Küresel Sorunlar ve Kentler: Kentsel Kültürel Mirasın Yaşam Kalitesi için Önemi

YONCA KÖSEBAY ERKAN

Köşemizin bu ayki sayısında yer vereceğimiz ve köşenin ikinci konuğu; koruma alanındaki uzmanlığı ve UNESCO kürsüsü başkanlığıyla bilinen Doç. Dr. Yonca Kösebay Erkan.

Koruma disiplini, yapı ölçeğinden başlayarak kültürel miras değeri taşıyan kentsel dokulara kadar genişleyen bir kapsam tariflemiş ve kentin dönüşüm (ve dolayısıyla yıkım) süreçlerine bağlı olarak kültürün muhafaza edilme mücadelesini bu düzlemde yürütegelmiştir. Ancak bu köşenin diğer yazılarında da alt metin olarak yer aldığı gibi, bu ölçekteki başarısını tartışmak da gerekir. Özellikle günümüzün bu vahşi ve hızlı kentsel dönüşüm politikalarının etkisinde, kentsel ölçekte bir korumadan söz edilebilir mi, koruma disiplini, kendi serüveni içerisinde bunu ne ölçüde başarmıştır ve bu başarı veya başarısızlığın sebepleri nelerdir gibi soruları yeniden sormanın ve içinde bulunduğumuz bu yeni durumda koruma disiplininin konuya yeniden nasıl bakması gerekir diye tartışmanın anlamlı olacağı aşikar... Bu çerçevede, koruma meselesi ve kentsel ölçek arasındaki ilişkiyi sorgulamak istiyoruz ad infinitum'un bu üçüncü yazısında... Yonca Kösebay Erkan, bazı uluslararası kararlar çerçevesinde bu konuyu tartışıyor ve bizleri, sorduğu önemli bir soruyu düşünmeye davet ediyor. Murat Çetin

jane jacobs,curbed magazine,james gulliver hancock
jane jacobs'ın 100. doğumgünü için james gulliver hancock tarafından hazılanan ilüstrasyon / curbed magazine

Son yıllarda 1950’lerin ünlü Amerikalı yazar ve aktivisti Jane Jacobs, yeniden çok başvurulan kaynaklar arasına girdi. Geçtiğimiz yıl kendisinin 100. doğum yılında çekilen bir belgesel,1 kendisi hakkında yayınlanan kitap ve makaleler,2 gazete köşe yazıları3 bu artan ilginin göstergeleri. Jacobs’ın fikirlerinin en net ifadesi olan kült kitabı The Death and Life of Great American Cities (1961)’in üzerinden 50 yıl geçtikten sonra onu tekrar tartışmaya değer kılan nedir? Bu geçen 50 yılda dünyada neler oldu?

Bu soruya verilebilecek yanıtlar çok çeşitli. Ancak o günden bugüne görülen en temel fark, 1950’lerde dünya nüfusunun 2/3’ü kırsal alanlarda yaşarken çok yakında, 2030’da, dünya nüfusunun 2/3’ünün kentlerde yaşayacak olması.

İçinde bulunduğumuz dönem, 19. yüzyılda tarım toplumundan endüstri toplumuna evrilmenin getirdiği sancılı dönemi andırmakla birlikte, daha çetin bir parkur olarak önümüzde durmakta. Kitlesel göçler, çatışma ortamı ve küresel iklim değişimi bunların en bilinenleri.

Kentleşme ve artan nüfus, insanlığın karşısına daha önce karşılaşılmayan boyut ve nitelikte sorunlar getiriyor. “Kentte var olma” sorunu, hem doğanın etkilerine karşı fiziksel olarak hem de ekonomik ve sosyo-kültürel olarak tartışmalı bir hal kazandı. Anılan sorunlar küresel ölçekte etkili ve bu sebeple Birleşmiş Milletler’e bağlı kuruluşlar yeni yaklaşımlar, araçlar ve yöntemler geliştirecek çabalar içinde. Özellikle 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (2015) sosyal ve ekonomik kapsayıcılık ve çevresel konulara dikkati çekerken insan, barış ve refah temalarına odaklanan hedefleriyle konunun çeşitli boyutlarını gözler önüne sermekte. Bu hedefler arasında ortak payda olarak kentlerin ve yaşam alanlarının kapsayıcı, güvenli, esnek ve sürdürülebilir olması önemli başlıklardan bazıları. Benzer bir şekilde, insan yaşam alanlarının sorunlarına çözüm arayan Birleşmiş Milletler Habitat örgütü, kentlerin geleceği için Yeni Kentsel Gündem (New Urban Agenda 2016) adlı kapsamlı bir belge hazırladı. Bu iki belge daha önce uluslararası yaklaşımlarda dikkatlerden kaçan bir konuyu gözler önüne serdi: Kültürün ve kültürel mirasın kentlerin yaşanabilir alanlar üzerindeki etkisi. İşte bu konu, tam da Jacobs’un parmak bastığı gibi çeşitliliğin, çok katmanlılığın ve kapsayıcı yaklaşımın, kentlerde süren insan yaşamı için ne kadar vazgeçilmez olduğunu gösteriyor.

Kentsel kültürel mirasın korunması, belki bir oranda Jacobs’un da katkılarıyla, 1960’lardan itibaren tartışılmaya başlandı ve geçen süre içinde, tüm dünyada çeşitli koruma planları uygulamaya geçirildi. Ancak gelinen noktada, özellikle metropol alanlar düşünüldüğünde, tarihi bölgeleri barındıran kentlerin önemli açmazlar içinde olduğu görülüyor. Yakın bir zamana kadar yapılı çevreyi oluşturan elemanlar tekil, anıt özellikleri çerçevesinde ele alınıyor ve korunmaları bu yolla sağlanıyordu ancak gelinen noktada, yapılar arasındaki boşluklar, kamu alanları, sokaklar, yani kenti oluşturan elemanlar arasındaki ilişkiler -ki buna sosyal ve ekonomik ağlar da dahildir- önemsenmeye başlandı. Tekil bir bakış açısından bütüncül bir bakışa uzanan yolda önemli mihenk taşlarından biri, kentlere olan bakışı peyzaj yaklaşımına yakınlaştırmak oldu. Böyle bir yaklaşım, insan yerleşimlerini yakın çevreleri ile ilişkilendirerek coğrafi konumları, tarihsel katmanları, jeo-morfolojik özellikleri, sosyal dokusu, mimari karakteristikleri ile birlikte, barındırdığı insan dokusuna da değer veren bir nitelik gösteriyor. İnsan yerleşimleri tarihsel sürekliliğin içinde, geçmişin olduğu kadar ve günümüzün güncel dinamikleri ile birlikte ele alınmaya mecburdur. 1995 yılında kabul edilen Viyana Memorandum’u tam da bu yaklaşımı vurgular ve “Tarihi Kentsel Peyzaj” kavramını gündeme getirir. Zira bu yıllar aynı zamanda “kültürel peyzaj” kavramının da aktif olarak tartışıldığı bir dönemdir. Tarihi kentlerin yönetiminde gerekli olan bu bütüncül yaklaşım, 2011 yılında UNESCO tarafından Tarihi Kentsel Peyzaj Yaklaşımı adı ile bir tavsiye kararı olarak hayata geçti. Sürdürülebilir kalkınma hedefleri ile uyumlu bir dil gösteren bu tavsiye kararı, tarihi kentsel alanların korunması ve yaşatılması için belli araçların kullanılmasının yararlı olacağını ifade ediyor; bunların en önemlilerinden biri de toplumsal katılım araçları.

Özellikle 19. yüzyıl sonrasında hızı artan teknolojik gelişmeler, bu çevrelerin dışında kalan geniş bir kitleyi ötekileştirdi. 2000’li yıllara gelirken kentler finansal, yönetsel ve teknolojik gelişmelerin etkisi altına girerken geleneksel toplumsal ağlar ve üretim biçimlerinin kente olan etkisi sınırlı kaldı. Bunun doğurduğu sonuçlardan biri olan neoliberal dinamikler, insan odaklı olmaktan uzak bir tutum kazandı ve buna bağlı olarak kente yabancı kalan, tutunamayanların sayısı arttı; kentler güvenli sığınaklar olmaktan uzaklaştı. Tarihi kentsel alanlar bu etkilere öncelikli olarak maruz kalmakta. Bu tehditlere karşı önlem olarak kapsayıcı, şeffaf ve katılımı teşvik eden yaklaşımlar, sektörler arası ortaklıklar, ekonomik ve sosyal açıdan kapsayıcı çözümler desteklenirken tarihi kentsel alanlarda var olan değerlerin anlaşılması ve korunmasında toplumsal katılım araçlarına finansal araçlar da destek olmalıdır. Küçük işletmelerin desteklenmesi, mikro kredi mekanizmaları gibi yaratıcı çözümler olumlu sonuçlar veriyor ki bu konu, Jacobs’un altını çizdiği yaşanabilir kentler için çeşitliliğin yaratılmasında büyük önem taşıyor. Tarihi alanlar, çoğu kere kentlerin en canlı ve yaratıcı bölgelerini oluşturduğundan bu konunun önemi ortada. Ayrıca, sosyal tarih açısından bir bilgi deposu görevi gören tarihi kentsel alanlarda yaratılan aidiyet ve bağlılık duygusu, değişimin hızını algıda yavaşlatan bir özelliğe de sahip.

Tarihi alanların özgünlüğünün ve bütünlüğünün korunması ve buradan hareketle bilgi ve planlama araçları, mevcudun belgelenmesi açısından çok önemli. Kültürel haritalama teknikleri, bu bilgilerin görünür kılınması konusunda büyük fırsatlar sunuyor. Yönetişim, paydaşlar arasında iletişim ve koordinasyon, yetki ve sorumlulukların dağılımı da kompleks sorunlar içeren tarihi kentlerin korunması için bir gereklilik. Mevcut koruma imar planlarına, alan yönetim planları gibi stratejik planlama araçlarının eşlik etmesinin olumlu sonuçlar doğurduğu gözlemlenebilir.

Açlık, yoksulluk, çatışma, çevresel etmenler, rant egemenliği gibi kentleri saran sorunlarla baş etmede Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, Yeni Kentsel Gündem (New Urban Agenda), Tarihi Kentsel Peyzaj Yaklaşımı gibi insanı odağa alan mekanizmalar, değişen ve evrilen insanlık tarihi için bir çözüm olabilecek mi? Yeni bir gelecek mümkün mü?

Notlar:
1 Citizen Jane: Battle for the City, 2016, Yönetmen: Matt Tyrnauer
2 P. L. Laurence, Becoming Jane Jacobs, University of Pennsylvania, 2016; A. S. Alexiou, Jane Jacobs: Urban Visionary, Rutgers University Press, 2006
3 J. Glancey, The Woman Who Saved Old New York, 12 May 2017, BBC Culture: http://www.bbc.com/culture/story/20170509-the-woman-who-saved-old-new-york

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: