin sesi birbirine karıştı, ortaya böylesi muğlak, çift kişilikli, güncellenmiş bir “gerçek dünya için tasarım manifestosu” çıktı.

KİMİN İÇİN TASARLIYORUZ?
Bebekler, küçük çocuklar, zihinsel engelli, bedensel engelli, dezavantajlı çocuklar, ergenler, öğrenciler.

Tüm çocuklar: Aslında fiziksel, psikolojik, duygusal anlamda engellidir. Bazen raftaki oyuncağına, bazen yetişkinin ilgisine erişemez. Derdini alışık olduğumuz yöntemlerle bize anlatamaz.

Genç işçiler, genç çiftçiler, gençler, 20’likler. Kot taşlayıcılar, tersane çalışanları, son ütücüler, mevsimlik işçiler.

Tüm genç insanlar: Aslında psikolojik, duygusal, sosyal anlamda engellilerdir. Derdini, aşkını, arzusunu her zaman karşısındakinin alışık olduğu yöntemlerle anlatamaz. Kültürel bloklar davranışlarını, kıyafetlerini, mekanlarını, eğlencesini belirler ve sınırlar.

Hükümlüler, askerler, hastanelerde yatan insanlar, gözlüklüler, değnekliler, işitme cihazı ve tekerlekli sandalye kullananlar, hamileliğinin sekizinci ve dokuzuncu ayındaki kadınlar, “tüketiciler” ve “kullanıcılar”, “yabancılar”, ırksal azınlıklar, gelişmekte olan ülkelerdeki insanlar, üçüncü dünya,4 yaşlı ve ihtiyarlar.

Tüm “yetişkinler”: Aslında sosyal, ekonomik ve politik olarak engellidir. Kendisiyle yalnız kalmaktan, kendisini dinlemekten korkar. Sosyal olarak klikleşme ihtiyacı duyar. Bunu futbol, siyasal parti vb. oluşumlar üzerinden gerçekleştirir. Kültürel bloklar, ırksal ayrımcılık… Fare ısırığından enfeksiyon kaparak, duvardaki kurşun katkılı boyadan, içme suyundan, yemekten ya da açlıktan ölenler. Kafasına döviz düşerek, kaldırımda ezilerek, çukura düşerek, su kanalında boğularak ölenler.

Tüm bunları düşündüğümüzde tasarlananların büyük bir kısmı aslında aynı küçük ve homojen gruba hitap ediyor, oysa sosyolojinin marjinal uçlarında hatırı sayılır bir kalabalık var.

İNSANIN GERÇEKTE NEYE İHTİYACI VARDIR?
Barış: Zıttı her zaman savaş olmayan bir barış; sokağında, mahallesinde, şehrinde tam bir çatışmasızlığın hüküm sürdüğü bir barış. Bir kavram değil, ortam olarak barış.

Temiz hava ve su: İşe maske takarak gitmek zorunda kalmamak, musluktan akan suyu içebilmek, temiz bir doğa/peyzaj, uzaktan bakılacak değil altında oturulacak ağaçlar, istinat duvarında şehir kompozisyonu yaratan değil evin bahçesinde bakılacak çiçekler, çerçevelenmiş değil üzerine çıplak ayakla basılan, oturulan, yatılan çimenler.

Özgürlük ve eşitlik: Sadece satın alma özgürlüğü ve kasa önünde eşitlik değil; düşünce, ifade ve seyahat özgürlüğü, tüm kurum ve durumlarda tam bir eşitlik.

Konut: Isı,5 ışık, ocak. Tüm bunların daha akıllı değil, daha verimli hale gelmesi için çalışabiliriz. Doğal ışıktan azami fayda sağlayan bir konut, aydınlatmalarını kendi açıp kapatandan daha evla olabilir.

Yiyecek -depolama, giyim, eğitim, “iş”: Anlamlı bir etkinlik olarak çocuk, kendilerinin ve toplumun amaçlarına erişmesi için katılım-cılık, sağlık (akli ve fiziksel). Yaşam süresinin değil, kalitesinin artırılması için çalışmak.

İNSAN GERÇEKTE NE İSTER?
Bilmiyoruz.

On yedinci yüzyıl sonu İngiltere’sinin sigorta ve bankacılık sektörü öncülerinden Nicholas Barbon’a göre insan iki ana istek ile doğar: vücudun istekleri ve aklın istekleri. İkincisi sonsuzdur. Arzu “ruhun iştahıdır” ve en az “vücudun açlığı” kadar doğaldır.6

İNSANA NEYE İHTİYACI OLDUĞU YA DA NEYİ İSTEDİĞİ SÖYLENİR?
Vatanseverlik ve ulus gururu: Sadece ihtiyaç ya da tavsiye değil, neredeyse bir zaruret. Ulus devlet kavramını iki yüz sene geriye götürmek bile zor iken hem de.

Yasa ve düzen: Papanek bu iki kavramı neden gerçek değil, yapay ihtiyaçlara koymuş bilemiyorum. Doğanın ve yaşamın kendi akışında seyrettiği (söz gelimi bir ayı tarafından yenmemizin yasa ve düzen dışı olmadığı) ilkel bir yaşamın hayalini kuruyor da olabilir.

Evim kalemdir: Bireysel, eski moda, “romantik”, duygusallaştırılmış, pahalı, kötü inşa edilmiş, çirkin ve gözlenen evler. Güvenlikli, havuzlu, duvarlı, akıllı, balkonu göstermelik yeşillikli, manzaralı evler.

Hazır yemek: Dondurulmuş, suyu alınmış, önden-çiğnenmiş, vitamini, aroması, rengi, besin maddesi, kokusu yapay olarak eklenmiş, sadece tadına değil kendisine de doyamadığımız, acıktıran yiyecekler.

Son moda: Mini, midi, maksi, mikro; televizyon, laptop, tablet, akıllı telefon, daha büyük ekran, telefon kabı, daha fazla internet kotası, dakika, sms, her yöne konuşma, daha fazla dijital depolama alanı, yazıcı, tarayıcı, bluetooth hoparlör, takım elbise, nişan kıyafeti, yazlık ev, kredi kartı, otomobil, ikinci otomobil.

50 sene sonunda iyi bir emeklilik getirecek “istikrarlı” bir iş: Adını başımızı önümüze eğmeden söyleyebileceğimiz bir iş. Kıymetinin kendinden menkul olması önemli değil, yeter ki biz onun önemine inanmış olalım.

Havalı, çekici, son moda bir spor araba. Bekarken.

Kaliteli, statü göstergesi, diğerlerinden farklı bir otomobil. Evlenince.

Geniş iç hacme sahip, tüm aile ihtiyaçlarına cevap verecek bir aile arabası. Çoluk çocuğa karıştığımızda.

Toplumun şimdiki halinde kalmasını sağlayacak birkaç kişiye eğitim veren okullar. Yöneticiler, karar alıcılar; paranın, malın, bilginin sürtünmesiz dolaşımını sağlayacak insanlar yetiştirmek için.

Çoğunluğa, onların şikayet etmeden çalışmasını sağlayacak eğitimi veren okullar. Sıkıcı işleri de birilerinin yapması gerekiyor, vidaları sıkmak, duvarları boyamak, beton kalıplarını kurmak gibi.

YANLIŞ AMAÇLARA NASIL ULAŞILIR?
Reklam ve propaganda: Televizyon, radyo, film, kitap ve dergiler, gazeteler, web siteleri. Bilgi artık o kadar çok, kirli ve değişken ki bu taşkın nehrin bulanık suları içerisinde rahatça seyretmek ya da ondan tamamen uzak durmak imkansız.

Rekabet: Sürekli olarak karşıya değil, yan tarafa baktığınız; hedeflerinize değil, yarışlarınıza odaklandığınız bir dünyada amaçlar bulanıklaşabilir, araçlar amaçsallaşabilir.

Televizyon yarışmaları ve ödüller; piyango, İddia, at yarışı: Mutat döngümüzden kurtulup “ruhumuzun iştahını” daha rahat ve kolayca doyurabileceğimiz bir merhaleye geçmemizi sağlayacak, son derece olasılıksız kazançlar.

Para, kar, ödül: Zaman harcanarak elde edilen paranın mala tahvil edilmesi döngüsünün sürekli korunması.

İş.

Statü: Bazı topluluklara kabul edilebilmek ve kredi notunun yükseltilmesi için kullanılır.

Şiddet ve savaş: Dikkatleri üzerinize çeker.

Tokenizm:7 Değişime muktedir olanlar, var olanın olduğu gibi kalması için yapılması gerekenin az bir kısmını yapar. Dışarıdan -ya da dikkatsizce- bakıldığında bir gelişim ve ilerleme yanılsaması oluşur.

GERÇEK AMAÇLAR NASIL ENGELLENİR?
Hapis, işsizlik, politik sürgün, riayet için eğitim, ölüm cezası, ayrımcılık, ırk savaşları, soykırım.

BU NASIL DEĞİŞTİRİLEBİLİR?
Sergiler, özgür üniversiteler, seminerler, alternatif topluluklar, tartışmalar, çalıştaylar, “aletler”, filmler, afişler ve niceleri.

Yani: Eğitim, Yaratıcılık, Sosyal Planlama, Araştırma.
Bunların hepsi tasarımdır! Fakat değişim her zaman gerçekleşmeyebilir ya da gözle görülür bir biçimde ve hızla gerçekleşmeyebilir.

ASGARİ TASARIM EKİBİ
Tasarım, mimarlık, mühendislik, psikoloji, ekoloji, sosyal bilimler ve davranış bilimleri, antropoloji, yapısal biyoloji, matematik alanlarından.

Ve belki de: oyun teorisi, demografi, istatistik, filmcilik,8 davranış bilimleri, ekonomi, hukuk, yer bilimleri, bilgisayar bilimleri, ergonomi, iklim bilimi, tıp ve niceleri.

Doğaldır ki bu hüsnükuruntuya 1972 yılında inanmak çok daha kolay. Politik ve ekonomik olarak tek kutuplu bir dünyada ise bu kadar iyimser olmak, herkesin (özellikle tasarımcı ve mimarların) egolarından sıyrılarak her şeyi bildiğini ve her şeyin en iyisini bildiğini düşünmeden, uyum ve işbirliği içerisinde çalışabileceğini hayal etmek biraz güç.

RASTGELE DÜŞÜNCELER
Tüm insanlar, hayatlarının en azından bir döneminde, bir biçimde engellidir. Onların gerçek ihtiyaçlarını bulmamız lazım.

Dünyanın farklı yerlerindeki topluluklar geçmişte nasıl yaşıyordu? Bu problem başka bir yerde, başka bir zamanda zaten çözülmüş olabilir mi?

Rafine zevk, tüccar icadıdır. Tasarım ve folklorde bulunmaz. Rafine zevk, kar için moda yaratmaktır.

“Bir şeyi ilk defa yaptığınız zaman, onu yapmak o kadar zordur ki, o şey mecburen çok çirkin olur. Ama sizden sonra gelenler, yapmayı dert etmek zorunda kalmaz. Böylece o şeyi güzel bir şekilde yapabilirler ve herkes onu beğenir.” Pablo Picasso

Bu yazının sonunda kasıtlı olarak, bir sonuca varmamaya çalıştım. Tartışmanın süregidebilmesi için bazı iplerin ucunun açık bırakılması, düşüncenin boşluklu ve muğlak yapısının korunması gerek. Hakikatin kıvılcımı ancak bu şekilde, fikirlerin çarpışmasından doğabilir.

NOTLAR
1 Jencks, C., 1977. The Language of Post-Modern Architecture, s. 9, Rizzoli : NY, USA.
2 Translate, İngilizce: Çevirmek.
3 Transliterate, İngilizce: Bir dile ait bir yazıyı başka bir dilin harfleri ile yazmak olarak çevrilebilecek bu kelimeyi, yabancı bir kavramın başka bir bağlamdaki (yer, zaman vb.) karşılığını bulmak olarak kullanıyorum.
4 1970’lerde belirmeye başlayan, 1980’lerde palazlanan, 1990’larda tavan yapan bu sosyal -ya da üçüncü dünya, az gelişmiş ülkeler için- mimarlık-tasarım anlayışı içerisinde -zaman zaman neredeyse yeni bir tür tanrı kompleksine evrilen bir üstten bakış, “sizin için en iyisini biz bilirizcilik” de barındırmıyor değil.
5 Kışın ısıtma yazın soğutma sistemlerine artık neredeyse bağımlı hale gelmemiz konunun mimarlık bağlamındaki çözümlerinin yetersiz olduğuna işaret ediyor olabilir mi?
6 Nicholas Barbon, 1690, A Discourse of Trade, s.14-15, London.
7 Gösterme Reformculuk.
8 Film-making’i sinema ya da film yapımcılığı olarak çevirmeyi tercih etmedim.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: