Katılımcı Tasarım: Nasıl ve Kim İçin?

EVREN UZER

“Gerçek hayatta, mimarlık mimarlara bırakılamayacak kadar önemli hale geldi. Mimarlık pratiğinde yeni özellikler ve müelliflerinde yeni davranış modelleri geliştirmek için gerçek bir metamorfoza gereksinimimiz var: Onun için, inşa edenlerle kullanıcılar arasındaki tüm engeller ortadan kaldırılmalı, ki inşa etmek ve kullanmak aynı planlama sürecinin iki farklı bölümü haline gelebilsin. Bu sayede mimarinin içkin agresifliği ile kullanıcının zoraki pasifliği, her bir kullanıcının -farklı ve spesifik bir etkiyle- mimar olduğu, ve her bir mimari etkinliğin -bunu kimin düşündüğünden ve gerçekleştirdiğinden bağımsız olarak- mimarlık olarak ele alındığı yaratıcı ve karar verici bir denge koşulu içinde çözünmeli." Giancarlo de Carlo1

Katılımcı mimarlıktan söz ederken aslında neyi kast ediyoruz? Kamusal mekanların ve kamusal altyapının tasarımına katılımı mı? Orada oturanların kendi gündelik ortamlarının şekillenmesi üzerine yapılan görüşmelere ya da karar verme süreçlerine katılımını mı? Bu aynı zamanda tasarımcı olmayanların kendi ortamlarını aktif olarak değiştirmelerini de içerir mi? Katılım yoluyla, tasarlama otoritesinin kullanıcılara verilmesi aracılığıyla kendini gittikçe önemsizleştiren bir kentsel pratiği mi amaçlıyoruz? Bu metinde katılımcı planlama ve tasarım alanındaki önemli fikirlere göz gezdiren bir dizi notla başlayıp yerel etkileşimle işleyen, kendi içlerinde ve dışlarında çalışma süreçlerine dair eleştirelliği içeren güncel pratiklerden örneklere dikkat çekerek kapanışı yapacağım.

Sherry R. Arnstein’in 1969’daki ufuk açıcı makalesi Halk Katılımı Merdiveni2 bugün hala oldukça geçerli. Arnstein bu yazısında manipülasyondan (sıfır katılım) halkın kontrolüne (tam katılım) doğru artan sekiz farklı katılım seviyesi tanımlar. Bugünün güncel mimarlık ve planlama süreçlerinin bir parçası olan katılımın farklı biçimlerine bakacak olursak, aslen birçoğunun ya sıfır katılım ya da anca farklı derecelerde tokenizm (göstermelik reformculuk) örnekleri olduklarını fark ederiz. Tabi ki eğer katılımı hem çeşitli projeleri mümkün kılan hem de onlar tarafından zenginleştirilen, işbirliğine dayalı, tasarım tabanlı bir demokrasiyi kolektif olarak elde etme yollarından biri olarak tanımlıyorsak.

DEĞİŞEN SÖYLEM, MEYDAN OKUNAN DEĞER SİSTEMLERİ
Bu metnin girişinde alıntı yaptığım Giancarlo de Carlo, 1970’lerin başlarında tasarımcı ve kullanıcı pratikleri arasındaki sınırların kaldırılmasına yönelik radikal bir değişim önerdi. Eleştirisi, CIAM’ın tasarım ve planlama pratiklerinde temsil edilmeyen ya da az temsil edilen halkla birlikte yürüttüğü çalışmalarındaki gibi belirli kırılma anlarında köklerini bulan, geçmişteki birtakım sosyal sorumluluk hareketlerine bakmasıyla biçimleniyordu. Bu toplumsal odaklı pratikler, eşit ve herkesi içeren süreçler yaratmakta başarısız oldu ve üstüne üstlük eleştirilen konvansiyonel planlama süreçlerinin bir başka tepeden inme versiyonunu yeniden yarattı. De Carlo’nun önerisi ise ancak ve ancak katılımcı bir süreçle elde edilebilecek bir çeşitlilikle başlamak: Kentsel planlama ve uygulamada bireysel kullanıcı, özerk bir katılımcıya dönüşür; ardından kullanıcının kentsel mekana yönelik arzu ve gereksinimleri, uzman otoriteye (mimar ya da plancıya) meydan okur ya da onun yerine geçer.

Bir mimar olan John Turner bu argümana yeni bir yön verdi. Turner, mimar ve mühendis gibi profesyonellerin konumunu yeniden düzenleyerek onları “imkan sunucu” olarak tanımlar. Bu da deneyimi ve yerel bilgi birikimini teknokratik bilgi biçimlerinden daha değerli olarak konumlandıran bir düşünce kaymasına yol açar. Turner sakinlerin kendi evlerini ve mahallelerini inşa etmeleri gerektiği fikrinin de ötesine geçer ve İnşa Etme Özgürlüğü3 adlı kitabında insanların finansman ve yönetimde de kontrolü ellerinde tutmaları gerektiğini söyler.

1960’lar ve 70’lerdeki mimarlık pratiği, sıfır katılım ya katılımın tokenist versiyonlarının ötesine geçen katılımcı pratikler yaratmayı denedi. Lucien Kroll’un Brüksel’de konumlanan ve 1970’lerde inşa edilen Tıp Öğrencileri Yurdu ile İskandinav paylaşımlı konut deneyleri, bunlardan birkaçı. Bu projeler uzman ile kullanıcı arasındaki mimar, kentsel uygulamacı ve sakinler gibi tanımlı konumları değiştirmeyi amaçladı. Bu örneklerin bazıları aynı zamanda zaman içinde değişen kullanımlara ve kullanıcı profillerine göre uyarlanabilen ve iyileştirilebilen binaların nasıl tasarlanabileceğine de odaklanıyordu.

PRATİĞİN DEĞİŞİMİ
Bir diğer mimari pratik biçimi, kullanıcı ile tasarım arasındaki hiyerarşileri kırmak, pratik içerisindeki karar verme mekanizmalarını değiştirmek üzerine kurulu. Yerel mimarlık dükkanları açmak, sakinlere mimari tasarım ve statik konularında yardımcı olmak, fon başvurularında destek olmak, mahalle organizasyonlarını mobilize etmek, topluluk arazi kooperatifleri, emlak bankaları kurmak ve değişim için imza kampanyaları yürütmek, böylesi topluluk mimarlarının yürüttüğü çabaların bazıları. Bu tarz girişimler, yarımkürenin hem kuzeyinde hem de güneyinde ortaya çıktı. İngiltere’den Association of Community Technical Aid Centres (ACTAC), Assemble, Glasgow Collective Architecture ya da Fantastic Norway aklıma gelen sadece birkaç örnek. Bu islerin bazıları, mimarlık pratiğinin piramit tarzındaki konvansiyonel organizasyonundansa kooperatif prensiplerini takip ederek hiyerarşik olmayan işletim şemalarını öncelleştirdiler.

Küçük Değişim4 kitabıyla Nabeel Hamdi, katılımcı planlamanın öncülerinden. Kentsel yaşamda enformelliğin oynadığı rolü, küçük ölçekli projelerin büyük ölçeklilere oranla gittikçe artan üstünlüğü üzerinden tarifledi. Önerisi, kendi kendine organize olan sistemlerin tabandan tavana etkisinin topluluklar için daha anlamlı etkilere sahip daha büyük değişikliklerin hayata geçirilmesinde daha etkili olacağı. Birçoğu güney yarımküreden olan kendi uygulamaları ve verdiği başka örnekler, pratikte topluluklarla ortaklıklar kurulmasını, yani konvansiyonel mimar ve geliştirici rollerine meydan okunmasını savunur.

DAHİL ETME OLASILIĞI VE ÇATIŞMAYA DAVET
Nancy Fraser ise “katılımda eşitlik” kavramıyla, sürecin sonuçlarından etkilenecek herkesin katılımda eşit fırsata sahip olduğu varsayımını sorgular.5 Herhangi bir kararın gerçekten katılımcı olması için sürecin katılmak ya da görev almak isteyenlere “denkteşlik (peerhood) olanağı” vermesi gerektiğini söyler. Sosyal adaletsizlikleri çözmek için bir yol olarak gördüğü demokratik katılımcı nosyon, mevcut cinsiyet, ırk ya da sınıf eşitsizliklerini de beraberinde getirir ve vatandaşların eşit mevkilerde karar verme mekanizmalarına doğrudan katılımının gerekliliğini vurgular. Fraser’ın yaklaşımında örneğin azınlıklar, yalnızca sürece katılmakla kalmaz, aynı zamanda sürece bilgi aktararak karar verir ya da mevcut kararları değiştirir. Bu süreç birçok farklı şekle bürünebilir ve katılımcıların müzakere süreçleriyle değişik şekillerde geliştirilebilir. Öte yandan Kevin Olson6 Fraser’ın katılımda eşitlik kavrayışında bir soruna işaret eder: Ona göre, eşit mevkilenme varsayımı ile eşitliği katılım aracılığıyla sağlama iddiası arasında bir tutarsızlık vardır. Olson bunu “mümkün kılma paradoksu” olarak adlandırır: “Eşit olmaya muktedir vatandaşların hem müzakereye dahil oldukları ön varsayımı yapılıyor hem de bu, sürecin varılmak istenen ürünü.” Marjinalleştirilmiş toplulukların, sürecin ön varsayımları nedeniyle en başta bu müzakerede bir rol üstlenmek için hak iddia etmelerinin bile mümkün olmayabileceğini öne sürer. Katılımcı planlama alanından Tom Angotti7 de bu tartışmaya katılımcı süreçlere çatışmanın davet edilmesi fikriyle katkıda bulunurdu. Ona göre, bu vakaların birçoğunda “pürüzsüz” süreçler elde etmek için ulaşılan kişiler benzer çıkarlara ve ayrıcalıklara sahip olanlarla kısıtlı. Angotti aynı zamanda bize beklenmedik ortaklıkların ortaya çıkabileceğini ve bu sayede katılımcı sürecin çatışmalı fikirler ve bakış açılarının dile getirilmesiyle uzlaşma ve pazarlıkla anlaşmalara varabileceğini de anlatır.

Katılımcı süreçlere yönelik eleştirel yaklaşımlarda uygulamadan alınan deneyime paralel olarak, azınlık hakları, LGBTİ hakları, çevresel adalet, anti-ırkçılık ve göçmen haklarının temsili konusunda pazarlığa tabi olmayan koşulların oluşturulması mecburiyetine dair yeterli kanıtımız var. Bunun yanı sıra, katılımcı sürecin kendi strüktürü de sınıf, cinsiyet, etnisite, yeterlilik ve yetersizlikten bağımsız olarak eşit mevkilenmeyi sağlamalı ve süreç boyunca paydaşlarla birlikte kolektif olarak bu müzakere biçimleri geliştirilmeli.

BİR ALTERNATİFE DOĞRU
Kentsel çevre çoklu süreçlerle biçimleniyor; mimarlar ancak yapılı çevrenin marjinal bir kısmını tasarlıyorlar. Bugün Arnstein’in makalesine yeniden bakmak oldukça faydalı, hele ki yönetişimin ortaya çıkışı ve topluluk etkileşiminin dahil edilmesi bağlamında -sınırlı- katılımın potansiyel fikir ayrılıklarından kaçınmadaki katkılarını düşündüğümüzde. Kar Değil, İnsanlar İçin Kent: Eleştirel Kentsel Kuram ve Kent Hakkı8 kitabı kentsel planlama ve mimarlığı içkin olarak politik pratikler olarak görmemizi, alanın uygulamacılarını bunu kabul ve itiraf ederek daha adil kentsel çevrelere doğru pratiklerini geliştirmelerini önerir. Margit Mayer belirli katılımcı süreç tiplerini, sosyal hareketleri radikalliklerinden arındırma ve pasifleştirme yolları olarak tanımlar. Bu süreçlerde tepeden inme süreçlerden yorgun düşmüş ve katılımın herhangi bir türünü sürece dahil etmekle yetinecek mimar ve plancılar aynı zamanda kendi içlerinde potansiyel bir kapan da barındırırlar: Kendi gündelik ortamlarını biçimlendirme sürecinde topluluğun potansiyellerinin ve gereksinimlerinin altını oymayan bir katılım düzeyine nasıl erişiriz?

Dünyanın farklı yerlerinden bazı güncel pratiklere baktığımızda, bağlam içinde özenli ve yerel kökleri olan uygulamaların gerçekleşmesine yönelik belirgin bir çaba hemen gözümüze çarpıyor. Bu aynı zamanda neoliberal planlamaya ve onun katılımcı süreçleri içine almasına yönelik erken eleştirilere de bir yanıt niteliğinde. Atelier d’Architecture Autogéré (Romanya and Fransa), STEALTH.unlimited group (Sırbistan), Cohabitation Strategies- CohStra (Amerika), URBZ (Hindistan) ve Düzce Umut Atölyesi (Türkiye) kentsel mekanları, uzun süreli etkileri olacak şekilde yerel etkileşimli ve işbirliğine dayalı süreçlerle dönüştüren başarılı alternatif örnekler. Genellikle toplum-mekan araştırmaları ve kültürel aktivizmi de içeren bu pratikler, neoliberal kentleşmenin yöntemleri ve araçlarına yönelik sağlıklı bir eleştiriyi de içlerinde barındırıyor ve katılımın eşitsizliklere yol açabilecek yönünü ortadan kaldıran potansiyel alternatifler öneriyorlar.

*Metin İngilizceden çevrilmiştir. Özgün metne buradan ulaşabilirsiniz.

NOTLAR:
1 Giancarlo de Carlo, “Architecture's Public”, Parametro 5, 1971
2 Sherry R. Arnstein, "A Ladder of Citizen Participation," JAIP, Vol. 35, No. 4, 1969
3 John F. C. Turner, and Robert Fichter, “Freedom to Build: Dweller Control of the Housing Process”, The Macmillan Company, New York, 1972
4 Nabeel Hamdi, “Small Change: About the Art of Practice and the Limits of Planning in Cities”, Earthscan, London, 2004
5 Author: Nancy Fraser; Axel Honneth, “Redistribution or recognition?: A Political-philosophical Exchange”, Verso, London, 2003
6 Kevin Olson, “Reflexive Democracy: Political Equality and the Welfare State”, MIT Press, Massachusetts, 2006
7 Tom Angotti, "New York for Sale: Community Planning Confronts Global Real Estate", MIT Press, Massachusetts, 2008
8 Neil Brenner, Peter Marcuse, Margit Mayer, "Cities for People, Not for Profit: Critical Urban Theory and the Right to the City", Routledge, Londra, 2012

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: