Mimarlık Sadece Görünene Bakarak Anlaşılacak Bir Şey Değil – II

H. CENK DERELİ

Birazdan, kişisel deneyimim yanında, tanıştığım insanlardan duyduğum ve farklı kaynaklardan okuduğum bilgileri de kentten anladığımın bir parçası haline getirmeye çalıştığım ve tüm bunları “Gün Işığı, Su, Yaşam Biçimi, Devlet” başlıkları altında topladığım Stockholm yazı dizisinin ikincisini okuyacaksınız. İlk yazıda “kentlerde göze görünür olanlar görünmez ilişkilerden soyutlandığında kentin anlamına dair derin perspektifi de kaybetmiş oluyoruz.” diyerek başlayan bir bağlamsal çerçeve kurmuştum. Dizinin bu giriş bölümünü ve Gün Işığı bağlığını içeren ilk bölümünü okumayanlar ona buradan ulaşabilirler.

SU
İlk başlık altında bahsettiğim, ışıkla kurulan bu yaşantının damarlarında su akıyor. Amsterdam ve Venedik gibi bir kanallar kenti değil Stockholm ama yukarından bakınca akarsuların ve göllerin arasına serpiştirilmiş kara parçalarının nasıl okyanusa vardığını görüyorsunuz. Bir zamanlar dev donanmaların inşa edildiği tersane, krallık başkentinin kalbi ve en önemli gücüymüş. 20. yüzyılın başında teknoloji odaklı sanayi; iletişim araçları, motorlu araçlar, silah ve çelik üretimi bu damarları biraz kirletse de geçen yüzyıl sonunda alınan kararlar sonucunda bugün suyla çevrili her mahallede temiz sahillerin keyfini çıkarmak mümkün.

Stockholm’de kıyı boyunca aylak yürüyüşlerin ritmi rıhtımlar ve iskeleler ile değişiyor. Kıyı çizgisinden koparak su üstünden zaman zaman kanal hissi uyandıracak kadar daralan su geçitlerine bakmak, merkez mahallelerdeki marinalarda onlarca yelkenliyi, irili ufaklı tekneyi görmek “suyu yaşayan” bir kent hissi yaratıyor. Bir park gezintisi sırasında kıyıya yaklaşırken birden bire kış mevsimi dolayısıyla çekek yerlerine çıkartılmış onlarca teknenin arasından geçmek, Türkiye’de herkesin giremediği özel alanlara sahip marinaların yarattığı ayrıştırıcı hislerden oldukça farklı. Tekne, kent yaşantısının ve aylaklığının içinde bisiklet ne ise neredeyse o demek. Bir ayrıcalık değil, buluşturan bir ortaklık anlamına geliyor.

Orta ve büyük boyutlu gemilerin yanaştığı rıhtımlar dışında, neredeyse tüm kıyı alanı çok alçak rıhtımlarla ve doğal sahil çizgisi ile tanımlı. Kent parklarının kıyıya vardığı yerlerde ağaçlar ve sazlıklar suyun içinden çıkıyor, kıyı su sınırını belirsizleştiriyor. İnsanın aklını başından alan ada yerleşimleri ise ayrı bir fenomen. Yaz aylarında sürat motolarının ve vapurların aralarında gezindiği adalar kış aylarında sessizliğe bürünse de ıssız bir güzellikle bezeniyor.

Göllerden gelen tatlı su ile okyanusun tuzlu suyu şehirde birbirine karışıyor. Bitki örtüsü de tatlı su kıyısı ile tuzlu su kıyısında farklılık gösteriyor. Bitkilerin ve sudaki farklı iyot oranının yarattığı kokular; bitkilerin, kuşların ve su canlılarının sesleri kentsel deneyimde ayrı bir katman yaratıyor. Tüm bu güzelliklerin yanında, küresel ısınma ile değişecek deniz seviyesi ve iklimsel koşulların kenti ve doğasını nasıl yeniden biçimlendireceği de gerilim yüklü başka bir psikolojik katman.

YAŞAM BİÇİMİ
Güneşle oyunlar oynayan, sakin alçak gönüllü bir yaşam tarzına sahip kentlilerin suyun dudaklarında süren hayatları, Stockholm yaşam biçiminin temeli. İster devlet kurumunda ister özel şirkette olsun; ortak kullanılan mutfaklarda ya da apartmanların ortak çamaşırhanelerinde sorumluluklar da özel hayatlar da paylaşılıyor. Şehirdeki hemen her merdivendeki çocuk arabası ve bisiklet rampaları, kentte var olmayı bir mücadeleden keyfe eviriyor. Yüzyılın ortasındaki sosyal olaylarda verilen mücadelelerle kazanılmış sosyal haklar ve bu siyasi çevrenin yarattığı devlet sisteminin kolladığı bir gündelik hayat var sokaklarda.

2014 yılı rakamlarına göre İsveç’te aylık ortalama maaş Türkiye ortalamasının yaklaşık üç buçuk katı. Ülkede en yüksek gelir grubu ile en düşük gelir gurubu arasındaki fark oldukça fazla ama kalabalık orta gelir grubunun yüksek yaşam standardı, kent yaşantısında belirleyici unsur.

Az nüfus, büyük ülke, değerli ürün ve servis üretimi, güçlü sosyal devlet karakteri ve adil bölüşüm geleneği, bireyin doğduğu andan itibaren devlet tarafından desteklendiği bir ekosistem yaratıyor. Bireyin 18 yaşına geldiğinde, aile ekonomik sisteminden bağımsızlaşarak kendi varlığını yaratması gerekliliğini telkin eden bu sistem, genç ebeveyn yaptığı anne ve babaların orta yaş denilebilecek bir yaşta tekrar bağımsız bireyler olarak özgürleşmesini sağlıyor. Bu yüzden gençlere özgü zevkler ve tarzlar olarak tanımlanabilecek pek çok şey, yaşın tanımladığı toplumsal rollerden bağımsızlaşıyor. Siz artık bu girizgah üzerine özgürleşen kadın, erkek kavramlarını, aşkın, sanatın, kent hayatının farklı tariflerini hayal edin.

Bireysel zevkleri inceltmek için yeterince zaman yaratan bu sistemin, hayattan zevk almaya odaklanmış bireyler yarattığı ortada. Giyim kuşamdan ev dekorasyonuna, yemek zevkinden tatil tercihlerine kadar her şeye bu inceltilmiş zevk yansıyor. İsveç’in çok yüksek bir intihar oranına sahip olduğu ise bir şehir efsanesi, uzun yıllara yayılmış istatistikler bu sözü yalanlıyor. Ama bu yaşam biçimi kent merkezi ve banliyölerde yaşayanların ayrışmasına engel olamıyor. Göçmenlerin ve düşük gelir grubundaki kentlilerin çoğunlukta yaşadığı bu alanların yaşam biçimi dinamikleri kent merkezinden oldukça farklı, bunu da bir not olarak belirtmekte fayda var.

_Üçüncü Bölüm; Devlet._

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: