Mimarlık Sadece Görünene Bakarak Anlaşılacak Bir Şey Değil – I

H. CENK DERELİ

Kentlerde göze görünür olanlar görünmez ilişkilerden soyutlandığında, kentin anlamına dair derin perspektifi de kaybetmiş oluyoruz. Çoklu kaçış noktalarından uzayıp hayal gücümüzün kuvveti ve algı becerimizin derinliğince kabiliyetli duyu organlarımıza takılan, hislere dönüşen tüm o görünmez ilişkiler içindeki yerimiz bizi kentli yapıyor.

Kent rehberlerinden ve turizm ofislerinden öğrenilenlerle bu kent deneyimini yaşamak mümkün değil. Tüketici turistin açlığının yön verdiği geçici bir ziyaret hissiyle değil, ömrün parçalanmaz bütünlüğünde ikamet eden ev sahibi bilinciyle, her yeri, ömrümüzün en gerçek parçası olan “o anda” yaşadığımızı bilerek ulaşılabilecek bir deneyim bu. Böyle bir uyanıklık malesef can sıkıcı derecede çok emek istiyor.

fotoğraf: h. cenk dereli

YÖNTEM
Görüntülerin boyunduruğunda, itiş kakışın ortasında sürüklenirken, aniden durup gözleri kapatıp; tenini, dilini, burnunu, kulağını ve diğer tüm adı konmamış duyargaları nasıl dört açabileceğini keşfet. “Ama bu imkansız” denilenin “mümkün olan şeyler dünyasına” yaklaştıkça daha çok insan olduğunu düşünerek, inatla dene. Algılamak için durulan her bir noktanın sayısını mümkün olduğunca arttır. Algıların derinliğince kapsanan alanların sınırları birbiri içine geçiştikçe (burada basedilen kesinlikle fiziksel mesafe ile sınırlı değil) kentini ve kendini daha iyi anladığını bil.

Stockholm’ü, uyanık olduğum anlarda, kişisel becerilerle farklılaştırılabilecek yukarıdaki bu yöntem içinden hissetmeye çalıştım. Kişisel deneyimimin yanında, tanıştığım insanlardan duyduğum ve farklı kaynaklardan okuduğum bilgileri de kentten anladığımın bir parçası haline getirmeye çalışarak dört ana başlıkta topladım: Gün Işığı, Su, Yaşam Biçimi ve Devlet. Bu kavramları kullanarak Stockholm deneyimimi bir kent anlatısı olarak yeniden kurmaya çalışacağım.

GÜN IŞIĞI
Işığın hükmettiği bu hayatı, kutup dairelerine yeterince yaklaşmamış birinin anlaması oldukça zor. En uzun gece yaşanırken sabah sekiz gibi doğan güneş, akşamüstü iki buçuk gibi ufuktan kaybolduğunda, dilde karşılığı olmayan garip bir bedensel deneyim yaşıyorsunuz. Kış aylarında sokakları melankolik ve sakin kılan bu fenomen, yaz aylarında ise baharla beraber uyanan doğaya uyan kentlilere, gece yarısına kadar güneş ile coşma imkanı tanıyor.

Güneş ışınlarının yeryüzüne düşme açısının mevsimlere göre radikal biçimde farklılık gösterdiği bir yerde gezinene, görme duyusunun yaşattığı hisler de bambaşka. İskandinav mekansal ve görsel estetiğini yaratan en önemli kuvvet olan gün ışığı ile yaşanan, her yıl tekrarlanan bu zorlu güreş. Antremanlı görsel sanatçılar ve tasarımcılar gün ışığıyla fotoğraf sanatından tekstil desenlerine, aydınlatma yaklaşımlarından mekansal düzenlemelere kadar her alanda, sakin ve alçak gönüllü bir şekilde oynuyorlar. Bütün bu üretim, kent merkezinde üstünde yürünen sokağa, sokakta yürüyenlerin stiline ve yürüyüşler sonunda varılan mekanların karaterlerine yansıyor.

Kamusal mekanlar, yaratılmak istenilen hislere dair özel senaryolarla aydınlatılmış durumda. Çalışma mekanları gün ışığı renginde yüksek miktarda aydınlatılıyor. Evlerde ise, gün ışığı ile yaşanılan bu deneyim yüzünden mi yoksa iç güdüsel bir incelik dolayısıyla mı bilmiyorum ama çoğunlukla üzerine oldukça düşünülmüş hissi veren dolaylı aydınlatmalar ve doğrusal spotlar kullanılıyor. Çocuklar, yetişkinler ve köpekler sokaklarda ve parklarda karanlıkta güven içinde dolaşsınlar diye, çeşitli renklerde ışıldaklar takıyorlar. Kenti kullanmanın her biçiminde gün ışığının yarattığı ortama dair bir adaptasyon görmek mümkün.

Güneşe doğru yürürken, onun neredeyse hep yatay bir açıyla gözünüze girmesi, çevredeki her şeyi daha parlak hale getiriyor. Güneşi arkanıza ya da yanınıza alsanız bile bu eğik açı dolayısıyla ufuk çizgisinde gezinen göze onlarca yansıma ışını giriyor. Çevremizi algılarken gölgelerin nasıl bir rolü olduğunu, bu aydınlanma koşulları altında oluşan gölgeler tekrar düşündürtüyor. Yatay ve düşey düzlemlerde, gün boyu uzun kalan gölgeler fiziksel çevrenin bükülmez gibi görünen sınırlarını muğlaklaştırıyor.

İkinci Bölüm; Su ve Yaşam Biçimi

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: