Mimarlık İnsanları Birbirine Bağlayabilir

BİLGEN COŞKUN DİLEK ÖZTÜRK RAHEL BELATCHEW

Bilgen Coşkun ve Dilek Öztürk, Stockholm’de çalışmalarını sürdüren mimar Rahel Belatchew ile bugünün mimarlığında esnek tasarım kavramının toplumdaki birleştirici gücünden ve sürdürülebilirliği malzemenin ötesinde fonksiyon ile değerlendirmekten bahsettiler.

Kent planlaması ve konuttan, ofis ve kamusal yapılara kadar çeşitli alanlardaki projelerde çalışıyorsunuz. Çeşitlilik gösteren bu projelerinizin ortak değerleri nedir?

Her projede sıfırdan başlama fikrini seviyorum. Bağlam odaklı bir yaklaşımım var. Buradan neler oluşabileceğini görmek için mekanın ve proje yönergesinin analizini yapıyorum. Fark etmiş olmalısınız ki, tasarım yaklaşımı açısından baktığınızda projeler oldukça farklılık gösteriyor. Her proje için yeni tasarım fikirleri ve özellikleri denemeye ilgi duyuyorum. Aynı şey farklı malzemeleri test etmekte de geçerli. Üretimde bu kadar çok farklılık görmekten oldukça mutluyum.

Aynı zamanda bu çok cesurca çünkü bir çok tasarımcı ve mimar imzalarının tanınmayacağından endişelenebiliyor. Bu konudaki metodolojiniz nedir?

Yakın zamanda, benim mimari üzerindeki düşüncelerim ve Belatchew Arkitekter’in işleri hakkında "Attitude as Style" isimli bir kitap çıktı. Bu kitap için röportaj verirken, durumun imzadan çok yaklaşımla alakalı olduğunu farkettim. Farklı stratejileri keşfetmeye, yeni bir tasarım yönergesi ortaya koymaya çok ilgiliyim. Her projede farklı bir çıktı görmekten de oldukça mutluyum. İmzamın unutulması konusu beni o kadar da rahatsız etmiyor. Kaldığın yerden devam etmektense, "sıfırdan başlamak" yaklaşımının oluşmasından beri işler biraz zorlaştı. Bazı mimarların ve tasarımcıların zaman içinde başardıkları bir işi geliştirmek, rafineleştirmek gibi bir stratejileri var. Bazen onlara imrensem de benim yeni zorluklara ihtiyacım var. Her proje için yeni bir şey keşfetmenin olasılığı kuvvetli bir dürtü. Çağa ayak uydurmaya ve yeniliklere ilgi duyuyorum. Çevremizde yaşam şeklimizi etkileyen bir sürü şey oluyor, teknolojik inovasyonlar buna bir örnek. Bu, şehirleri düşünme şeklimize ve hayatlarımızı yaşama biçimimize nasıl etki ediyor? Bizi mimar olarak nasıl etkiliyor? Sürekli uyum sağlamamız lazım.

Bu tutum sizin stiliniz oldu diyebilir miyiz?

Evet, bunu söyleyebiliriz. Tutum, her yeni projede sorulan sorulara açık bir yaklaşımdır.

Dijitalleşme, inovasyon ve sürdürülebilirlik işlerinizin merkezinde duruyor. Günümüz şehrinin zorluklarına çözüm bulmak için bunları Belatchew Labs çatısı altında nasıl birleştirirsiniz?

Sürdürülebilirlik, bugün açık ara farkla en çok işaret etmemiz gereken sorun. Mimarların endişe etmesi gereken ve yaptığımız her şeyi etkileyen bir konu bu. Bu, doğal kaynakların kullanımını azaltmak ve biyo çeşitliliği güçlendirmekle alakalı olsa da insanlar için yaşanabilir alanlar yaratmakla da ilişkili. Belatchew Labs ile çalışırken, bugün meydan okuduğumuz çözümlemelerle ve durumlarla uğraşan hayalperest projeler sunma ve bu fikirleri genişletme imkanına da sahibiz. Ofisin Ar-Ge departmanı olarak da sayılan Labs ile çalışmak; inovasyonu desteklemek ve toplumsal değişimlere ayak uydurmakla ilgili. Bugün karşımıza çıkan çözümleri sorguluyor ve bizim daha iyi ne yapabileceğimizi kendimize soruyoruz. Eğer bizden bunu düşünmemizi isteyen bir brief yoksa, önemli gördüğümüz zorlukları belirleyerek bu durumu kendimiz yaratıyoruz. Stockholm’ü en iyi bildiğimiz şehir olarak genelde sınama ortamı olarak kullanıyoruz fakat Labs projeleri, dünyada büyümekte olan herhangi metropoliten alanlarda uygulanabilir.

SthlmLoop, Stockholm’deki yeni sakinler için konut oluşturmayı amaçlayan bir projeniz. Bize biraz araştırmanızı nasıl yürüttüğünüzden ve kavramsal çerçeveyi nasıl oluşturduğunuzdan bahseder misiniz?

İsveç hükümetinin 120.000 yeni ev inşa etme ihtiyacından doğan, yepyeni şehirler yaratma fikri vardı. Her şey aynı yaşta olduğu zaman, zamanın izini bulamazsanız, yeni bir şehir yaratmak zor bir görevdir. İstanbul’da sevdiğim şey de bu, tüm o zaman katmanları ve tarih... Şehri ilginç kılan şeyin bir parçası da bu.

Yaşanabilir bir şehir yaratmak için o şehrin gece ve gündüz aktif olması gerekir. Dolayısıyla sadece konutun varlığı yeterli olmaz, gündüz vakti insanların vakitlerini geçirdikleri ofislere de ihtiyacınız var. Gün içerisinde insanlar neredeyse, restoranlar orada açılır. Yaşanabilir şehrin bir başka hususu da kültürdür. İsveç hükümetinin bu fikrini değerlendirdiğimizde, insanların sadece uyuyup uyandığı ve işleri için Stockholm’e gelip gittikleri bir şehir yaratmada büyük risk gördük. Stockholm şehri var olan altyapısı etrafında yoğunlaştırılabilecek potansiyelde bir şehir. Bu yüzden biz de metro hatlarına ve duraklarına baktık ve gördük ki yoğunlaşmak için çok potansiyel var. Var olan istasyonların etrafında yeni bir şehir yaratmadan yoğunlaştırmak için yeterli alan bulunuyor aslında.

Ahşap gibi sürdürülebilir malzemeleri projelerinizde kullandığınızı görüyoruz. İsveççe çam ağacı anlamına gelen Tall projenize ahşabı nasıl entegre ettiniz?

Bu Stockholm dışındaki bir belediye için önerdiğimiz fikir projesiydi. Fikir, masif kereste kullanmaktı. Aynı zamanda yeşil bitkileri de entegre etmek istedik. Tasarımın bitki yetiştirmek için çok fazla alanı var, dolayısıyla genel izlenim yaprakların ve ahşabın bir karışımıydı. Doğayı inşa etmek gibi bir şey.

Twist projenizde, isminden de anlaşıldığı gibi, insanların yaşadıkları, çalıştıkları ve ziyaret ettikleri alanları buluşturan, burgu şeklinde bir yapı önerdiniz. Sizin perspektifinizden, bu gibi karşılaşmalarda esas olan nedir ve bunu kendi tasarım dilinize nasıl tercüme edersiniz?

Bu proje çok kısıtlı bir alanda küçük bir yapıdan oluşuyor. Lokasyon, terkedilmiş bir garaj rampası üzerinde konumlandığı için oldukça karmaşıktı. Yapı, cadde seviyesinden başlayarak yukarıya doğru yükselmesi gereken bir yapı türüydü. Bu başlangıç noktasıydı. Konum oldukça geniş, ofisler ve konutlarla geliştirilmiş bir alandaydı. Burası için fikrimiz, orada gündüzleri çalışan ve akşamları yaşayan insanlar için bir buluşma alanı yaratmaktı. Hem caddeden erişebildiğiniz, hem de açık bir merdivenle çatı terasına ulaşabildiğiniz davetkar bir yapıydı bu. Hem çok kolay erişilebilir hem de ortada büyük bir merdivenle iki kata sahip ve merdivenin bir çok fonksiyonu da var. İlk önce insanların gerçekten yukarı çıkmayı istediklerinden emin olmalıydık. Daha sonra kafenin uzantısı olabilecek, oturma alanı olarak kullanabileceğiniz basamak gibi bir alan yaratma ihtiyacı duyduk. Eğer bir performans veya konferans vermek isterseniz, binanın amfitiyatroya benzer yapısını kullanabilirsiniz. Civarda bilim alanında çalışan firmalar olduğu içi, burayı onların da bilgilerini sunabilecekleri ve paylaşabilecekleri bir alan olarak görmek istedik. Merdiven cephe ile yan yana konumlanmış durumda, dolayısıyla dışarıdaki şehir ve içerideki mekan arasında bir etkileşim de yaratıyor. Orada oturabilir, şehri izleyebilirsiniz, aynı zamanda içeriden izlenebilirsiniz de. Bu nedenle şehirde hangi rolü oynamak istediğimizi seçebiliriz.

Bu, sokak erişimi açısından önemli bir yaklaşım. Bir şekilde erişimi zenginleştirmek ve insanları bu merdiveni kullanmalarına ikna etmek için, bina girişini daha keyifli ve eğlenceli bir hale dönüştürüyorsunuz.

Yapının tasarımı sizin de söylediğiniz gibi oldukça eğlenceli ve küçük bir ölçekte olduğu için şehir ölçeğinin içerisinde heykelsi bir parça. Yapıların şehirle etkileşimini yaratmak için bu ebatlara sahip olabildiğini görmeyi seviyorum. Merdivenin fonksiyonelliği de önemliydi. Sürdürülebilirlikten bahsedersek, çok hızlı değişen bir dünyada yaşıyoruz ve yarın ne olacağını, yarının inovasyonunun ne olduğunu ve bunun hayatlarımızı nasıl etkileyeceğini bilmiyoruz. Bugün her ne tasarlarsak tasarlayalım, esnek olmaya ihtiyacımız var. Sadece tek fonksiyonlu yapılar yaratmamalıyız. Alanları olabildiğince farklı ihtimallerde kullanıma açmalıyız.

Stockholm gibi şehirlerde özellikle kış aylarında insanların birbirinden uzaklaştığını gözlemleyebiliyoruz. Böylesi kolektif alanlar çok önemli. Size bunu sormamızın sebebi de özellikle bu toplumlarda, bu tip karşılaşmaları bir araya getirişinizdi. Mimarlığın böyle bir sorumluluğu var mı sizce?

Bunda kesinlikle payı var. Mimarlık insanları buluşturmayı kolaylaştırabileceği kadar bunu zorlaştırabilir de. Eğer bir binada fonskiyonları stratejik yerleştirebilirsek, insanların buluşup etkileşimde olmasına imkan veririz. Mimarlık, insanları birbirine bağlayacak ihtimalleri yaratacak imkana sahip. Konut projeleri tasarlarken bunu çok düşünüyoruz. Konut projelerinde, merkezi yerleşmemiş bir alan olabiliyor ve bu alanın zemin katını bir dükkan veya kafe olarak açmak zorlaşıyor. Yapmaya çalıştığımız şey, konut yapısında birisinin evi olmadan, zemin kata yerleşebilecek fonksiyonlar bulmaya çalışmak. Örneğin, çamaşırhaneyi dışarıya bakan geniş pencereler ile zemine yerleştirdiğimiz bir öğrenci konutu tasarladık. Bazı zamanlarda öğrenciler eve geç geldiklerinde çamaşırlarını yıkamak isteyebiliyorlar. Bu, aydınlık, kalabalık ve güvenli bir alan yaratıyor. Binanın içinde ve çevresinde yaşayan insanların bisiklet, elektrikli scooter gibi ulaşım araçlarına erişimini kolayca sağlamak, hareketlilik açısından stratejik. Bu tür mekanları zemin kata yerleştirmeyi tercih ediyoruz. Bir başka insanla nasıl konuşmaya başlarsınız? Onlara resmi olmayan bir katılım fırsatı vermelisiniz.

İstanbul deneyiminiz ile devam etmek isteriz. İsveç Enstitüsü ve İsveç Konsolosluğu tarafından Equal Spaces projesi kapsamında Maruf’un Şehir Geliştirme Çözümleri programında bir konuşma vermek üzere İstanbul’a davet edildiniz. Konuşmanozın kapsamını ve Türk katılımcılarla tartıştığınız konu başlıklarını paylaşır mısınız?

Konu, konut tasarımında farklı stratejiler üzerineydi. Mahalle için yaşanabilir ve güvenli bir deneyim yaratmak için zemin katı şehir ile nasıl etkileşime sokabileceğimizi tartıştık.

Bir mimar olarak İstanbul’da nasıl deneyimlediniz?

İstanbul’u çok seviyorum. Tarihin mevcudiyetini çok güçlü bir şekilde hissettim. Biraz da bunaltıcıydı. İstanbul’un yaya deneyimi açısından geliştirilebilir olduğunu düşünüyorum. Her yerde trafik canavarları ve bir sürü araba vardı. İleride daha yaya dostu alanlar hayal edebiliyorum. Yollar çok geniş, başka şehirlerde de olduğu gibi çok yer kaplıyorlar. Fakat en çok Doğu'nun Batı'yla buluşmasının etkisinden keyif aldım. Tüm o tarihi katmanlar çok güçlüydü. Bu anlamda çok zengin bir şehir.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL