Ulaşımın Robotlaşması İstanbul’u Yaşanabilir Hale Getirebilir Mi?

GÜVENÇ ÖZEL

Bireysel bazda teknoloji uygulamalarının hayatımızın her alanındaki mekan algısında köksel değişiklikler yaptığı bir gerçek. Fakat insanların, taşıtların ve bilginin sürekli ve çoğunlukla birbirine çakışan bir dolaşım içerisinde olduğu büyük metropollerde farklı mantıksal düzlemlerde hareketlenen bu sistemlerin birbiriyle iletişimi ve entegrasyonu nasıl sağlanabilir? Yakın zamanda hayatımızın parçası olacak teknolojiler, şehirlerin çevreci bir çerçevede planlanabilmesi ve yaşam kalitesinin arttırılması için yeni olanaklar sunmakta.

Yakın gelecekte ulaşımın formundan çok kullandığı teknolojilerin değişeceği, bu değişikliklerin hayatımızı kolaylaştıracağı ve aynı zamanda altyapı bazında çeşitli avantajlar sunacağı aşikar. Mesela elektrikli ulaşım araçların kullanımının önümüzdeki 20 sene içerisinde büyük artış göstermesi öngörülmekte. Bu teknolojik paradigma kayması, var olan karbon bazlı yakıt altyapısının aşamalı olarak terk edilmesi, batarya teknolojisinin geliştirilmesi ve elektrikli şarj istasyonlarının özel ve kamusal ölçekte kullanımının yaygınlaştırılmasıyla sonuçlanacaktır. Fakat, asıl yapısal değişikliği sağlayacak “Truva Atı”, sadece yakıt teknolojisindeki gelişme değil, yapay zeka uygulamalarının güvenli şekilde ulaşım araçlarına entegre edilmesiyle oluşacak sürücüsüz otonom araç ağlarıdır. Bu “robotlaşmış” ağlar, kişisel araç sahiplerinin sayısının büyük oranlarda düşürülmesi ve ulaşım ağlarında dolaşımda olan araç sayısının azalmasıyla sonuçlanacak, araba sahibi olmak bir ulaşım servisine üye olmaya indirgenecektir. Sensörler ve birbiriyle iletişim içerisinde olan yapay zeka destekli araçlardan oluşacak bu sistemler sayesinde daha güvenli ve verimli bir trafik ağı yaratılabilecektir.

Uber, Lyft gibi kişisel taksi uygulamalarının otonom araç teknolojilerine yatırım yapma isteği bu sebepten kaynaklanmaktadır. Bu mobil taksi uygulamaları, ulaşım servisi sağlayıcısı haline gelebilmek için, Tesla, General Motors ve benzeri otomotiv firmalarıyla ortaklıklar kurmakta ve ortak yazılım/ donanım sistemleri geliştirilmesi için çalışmalar yürütmekte. Bu yeni bilgisayar destekli ulaşım mantıkları, kişisel ulaşım taşıtlarının (personal mobility vehicle) kurulu ve planlanan toplu taşımacılık sistemleriyle entegre edilmesiyle yeni ulaşım formlarının ortaya çıkmasına sebep olacak. Helsinki’de pilot uygulamada görüldüğü gibi, mobil telefon uygulamalarıyla desteklenecek bu ağlar, trafikteki araç sayısını, araçlara ayrılan park yeri yüzölçümünü ve kullanıcının şehir içerisinde ulaşıma ayırdığı zamanı etkili bir şekilde azaltacaktır.

UCLA’deki teknoloji laboratuvarımda Tesla Motors ve Los Angeles Belediyesi’nin desteğiyle yürüttüğümüz “Otonom Araçların Los Angeles Şehirleşmesine Etkisi” isimli araştırma projemiz, bu teknolojik öngörüleri destekler nitelikte. Şehrin genel demografisini, nüfus yoğunluğunu, arsa kullanımını ve ulaşım modellerini baz alarak yaptığımız çalışma, önümüzdeki 20 sene içerisinde, otonom araçların yüzde 35 gibi bir kullanım rakamını yakalaması halinde, şehrin trafik yükünün yarı yarıya azalacağını öngörmekte ve şehir merkezinde araç park etmek için kullanılan otopark ve kaldırım yüzölçümünü de, toplam araç sayısı değişmese bile yüzde 47 oranında azaltmakta. Bu rakamlar, şehir merkezinde araçların tamamıyla park etmesinin yasaklanmasının önünü açmakta ve yolların park etmiş araçlar tarafından işgal edilmesini engelleyerek kamusal mekanlarının sosyal ve ekonomik açıdan canlı kalmasını sağlayacak yaya bazlı tasarım prensiplerinin uygulanmasını gerçekçi kılmakta. Sayısı azaltılmış, ortak kullanımda olan ve sadece şarj olmak için otoparka geri donen bu robot araçlar ağı, şehirciliğini yıllardır otomobil merkezli organize eden metropollere ulaşım kisvesinden uzak alternatifler önermektedir.

Otonom ulaşım teknolojileri, ana arterlerdeki toplu taşımacılık sistemlerinin kişisel ulaşım araçlarıyla eklemlendirilmesi, araç boyutlarının küçülmesi ve kişisel araç sahipliği sayısının azaltılması sayesinde özellikle İstanbul gibi karmaşık yapısal sorunlara sahip, şehir formunun değiştirilmesine olanak vermeyen tarihsel ve demografik gerçeklerle cebelleşen ve hızla büyüyen şehirlere trafik sorununu azaltmak için değerli bir olanak sunmakta. Ayrıca eşzamanlı olarak, şehir merkezinde sadece park etmek amacıyla kullanılan milyonlarca metrekare büyüklüğündeki atıl arsa ve binaları ekonomiye ve şehir yaşamına kazandırma potansiyelini barındırmakta. Bu yeni teknolojiler, mahalle ölçeğinde altyapı yatırımları yapma gerekliliğini azaltarak daha çok insanı daha hızlı bicimde daha uzak mesafelere taşıyacak sistemlerin kurulmasına finansal kaynak sağlayacak ve yeni mimari tipolojilerinin ortaya çıkmasına sebep olacaktır. Ayrıca belediyelerin sunduğu, çöp toplama, yol temizleme gibi servislerin robotlaştırılması, bu servislerin sürekli, ekonomik ve şehir yaşamını engellemeden sağlanmasına olanak verecek ve yaşam kalitesini arttıracaktır.

İstanbul gibi düzensizlik düzeninin hüküm sürdüğü kalabalık metropoller, yeni teknolojilerin sunduğu bu olanaklar sayesinde, yaşam kalitesini birincil olarak etkileyen ulaşım sorununu pahalı altyapı yatırımlarını baypas ederek çözebilir. Otonom ulaşım teknolojileri, geleneksel ulaşım metotlarının mimari yansımalarını da yeniden düşünmemizi zorlayarak, şehir merkezlerindeki yoğunluğu bir tehdit olmaktan çıkarıp sosyal ve ekonomik canlılığın güncel mimari ve şehir planlama prensipleriyle desteklenmesini İstanbul gibi devasa şehirlerde bile gerçekçi kılmaktadır.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: