Mimarlık Alev Alev

EFE GÖZEN + BURCU BİÇER SANER

“Eğer soğuk ise, bir buz kalıbı kadar soğuk,
Eğer sıcak ise, alevden bir kanat kadar sıcak,
Mimarlık alev alev yanmalı”
1

Burcu+Efe (fabb): Mimarlığı ateşe verelim mi?
Wolf D. Prix: (Her zaman olduğu gibi neşeli, başını hevesle salladı.)

“Architecture must blaze” manifestosunun üzerinden neredeyse 40 yıl geçti ve Wolf D. Prix mimarlıkta kesin gözüyle bakılan her şeye meydan okumaktan hala heyecan duyuyor. Davetli olduğu bir konferans öncesi uzunca bir sohbetten derlenen, mevcut yapı endüstrisi paradigması ile uzlaşıp yine de geleceğe iyimser bakabilmeyi başaran bir vizyoner ile uzun sohbetin bir kısmını yazının devamında bulabilirsiniz.

FABB: Mimarın bir profesyonel olarak ne zaman evrileceğini merak ediyoruz. Mimar, disiplinden olmayanlar tarafından algılandığı şekilde sadece formun tasarımcısı olarak mı kalacak yoksa yeni bir paradigmanın ışığında, bu kez sürecin tasarımcısı olarak köklerine geri mi dönecek?
WDP: Öncelikle mimarlığın muhtemel çıktısı sadece bina değildir. Bina birçok alanda meta düzeyde olduğunda, ancak o zaman mimari olur. [Pek çok kişi tarafından algılandığı gibi, yalnızca formun tasarımcısına asla indirgenmemiş olmaması gerektiğine ima ederek.]

FABB: Mimar tarafından kullanılabilecek teknoloji ile yapı endüstrisindekilerin kullanabilecekleri arasında bir uçurum olduğu aşikar. Buna rağmen yapı endüstrisi yeni teknolojileri benimsemekte niçin tereddütlü sizce?
WDP: Aslında tam da tersi. Yapı endüstrisi yeni inşa yöntemleri geliştirmekle ilgilenmiyor, çünkü bildikleri [konvansiyonel inşa yöntemleri] yöntemlerle üretmek daha kolay. Yeterince kazandıkları için değişimi lüzum görmüyorlar. Her zaman söylediğim gibi, eğer otomotiv endüstrisi yapı endüstrisi gibi olsaydı hala ata biniyor olurduk.

The Blazing Wing, 1980
The Blazing Wing projesinden bir görsel, 1980
Musée des Confluences model fotoğrafları
BMW Welt projesinden görseller
Kaynak yapan robot
Sardalya kutusu

FABB: Sadece günü kurtarmaya çalıştıklarını söyleyebiliriz.
WDP: Kesinlikle, bu [robotik üretim sistemleri] belki de Çin’in Avrupa’yı [ekonomik olarak] ele geçirmesiyle mümkün olacaktır. Çünkü onlar bunun nasıl yapılacağını biliyor. Yeni metotlar kullanıyorlar ve [denemeler] yapmaya hazırlar.

FABB: Afrika’daki kalkındırma projeleri ve Çin'i Batı Avrupa'ya bağlayan yeni bir demiryolu yaratma taahhütleriyle Çinlilerin altyapı projelerine olan etkisine halihazırda tanık oluyoruz. Mevcut rotaları yeniden yorumlamak ve yeni merkezler geliştirmek yoluyla güç gösterisinde bulunuyorlar.
WDP: Totaliter bir rejim olmaları benim için üzücü bir politik mesele.

FABB: Çin gibi nispeten düşük çalışma ücretleri olan bir ülke bile yapı sektöründe robotları kullanmayı düşünüyorsa bunun arkasında sağlam bir gerekçe olduğunu düşünmek gerekebilir. Yapı endüstrisinin, vasıfsız işçiler dahil olmak üzere, büyük bir istihdam kaynağı olduğu bilinmekte. Bu durumun mevcut istihdam paradigmasını nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz?
WDP: Evet, bu bir sorun. Biz de bu şekilde [robotların istihdam edildiği bir gelecek üzerine] çalışmayı düşündüğümüzde, işlerini kaybedecek olan işçilerin neler yapabileceklerini araştırmaya başladık. Ve bu araştırma için bize destek olmakla hiç kimse ilgilenmedi. O halde biz niye yapalım? Böyle bir araştırma oldukça maliyetli, bu zamana kadar yürüttük ama artık [araştırmaya ayıracak] paramız kalmadı.

FABB: Yani birileri inisiyatifi ele almalı.
WDP: Bu niye bir mimar olsun ki? Yönetici biz değiliz, tam da tersi. Bizler sardalyalarız. [Konuşmanın ilerleyen saatlerinde konu dönüp dolaşıp sardalya mimarlara geri geldi: “Bir akvaryumda köpekbalıkları ile yüzen sardalyalar gibiyiz, tek fark sürü bilincimizin olmaması.”]

FABB: Bu da bizim işbirliğine dayalı bir ortam kurmamız gerektiği anlamına gelmiyor mu?
WDP: Evet!

FABB: Bir kısım yeni nesil mimar ve tasarımcılar, mekatronikçiler ve yapıcılarla işbirliği yapıp yeni araçlar kullanarak deneysel dijital imalat yöntemleri geliştiriyor. Uzun ya da kısa vadede nasıl etkiler beklemeliyiz?
WDP: Oldukça teknokratik bir etki. Mekansal olarak yeni bir deneyim değil. Üzgünüm, mimarlık mekan demek, başka da bir şey değil. Ya da çok daha fazlası. Bence form, bağlam ile sinerji kurmazsa, ki bu çok önemli, sıkıcı bir mimari olur. Ya biçimsel ya da sadece işlevsel olur. Bir aradayken, hiçbir kelimenin bu kadar iyi tarifleyemediği Almanca bir terim olan, “Gestalt”ı oluştururlar. Örneğin BMW Welt projesinde oldukça iyi çalışan, işlevlerini yerine getiren formları nasıl oluşturduğumuzu okuyabilirsiniz. Yıllık 800.000 ziyaretçi beklerlerken şu an 3 milyon ziyaretçi ağırlıyorlar. Yani her ikisi de [form ve işlev] bir arada iyi çalışmalı. Sonrasında yeni teknoloji, yeni malzemeler ve yeni mekanların etkisi olacaktır ve [ancak] bunun sonrasında yeni bir mimarlık yaratılabilir.

“Mimari ateşli, pürüzsüz, sert, açılı, vahşi, yuvarlak, narin, renkli, müstehcen, şehvetli, rüya gibi, cazip, ıslak, ve kuru olmalı. Ölü ya da diri.”2

WDP: Eğer bir şeyi devredersen ki bu bir problemdir, yani kaderini bir makineye devredersen, o toplum kendi ölüm fermanını imzalamış olur.3 Psikanalist bir arkadaşım der ki, her şey makineler tarafından yapılırsa insanlar daha erken ölür çünkü çok sıkıldıklarından ne yapacaklarını bilemeyecekler.

FABB: Pek bir amaçları kalmayacak.
WDP: Evet öyle. Eğer eviniz size hizmet ederken “süt almalısınız” derse ya da saatiniz ”şimdi yürümeniz lazım” diye hatırlatırsa bu sıkıcı olacaktır.

FABB: Aslında her metayı akıllı olarak adlandırma eğilimi (akıllı saatler, akıllı evler, akıllı telefonlar...) biraz da ironik olmuyor mu?
WDP: Akıllı olan benim! Saat değil, ben akıllı olmalıyım.

FABB: Robotların insan işgücünün yerini alması meselesinde esasen robotlarla işbirliği içinde çalışma fikri de var ki bu endüstri 4.0’ın en önemli öğesi. Belki de yeni teknolojinin araçlarından korkmamalı, onları daha yakından tanımalıyız.
WDP: Robotlar ve diğer tüm makinelerin mükemmel birer araç olduğunu düşünüyorum. Eğer sizin yerinizi almalarına izin verirseniz bu sıkıcı ve aptalca bir süreç olurdu. Böyle bir durumda “Ama bunu ben yapmadım ki” denir ve yaratıcılık, süreçten çıkarılır. Arkadaşım Peter Eisenman bir gün dedi ki: “Bunu ben yapmadım, matematik yaptı”.

FABB: Yine de onca iterasyon ve olasılık arasından hangisini diğerine tercih edeceğinin kararını veren o.
WDP: Bir gün ofisindeyken tasarımın bir kısmını atıp çöpten aldığı bir başkasını onun yerine koymuştu. Bu kabul edilebilir, tamamen mümkün. Bunu, bir kelebek kanadındaki siyah noktanın nasıl oluşacağıyla karşılaştırıyorum. Deneme-yanılma. Deneme-yanılma [metodolojisi] eski toplumların tasarım yöntemidir. Yani mükemmel bir araç. Ben, strüktürü optimize etmek ve maliyetleri düşürmek için, rüzgar yükleri sebebiyle deforme olan bir binayı çizmem. Öte yandan, bu binayı çizemeyebilirim ama bir fikrim var ve bunun stratejisini oluşturabilirim. İşte o zaman, bunu mümkün kılmak için bilgisayarda çalışabilirsiniz. Biz önce ellerimizle modeli oluşturuyoruz. Bu eskiz sonrasında [fiziksel] modele dönüştürülüyor ve bu model, üç boyutlu tarayıcıyla makineye [bilgisayar] aktarılıyor. Elle yapıyoruz, böylelikle duyguyu kaybetmiyoruz. Hatalar inşa ediyoruz, sözde hatalı inşa ediyoruz. Ne büyük bir eğlence!

FABB: 2006 yılında BMW Welt projesinde çalışırken hatırlıyorum da fiziksel modellerde 1:87 ve 1:43 ölçeklerdeki BMW model arabaları kullanılıyordu. Tüm fiziksel modeller arabalara uygun ölçekte üretiliyordu ki içinde gerçek arabalar ile yapı içindeki hayatın nasıl olacağı gösterilebilsin.
WDP: Bu modelleri inşa ederken oldukça eğleniyoruz. Los Angeles firması tarafından [Imaginary Forces] büyük modelin [BMW Welt] film çekimi yapılırken sen de oradaydın değil mi?

FABB: Tabi, hatırlıyorum o büyük modeli.
WDP: Oldukça büyük bir model inşa ettik. [Önce bir hikaye ile başlıyoruz] BMW’nin genel merkez binasını tasarlayan profesörümden öğrendiğim bir şey var. 1968 civarı, tam da tarihi hatırlayamıyorum. Bu projeyi almadan 40 yıl önce gerçekleştirilen bir iş; o günlere [mimarlık eğitimi] dair birçok şeyi unuttum ama bunu hatırlıyorum. İşveren, profesörüme “eğrisel planlı bir ofiste çalışamayız” demiş. Binayı biliyorsun, Goldberg kulesi gibi, silindirlerden oluşuyor. Sonrasında Berlin’deki film stüdyolarında bir ofisi 1:1 ölçekte inşa ediyor, IBM makinaları, sekreterleri yerleştiriyor. İşveren mekanı görüyor ve diyor ki “Tamamdır [eğrisel planlı bir ofiste] çalışabiliriz”.

FABB: Mekanın duyusal niteliklerini göstermek müşteri için ikna edici olmalı. Tek görmeleri gereken böyle bir mekanda olmanın nasıl bir duygu olacağını hissetmekti.
WDP: BMW Welt projesinde sorunlar yaşıyorduk çünkü insanlar üst örtünün ne kadar büyük olduğunu algılayamıyordu. Oldukça büyük olan bu üst örtü hakkında şunu söylüyorlardı: ”Tamamdır, böyle bir çatının nasıl inşa edileceğini biliyorum, geçenlerde bir kış bahçesi yaptırmıştım evime”. Üzgünüm ama 1500 kat daha büyük bir çatıdan bahsediyoruz. Ben de [kendime] sordum, bu insanlara [üst örtünün] ne kadar büyük olduğunu nasıl bir görsel ile anlatabiliriz diye. Greg Lynn’in tavsiyesi üzerine oldukça ünlü bir film şirketiyle anlaştık. Büyük modelimiz hazır; 30 kişi, yemek hizmetleri, tüm film çalışanları vs. ile geldiler. Oldukça çılgıncaydı! Büyük model şuradan şuraya [kollarını olabildiğince açarak] uzanıyordu. Bir kameraları vardı ve [süreç] şu şekilde başladı: yarım gün boyunca bilgisayar başında oturup [kamerayı] programladıktan sonra “achtung”, “aufnahme” ve kamera hareket eder [elini yukarıdan aşağı indirdi ve sola doğru gitti]. Bütün gün bu hareketi yaptı... Kamerayı programladı ve sadece bunu yaptı. Sonunda bir filmimiz oldu, mükemmel bir film. Bir fabrika kiraladık ve altı metre yüksekliğinde bir ekran yaptık ki herkes büyüklüğü algılayabilsin. Filmi gösterdik ve akıllarındaki imajı değiştirdik. Bittiğinde bana dönüp dedi ki “Tamamdır, haydi bunu inşa edelim”. Ve ben oldukça mutlu oldum. Ama film 800.000 Euro’ya mal olmuştu. 800.000 Euro!

FABB: Neredeyse adamakıllı bir filmin bütçesi kadar…
WDP: 800.000 [içini çekerek]. Eğer inşa etmiş olmasaydık -ki tam da uygulama projesine başlamak üzereydik- burada oturuyor olamazdım, anında iflas ederdim [bir kez daha içini çekerek]... Her neyse, risk yoksa eğlence de yok diyebilirim [başıyla keyifle onaylayarak]...

“Baskı altında aydınlatan, sızlatan, yırtan, koparan bir mimarlık.”4

Görüşmenin başında röportajı kaydedebilir miyiz sorumuza verdiği cevaba atıfta bulunma vakti geldi gibi. ”Neden? Ben bir film yıldızı değilim ki. Bana ‘siz bir star mimarsınız’ dendiğinde ne derim biliyor musunuz? Eğer biz, Zaha, ben, Rem ve tüm diğerleri aktör olsaydık; film işinde olurduk ve mimar olarak kazandığımızdan milyonlarca fazlasını kazanırdık. O halde yıldız mimar nedir?” demişti.

FABB: Mimar olarak görevimiz, mevcut her türlü teknolojiyi kullanarak insanlara yaşayacakları atmosferi tanıtmak bir yandan da. Bazılarına bunu salt bir imaj ile anlatmak sıkıcı gelebilir, özellikle “biz eğrisel planlı mekanlarda çalışamayız” diyebilecekleri durumlarda.
WDP: İşte bu [mekansal] deneyimdir… Tekniğe çok fazla girersek, rasyonel olarak açıklanamayacak mimarinin duyusal niteliklerini kaybederiz. Çünkü zamanı kesin bir şekilde tarif edemezsiniz ve mekansal deneyimi tarifleyebilmek için mimaride dördüncü boyuta, yani zamana ihtiyacınız vardır. Aksi takdirde bunu [mekansal deneyimi] sadece görsellere bakarak anlayamazsınız. Sanki telefon seksi gibi, gerçek değil, sadece iki boyutlu.

FABB: Mimarinin duyusal boyutundan bahsetmeye başladığınızda aklıma Kas Oosterhuis geldi. Duyusal (emotive) mimarlıktan bahsederken o da bunun sadece yeni teknikler ve araçlar kullanmaktan ibaret olmadığını söylüyor...
WDP: Mimarlık gerçekten neyi yapabilir hakkında güzel bir örnek vereyim. Aslına bakarsanız yeteneği [oluşmasını / ortaya çıkmasını] zorlayamaz. Yalnızca yeteneğinizi keşfetmenize engel olabilir. Bu da şu demek oluyor: oldukça iyi aydınlatılmış bir stüdyoda oturan yeteneksiz bir ressam, mimari ile yeteneğini geliştiremez. Ama yetenekli bir ressamı hiç ışık almayan bir bodruma koyarsanız resim yapamaz. Sizin göreviniz [mimar olarak] kısıtlamalardan kurtulmak.

Kısa bir ara sonrası...

FABB: Yeni üretim teknolojilerinin insanları her yerde bulunan dikdörtgen prizmalarının zulmünden kurtarabileceğine katılıyor musunuz? Ne de olsa bu teknoloji ile sıkı iş programlarına rağmen erişilebilir fiyatlara her tür form üretilebilir.
WDP: Tam olarak inanmıyorum. Ama mimarlığın dilini geliştireceğini düşünüyorum. Kompleks formlar, zor olanları kastetmiyorum, küplerin üretimiyle aynı finansal seviyede olabiliyorsa o zaman bir avantajdır. Ama yine de ne yapacaklarını biliyorum. Kompleks formları yaratmak üzere bu metotları tanıtacağız. Yapı endüstrisi bu metotları alacak ve “şimdi küpleri çok daha ucuza mal edebiliriz” diyecekler.

FABB: Kesinlikle! Sözde üç boyutlu baskı tekniğiyle üretim yaptığını söyleyenler tam da bu yaklaşımda. Ürettikleri şeyler, biçim bakımından, konvansiyonel olarak inşa edilen herhangi bir yapıdan farklı değil. Konvansiyonel formlara sahip bu yapılar öte yandan strüktürel açıdan mesela 10 kişiyi barındırabilecek niteliğe sahip olamayarak kesinlikle farklılar. Böyle bir dönüşüm ile endüstrinin en azından form yaratma dilini ve her tür formun finansal açıdan erişilebilir hale geldiği ve kısa zamanda üretilebileceği yönünde bir değişim olacağını umuyorduk.

“Daha fazlası olan bir mimarlık istiyoruz. Kanayan, dışarıya atan, hızla döndüren ve hatta kırılan bir mimarlık.”5

WDP: Evet [heyecanla onaylayarak] ! Bir formu [MOCAPE projesindeki, Cloud yapısı] 8 ayda 80 işçi ile çalışarak üretmek yerine 1 ayda 8 kişi ile bitirebileceğimizi ispatladık. Mimar bu yükümlülüğü [proje bütçesini kontrol etme] almıyor ama proje müdürü alıyor. [BIM’den aldıkları veri ile] mimarı “bu şekilde biraz pahalı oluyor” diyerek kontrol altına almaya çalışıyorlar. Daha önce dediğim gibi köpekbalıkları ile dolu bir akvaryumdaki sardalyalar gibiyiz ve bizim sürü bilincimiz yok.

FABB: Mimarın artan bir ivmeyle günden güne güç kaybettiğini söylemek doğru olur muydu?
WDP: Başlangıçta elde çalışma yönteminin fantastik mimari ürünler yaratmak için tek yöntem olduğunu söylemezdim. Ama bilgisayar başındakilerin bunun [fantastik mimarlık yaratmak üzere] tek yöntem olduğunu düşündüklerini hissediyorum. Problem işte burada, fundamentalist düşünce, sürü bilincinin önüne geçer.

BIM ile strüktür ve mekanik analizleri yapan kişi ile ECB [Europe Central Bank] projesinin inşa edilmemiş bir kısmını çalışacağım ve böylelikle “Hanging Garden”ı çok daha ucuza mal edebileceğimizi gösterebilirim. İnşaatının iki milyon Euro tutacağını söylemişlerdi. Yüksek yapıda asılı bir bahçeye 2 milyon! Tüm mikroklimayı etkileyecek, uzun vadede enerji sistemi açısından maliyeti düşürecek bir bahçe. Ama onlar şöyle düşünüyor: Tüm bina 1,4 milyara mal olmuşken asılı bahçe 2 milyon tutacaktı ve bu da [ilk etapta] onlar için yüksek maliyet demekti. İşte bu da yapı endüstrisinin aptal politikalarından. Proje yöneticisi mimariyi kontrol etme gücü olduğunu ispatlamalı. Gerçek dünya bu şekilde. İşte görünmeyen mimarlığın ta kendisi.

FABB: Konferansta görünmeyen mimarlık hakkında daha anlatacaklarınız olacak değil mi?
WDP: Tabi, özellikle tam da bu. Öğrencilere bakıyorum da konuşmamın ilk yarısında pek bir şey anlamıyorlar. Çünkü bunları anlayabilmek için bir miktar deneyim gerekiyor. Okulda tüm gün şunu söylerim: “Biz sadece size enformasyon verebiliriz; bu bilgiyi edinebilmek için ise enformasyonu deneyimlemek gerekir”.

“Çünkü mimarlık ile rahatsız edici olan her şeyi dışlamak istemiyoruz.”6

NOTLAR
1 “Architecture Must Blaze”, 1980 yılında yazılan CHBL manifestosundan alıntı
2 age.
3 Burada Wolf ünlü psikanalist Sigmund Freud’a atıfta bulunuyor.
4 age.
5 age.
6 age.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: