Kentin Politik Sınırları

DENİSE HASSANZADE AJİRİ

Ara sıra annemlerin çocukluk albümlerine göz gezdirdiğimde gördüğüm yerlerin doğduğum İran olduğuna inanamıyorum. Annem 1950-60 yılları arasında Mescid-i Süleyman’ın güneyinde büyüdü. “Beş Bungalov” olarak bilinen beş villadan birinde yaşardı. Alçak dekoratif çitlerle çevrili yeşil bir bahçenin içinde bulunan büyük bir villaydı. Teyzem, hatıralarını canlandırmak için oraya en son gittiğinde 2000’li yılların başıydı, 1979’daki İslam Devrimi’nin üzerinden uzun zaman geçmişti. Beş Bungalov, bahçesi uzun tuğla duvarlarla korunan bir sığınağa çevrilmişti. Devrim yalnız İran siyasetini başka bir yöne değiştirmekle kalmadı aynı zamanda kentsel planlamayı da etkiledi.

tabiat köprüsü, fotoğraflar: mohammad hassan ettefagh
tabiat köprüsü, mohammad hassan ettefagh

1983 yılında Tahran’da doğdum. Diğer tüm kentler gibi, Tahran da rejim değişikliğinden etkilendi. Ben doğmadan önce Tahran’da gösterişli evlerin dışarıdan görülebildiği bir dönem varmış, fakat devrim ile birlikte kentsel mimari değişime zorlandı. Evler hiç olmadığı kadar büyük duvarların ardına gizlendi, böylece gelip geçenler tarafından görülemeyecekti.

Devrim için, çekici ve göz alıcı her şey “duyarsız zenginliğe” ait gereksiz lükstü. Bunun yerine İslam’ın buyurduğu mahremiyeti ve gösterişten uzak yaşamı dayattılar. Bu prensipler yalnızca giyim kodlarını değil –kadınlara uygulanan zorunlu başörtüsü gibi– aynı zamanda kamusal alanı da değiştirdi: Şah döneminde kullanılan sokak isimleri kaldırıldı, İran Pehlevi monarşisinin sembolleri yıkıldı, lüks konutlara el konuldu ve darmadağın edildi.

Çocukluk ve gençlik yıllarımdaki Tahran’ı birkaç sözcükle betimlememi isteseniz düzensiz ve biçimsiz gri binalar, şehitlere adanmış devasa duvar resimleri, sloganlarla kaplı duvarlar ve sıkıcı otoyollar diyebilirim. Önceleri bu gördüklerimden özellikle hoşlanmadığımı söyleyemesem de hoşlandığımı da söyleyemem. Bütün büyük kentlerin bu şekilde olması gerektiğini sanıyordum. Fakat şimdi geçmişe bakarak, birkaç farklı kozmopolit küresel kent gördükten sonra, Tahran’ın tamamen çirkin ve depresif olduğunu söyleyebilirim.

Zamanla pek çok şey değişti. 1990’ların sonu, 2000’lerin başı gibi hükümetin toplumsal denetim yaklaşımının daha az katı olmaya başlamasıyla beraber kentsel mimari de dönüştü. Bana kalırsa sivil özgürlükler ve kentsel mekan arasında sıkı bir ilişki var. Erkekler ve özellikle kadınlar daha renkli giyinmek için sınırları zorladıkça, binalar ve kent de giderek renklendi. Kentsel mekanın güzelleşmesi bir lüks ya da iğrençlik olarak algılanmaktan çıktı. Bu bir gereklilikti. Sonunda da yeşil alanlar kent içinde yayılmaya başladı. Hemen hemen her mahallede küçük parklar inşa edildi. Belediyelerce otoyolların çevresinin yeşillendirilmesiyle birlikte yolların çehresi de değişti. Sadece kübik olmayan kuleler kent genelinde artmaya başladı.

Tahran şimdilerde eskiden olduğundan çok daha güzel görünüyor. Genç ve cesur mimarlar, Bohem fikirlerini test etme imkanına sahipler. Bunlardan biri İranlı mimar Leila Araghian’ın tasarladığı ödüllü Tabiat Köprüsü. Araghian köprüyü tasarladığında 26 yaşındaydı. 2014 yılının sonunda açılan köprü, Tahran’ın kuzeyinde bulunan ve otoyol tarafından ayrılmış iki kamusal parkı birbirine bağlıyor. Köprünün üzerinde birden fazla yürüyüş yolu ve restoran ve kafelerin bulunduğu üç ayrı kat var.

Şimdi mimarlar ve kentsel plancılar yaratıcı ve oyuncu olma konusunda motivasyona sahipler, fakat yaratıcılığın belirli sınırları var. Hala belirli sembolleri kamusal alanda sergileme imkanı mevcut değil. Örtünmemiş kadınlar, herhangi bir çıplaklık, cinsellik ya da günahkarlık çağrışımları içerecek her türlü şey yasaklı bölgede kalıyor. Ve İranlı yetkililer bu zihniyeti gittikleri her yere götürüyorlar. Geçtiğimiz Ocak ayında İran Devlet Başkanı Hasan Ruhani’nin Roma’da İtalya Başbakanı ile yaptığı görüşme sırasında Capitoline Müzesi’nde bulunan heykellerin büyük beyaz panellerin ardına gizlenmesi bunun bir örneği.

Sonuç olarak, benim mütevazı görüşüme göre, politika yalnızca hayatları etkilemekle kalmaz, çevreyi de etkiler. Bu doğru bir şey midir? Etik midir? Kamusal alan ve mimarlık politikadan ayrılmalı mıdır ya da ayrılabilir mi? Bu sorunun kesin yanıtını bilmiyorum, fakat bildiğim şu ki, çıplak heykelleri beyaz panellere tercih ederim.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: