Mimarlıkta Görsel İletişim Tasarımı Hassasiyeti

OĞUZHAN ÖÇALAN

Kullanıcı deneyimi ve görsel iletişim tasarımı, insanla iletişime geçen her projenin başında, proje sorumluları tarafından hesaba katılması gereken özelliklerden. Mimari projelerde, bu mühim konulara gereken önem verilmediğinde; örneğin otoparkta arabasını bulamayan, yolculuk yapacağı aracını kaçıran, hastasını ziyaret etmek isterken başka hastaların odasına giden kişilerle ve hedef kitlesiyle doğru iletişimi kuramayarak zarar eden projelerle karşılaşabiliyoruz.

zaha hadid architects yeniden markalama projesi için miles newlyn tarafından tasarlanan yazıtipi, fotoğraf: alex telfer
zaha hadid’in “520w28” adındaki projesi için tasarlanan kimlik tasarımı
gagosian gallery için özel olarak tasarlanan gogo adlı font, görsel: bruce mau design
the hepworth wakefield için tasarlanan yazıyüzünün cephede uygulanması, fotoğraf: a practice for everyday life
ten trinity square kimlik tasarımı, fotoğraf: pentagram
ten trinity square kimlik tasarımı, fotoğraf: pentagram

Sadece mimarlıkta olmamakla birlikte, genel olarak herhangi bir projenin başarısı insanla ne düzeyde iletişime geçebildiğiyle alakalı. Hayal kırıklığına uğrayan bir proje katılımcısının/muhatabının oluşturabileceği zararın önüne geçmek için proje bölümlemesinde her alanın uzmanından yardım almak sanırım en doğrusu.

Günümüz insanı, günlük rutini içerisinde zaman kaybetmeye tahammülsüz. Zaman bulduklarında da dijital evrenle iletişim halindeler. Birçok mimari projede, insanın dijital evrenine hitap etmek ve yaşamın dijital hızına dahil olabilmek için türlü yollar denenmekte. İnteraktif müzeler, eğitici bilim binaları, akıllı oyun parkları ve akıllı binalar bunlara örneklerden bazıları. Teknolojinin hayatın içine bu denli geçmesi sonucu çoğu mimarlık ofisi, görsel iletişim tasarımcılarını kadrolarına katarlarken, ofis içi görsel iletişim tasarımı ajansı kadroları oluştururken birçoğu da ajanslarla projelerin tasarım aşamasında el ele vermekteler.

Bir mimarlık bürosu/ofisi/firması her şeyden önce bir markadır. Bu nedenle her firmada görülmesi gereken ve hedef kitlesiyle uyum sağlayan doğru markalama (“Branding” kelimesi ne yazık ki Türkçeye “markalaşma” şeklinde yanlış uyarlandı. Bir marka mevcut haliyle zaten marka olduğu için daha fazla markalaşamaz. Yapılan kimlik çözüm eylemi bir vurgulama ve fark oluşturma işi olduğundan daha fazla marka değeri katma anlamında “markalama” kelimesiyle uyarlanması daha doğru olacaktır. — O.Ö.) ve kimlik tasarımı çözümleriyle hedef kitlesine ulaşmalı. Yaklaşık bir sene boyunca kimlik çözümü ve yeniden markalama işi için Londra menşeili Greenspace ajansıyla çalışan Zaha Hadid Architects (ZHA) buna iyi bir örnek. Greenspace ajansı ZHA markalaması için bir marka sesi oluşturmaya çalışırken ayrıca tipograf/tasarımcı Miles Newlyn ile çalışarak kendisinden ZHA için özel bir yazıtipi üretmesini istedi. Burada kimliğe verilen önemin zincir halkaları şeklinde oluştuğunu; mimarlık firması ajansa proje mektubunu verirken ajans, kimlik için bütün planlamaları yaparak kendi proje mektubunu işin tamamlanması için gerekli olan bir yazı tasarımcısıyla paylaşıp, projeye çözüm üretmek yoluna başvurduğunu görüyoruz. Bu denli ciddi bir kimlik çözümünün/yeniden markalama işinin; firmayı hem hedef kitlesine özel hissettirmek hem de kendisini diğer firmalardan ayrıştırmak konularında başarılı olduğunu, ayrıca firmanın ileriye dönük projelerinin başarısıyla doğrudan ilgili olduğunu söylemek yerinde olacak. Buna en son örnek ise; yine Zaha Hadid’in, “520w28” adındaki projesi için New York’un ünlü ajansı Mother ile koltuğa oturması ve projenin kendisini oldukça iyi yansıtan bir kimlik tasarımını ortaya çıkarması olarak verilebilir. ZHA’nın başarısı; sadece yeteneğinden dolayı değil elbette. Kendi görünümüne, projelerinin görsel tasarımına ve piyasadaki aksına önem vermesi dışında, beraber çalıştığı görsel iletişim tasarımcılarıyla, başarısının doğrudan alakalı olduğunu söylemek haksız sayılmaz.

kültürel bir tasarım olarak nitelendirilen haunch müzesi kimlik tasarımı, fotoğraf: spin
kültürel bir tasarım olarak nitelendirilen haunch müzesi kimlik tasarımı, fotoğraf: spin
salt kimlik tasarımı, görsel: project projects

Mimarlık projeleri dahil olmak üzere birçok tasarım işinin başarılı olması; proje sahibi ve projeyi yapan muhatapların karşılıklı fikir alışverişinin yeterliliğiyle, proje mektubunun oldukça ayrıntılı hazırlanmasıyla, proje muhataplarının ön toplantılarda projeye özellikle entegre edilmiş “görsel tasarım” konusunda doğru örnekler verilerek bilgilendirilmesiyle, projeyi yapanın henüz tasarım aşamasında gerçeğe çok yaklaşık çözümü kağıt üzerinde görselleştirmesiyle doğrudan ilintilidir. Örneğin bir mimarlık ofisi bir bina projesi konusunda ihale ve dolayısıyla proje mektubu alıyorsa; o binanın modelini, binanın kimliğini de tasarlayarak/tasarlatarak yapmalıdır. Çünkü binanın kendisinin çevreyle ve insanla olan ilişkisine, mimari varlığına görsel iletişim tasarımı da dahildir. Binanın çeşitli noktalarında kullanılacak logolar —ki logo sadece büyük bir kimliğin ve marka sesinin ufak ve önemli bir parçasıdır—, grafik yönlendirmeleri, renk kodları, tipografisi, kullanılan piktogramları, yazılı ve basılı tasarımları, renk skalası, marka stratejisine yönelik grafik çözümlemeleri, görsel alan çözümleri kullanıcı deneyimini zenginleştiren en önemli özelliklerdir. Doğru görsel tasarımı olmayan bir bina yazısız bir kitaba benzer. Okuyucusuna ulaşamaz ve dolayısıyla anlaşılamaz olur.

Müzeler, galeriler, konut ve bina projeleri, park alanları, eğitim-öğretim alanları; hedef kitlenin doğrudan insan olduğu en önemli merkezlerdendir diyebiliriz. Ünlü mimar Michel Rojkind tarafından Meksika’da tasarlanan Highpark binası için yine Meksika’dan minimalist kimlik çözümleriyle ünlü Face ajansı binaya uygun bir görsel kimlik tasarladı ve böylece hedef kitlenin bina ile özdeşleştirebileceği bir marka sesi oluşmasına katkıda bulundu. Gagosian Gallery’nin sahibi Larry Gagosian galeriyi diğer galerilerden ayrıştırabilmek amacıyla 1999 yılında Bruce Mau Design’dan kimlik tasarlanmasını istedi; Bruce Mau Design çalışanları ise galeri için “Gogo” adında özel bir font geliştirdi; çeşitli grafik dokuları ve arayüzlerle tasarladıkları kimliğe oldukça büyük bir özgünlük kattılar. A Practice for Everyday Life ajansı ise The Hepworth Wakefield müzesi için kendilerine özel üç ağırlıklı “Hepworth” adında bir yazıyüzü geliştirdikleri gibi, binanın üstüne bu yazıyüzünü kullanarak oymalar yaptılar ve bu da binaya tarihi kimlik kazandırılmasında önemli bir rol oynadı. Massimo Vignelli’nin dediği gibi; belki de “günümüzde çok az yazıtipi, markaları taşıyabilecek kapasiteye sahip.” Bence tam da bu yüzden yeni yazıtiplerini, markayı daha da güçlü bir iletişimci haline getirebilmek amacıyla, markanın kendisine uygun olarak tasarlamak gerekli. En azından tasarımcının niyeti özgünlükse.

Dünyaca ünlü ajans Pentagram’ın, Ten Trinity Square için geliştirdiği marka stratejisi ve kimliği, binanın tarihi yapısına uygun olduğu kadar günümüz modernizmini de içinde barındıran bir markalama işi. İngiltere’nin ünlü görsel tasarım ajansı Spin, Haunch müzesi için tasarladığı kimliği “sadece bir müze kimlik tasarımı değil aynı zamanda kültürel bir tasarım” şeklinde betimlemişti. Bu da yapılan işin sadece kendisinin değil, aynı zamanda işin yapıldığı yerin de proje iştirakçılarının iletişimi vasıtasıyla iyi analiz edildiğini gösteriyor. Örneğin; Barselona’da tabelaların çoğu İspanyolca, Katalanca ve İngilizce olarak tasarlanmıştır. Tasarım duyarlılığı da önemli bir etken olarak bu noktada, bir iletişim dili öğesi olarak karşımıza çıkabiliyor. Kimlik tasarımı projenin kendisiyle ne kadar ilintiliyse, projenin kendisi de etki ettiği çevreyle o kadar ilintilidir. Bina ya da mimari yapı, kendi içindeki marka sesi, stratejisi ve dili dışında etki ettiği çevreyle de bu yüzden bir dil, bir marka sesi geliştirmeli. Buna en güzel örneklerden birisi ise ülkenin önemli sanat galerilerinden Salt’ın kimliği. Kimlik tasarımını yapan Project Projects ajansı, Salt’ın kimliğinde kullanılmak üzere “Kraliçe” adında bir font geliştirdi ve fonttaki S, A, L ve T harflerini dört ayda bir başka bir tasarımcı ya da tipografın tasarlayacağı ön koşuluyla bir marka sesi oluşturdu. Hali hazırda sergilerin olduğu bir markanın kimliğinde kullanılan fontta bile her dört ayda bir başka bir sergi olmakta. Bu da mimari projelerdeki, değişken fakat akılda kalıcı marka iletişimine ve görsel iletişim tasarımına iyi bir örnek. Dinamik kimlik tasarımına başka bir örnek İngiltere’den NB stüdyosunun Ravensbourne Koleji için geliştirdiği kimlik. Logoyu dinamik bir kimlik elemanı olarak kullanarak, kolejin marka sesini logo içine gömdüler ve değişken bir marka dili çerçevesine oturtup, bina duvarlarına bu kimliği yayarak markanın iletişim dilini mimari yapıyla perçinlediler.

ravensbourne koleji için tasarlanan logonun bina duvarlarında uygulaması, fotoğraf: nbstudio
latitude ajansının qv melbourne otoparkı için itc avant garde gothic fontuna ait harflerle tasarladığı yönlendirmeler
eindhoven için tasarlanan logo ve yazıtipi
porto için şehir kimliği yaratma çalışmaları
tate müzesi'nin yeni logosunun oluşumu
vall d’hebron üniversite hastanesi için oluşturulan özgün dil

Kapalı park alanlarındaki iletişim dili ise genellikle problemlidir. Durumun ciddiyeti, aracınızı park ettiğiniz yeri bulmanızı sağlayan cep telefonu uygulamalarıyla kendini gösteriyor. Başarılı park alanı görsel tasarımlarından biri Avustralya’dan Latitude ajansının QV Melbourne işinde kendini gösteriyor. Tek tek el ile boyanmış devasa ITC Avant Garde Gothic fontuna ait harflerle çeşitli optik oyunlar, renkli ve büyük yönlendirmeler kullanıcı deneyimi açısından hem eğlenceli hem de akılda kalıcı. Dolayısıyla, kişilerin araçlarını cep telefonu uygulaması yardımıyla bulmaya çalışmasına gerek kalmamış, kendiliğinden bir mimari dil, bir tasarım dili oluşmuş oluyor. Bu yüzden Milan, Berlin, Stockholm, Eindhoven ve Londra gibi şehirlerin yöneticileri, kendilerine has yazıtipleri geliştirttikleri gibi Porto örneğinde de, şehrin yöneticileri oldukça başarılı olan bir şehir kimliği için White Studio ajansından yardım aldı. Tate Müzesi de, North tasarım stüdyosu tarafından, müzenin insan aklında kalıcı bir his bırakması düşünülerek tasarlandı. Bu yüzden Barselona’daki Plasencia mimarlık bürosu, Toormix tasarım ajansıyla birlikte çalışarak Vall d’Hebron Üniversite Hastanesi’ni tasarladı. Tasarımcıların “çocukların ve hastaların zor şartlar altında kaldıkları hastane gibi bir ortamı güzelleştirmek” amacı, mimari yapının kendisine özgün bir dil oluşmasını da beraberinde getirmiş.

Tasarım dili en kısa ifadesiyle bir hassasiyet meselesidir. Görsel iletişim tasarımı ise; ister bir mimari yapı olsun, ister bir firma olsun ya da ister şehrin/ülkenin doğrudan kendi kimliği olsun, insana bir his ile ulaşmak adına üzerinde dikkatlice durulması ve düşünülmesi gereken bir iştir. Hedef; eninde sonunda, hissin muhatabına doğru bir şekilde ulaştırılmasıdır. Bu nedenle mimarlar, görsel iletişim tasarımcılarıyla birlikte hareket ederek projelerini gerçekleştirmeli böylece projenin başarı oranını yükseltmeliler. Tasarımcılar olarak bizler, bu hedefin farkında olması gereken sadece birer aracıyız. Her ne kadar çoğu zaman kendimizi, gerçekleştirdiğimiz projelerin kendisi olarak görsek bile, yer aldığımız projelerde, her birimizin kendine has birer parmak izi olduğunu hatırlamamız gerekli. Özgünlük ancak bu şekilde bir tasarım diline bürünebilir.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: