Mekan, Metin, Obje İlişkileri Üzerine

MERVE ÜNSAL

Deniz Gül’ün B.İ.M.A.B.K.R. başlıklı mekansal yerleştirmesi 28 Kasım 2013 – 25 Ocak 2014 tarihleri arasında Galeri Manâ’daydı. Açık olduğu dönem boyunca üç kez dönüşen sergi hakkında merve ünsal bir yazı kaleme aldı.

Arter’de 2011’deki 5 Kişilik Bufet adlı ilk tek kişilik sergisinde, kurum-mekan-obje-metin ilişkilerini mercek altına alan Deniz Gül’ün, Galeri Manâ’daki B.i.M.A.B.K.R. sergisi, sergi süresince üç kez değişen yerleştirmesi, sanatçı kitabı olarak var olan metin ile mekandaki objelerin ilişkisi, işin ne olduğunun tanımlanamazlığı ile, sanat objesi, mekansal deneyim ve okuma arasında gidip gelen bir durumu iş olarak tanımlama denemesi.

fotoğraflar: korhan karaoysal

Gül’ün sergisi, mekana özgü tanımına, metine ve objeye özgülüğü de ekleyerek, özgü olmanın sınırlarını zorluyor. İki ay gibi aslında kısıtlı bir süre içerisinde yapılan değişiklikler, obje ile metin arasındaki gerginliği işliyor. Mekandaki işler ve hikayeler, sanatçının yazdığı bir metinle ilişkilenerek, mekanda farklı hikaye ve durumların gelişmesine sebep oluyor. Sanatçının obje üretimini metin üretimiyle desteklemesi, daha doğrusu birleştirmesi, sergi tecrübesinin iki safhalı olmasına neden oluyor: metni okuduktan önce ve sonra. Tecrübenin bir metni okumanın "özel" tecrübesiyle nispeten açık bir alandaki sergi izleme arasında bölünmesi, işlerin algısının da tamamlanmamışlık üzerine kurulmasına neden oluyor. Diğer bir deyişle, hem sergiyi izlemek hem de kitabı okumak eksiklik üzerinden tanımlanıyorlar.

Bu tecrübeye bir de zamandaki bölünmüşlüğü eklemek gerekiyor. Serginin üç halini de görmek isteyen izleyicinin mekana geri gelmesinin talep edilmesi, aslında sergideki objelerin bir ritüelin parçası olduğu izlenimini veriyor. Bir hali görenin başka bir hali de görerek ancak sergi tecrübesini tamamlayacağı düşüncesi, işin zamana yayılması ve her aşamanın ancak fotoğraflarla belgelenerek kaydediliyor olması, bir filmin sahne sahne çözümlenmesini anımsatıyor. Zamanın film ile ilişkisini objeler ve sergi üzerinden kurgulayan Gül, bir bakımdan teatralliği de dondurarak durağan ile değişken arasındaki gerginliği kullanıyor.

Michael Fried minimalizme karşı yazdığı, sanatın objeliğini irdelediği metinde, minimal heykellerin izleyici olmadan var olmadığını ve bu yüzden de modernist ideallerin aksine, işlerin bu "bağımlı" halini görsel sanatlardan çok tiyatro ile ilişkilendirdiğini söylüyordu. Sanat ile tiyatro arasında çizilen bu çizgi, Gül’ün işlerinin mekan ve izleyici ile ilişkisi üzerine düşünürken de oldukça açıklayıcı olabilir. Tiyatroda olan biteni destekleyen, anlatımı (olduğu zaman) kuvvetlendiren, araçsallaştırılmış obje ile Gül’ün metinle ilişkilendirilmiş objeleri arasında ilişki kurulabilir. Serginin neyle ilişkili olduğunu ya da Gül’ün işlerini bilmeden mekana girseydim’i düşünürken aslında sanki sergiye "bırakılmış" izlenimi veren objelerin olaylara gebe hali sinematik dille bire bir ilişkili. Anların ve objelerin kopukluğu işin bağımsızlığını ve tekilliğini sorgularken zaman, hikaye, karakter gibi unsurları da mekanın dışındaki okuma tecrübesiyle ilişkilendirerek "bütün"lemenin sergi aracılığıyla olmayabileceğine işaret ediyor.

Mekansal tecrübe ile sanat arasındaki ilişki, özellikle de beyaz küpe hızlıca dönüşmüş olan sanat mekanlarında, bazen sokakla, bazen de mekanın tarihiyle olan ilişki üzerinden gündeme geliyor. Yakın zamanda Galata Rum Okulu’nda bienal sırasında gösterilen, merdiven boşluklarına asılmış okul ve eğitimle ilişkili fotoğraflar, Aslı Çavuşoğlu’nun yakın zamanda kapanan Taşlar Konuşuyor sergisi sırasında Arter’in giriş katının dükkanlığının arkeolojideki "tümleme" ve hikayelendirme fikrini temsil eden, sanatçı tarafından "tümlenmiş" objeler, Ayşe Erkmen’in yine Arter’deki giriş mekanını zamanında binanın dükkan olarak işlevselliği olduğunu hatırlatan şapkaları, Deniz Gül’ün mekan ve kavramsal çerçevenin arasındaki gerginliği işleyen çalışmaları ile ilişkilendirilebilir. Sanat mekanına girdiğimizde sanatın mekansal hafızayla olan ilişkisini görmemiz sanatçıların girişimiyle olduğu gibi, Gül’ün sergisini de "okumak" yine izleyicinin inisiyatifine kalıyor. Ağır kavramsal çerçeveleri taşımakta zorlanan işler, sözlü dil ile görsel dil arasındaki gerginliği, fikrin vücut bulmadığı halleri gösteriyor.

Deniz Gül’ün Arter’deki 5 Kişilik Bufet sergisi ile başlayan metin ve obje arasındaki ilişkiyi, kurgusal metinler aracılığı ile gösterirken, görünülürlük, okunulurluk, mekansal tecrübenin dışında bir yerde olduğundan, mekan ve obje, tek başlarına bir şey ifade etmenin ötesinde, daha geniş bir bütünün parçası olarak çalışıyor. Diğer bir deyişle, eğer mekandaki deneyim zaten kavramlarla destekleniyorsa, bunu işin merkezine oturtmak belki de metin-obje-mekan ilişkisindeki tek mantıklı sonuç. Gül’ün mekansal önerilerini de aslında bu bağlamda daha geniş bir çerçevede, sanattaki metin tutkusunu metni işleştirerek göstermek olarak okumak mümkün.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: