Peter Collins'ten Dev Bir Yapıt: Modern Mimarlıkta Değişen İdealler

Yirminci yüzyılın en büyük mimarlık tarihçileri arasında yer alan Peter Collins (1920 - 1981), modern mimarlığın 1750'den 1950'ye ulaşan öyküsünü, “Modern Mimarlıkta Değişen İdealler” başlıklı, son derece kapsamlı çalışmasında ele alıyor.

Kenneth Frampton’ın “Avrupa mimarlığının köklerinin çok yönlü bir yorumu” olarak tanımladığı çalışma, Hale Gönül'ün çevirisiyle, Aykut Köksal'ın genel yayın yönetmenliğindeki Arketon Yayınları arasına katıldı.

Kenneth Frampton, kitabın ikinci basımı için yazdığı önsözde şöyle diyor:

"Peter Collins'in 1965'te yayımlanan klasik hermenötik yapıtı ‘Modern Mimarlıkta Değişen İdealler’, pek çok açıdan ihmal edilmiş, hatta unutulmuş bir çalışmadır. İçeriğinin büyük kısmı, izleyen çalışmalarda ayrıntılarıyla irdelenmiş olmasına rağmen, bugün bile öncü bir eser olmayı sürdürür. Modern hareketin oldukça geniş bir dönemi kapsayan ideolojik bir tarihçesini sunan çalışma, baştan sona keskin bir eleştirel yaklaşımla ele alınmıştır. Collins’in kitabının ufuk açıcı özgünlüğü, modern mimarlığın son iki yüzyıllık evriminde strüktürel biçimin oynadığı belirleyici rolü sorgulayışından ileri gelir.

Collins'in çalışması, çağdaş Avrupa mimarlığının köklerinin ve bu gelişmelerin Batı kültürünün bütünü üzerindeki sonuçlarının çok yönlü bir yorumudur. Yeninin başlangıcını, tarihin kendi başına epistemik bir disipline dönüşmesiyle belirler. Bu dönüşüm, Voltaire'in ‘Le Siècle de Louis XIV’ isimli eseriyle 1751'de ortaya çıkan, tarihsel yöntemin icadıyla gerçekleşmişti.

‘Değişen İdealler’, Greko-gotik gelişim çizgisini takip etmekle beraber, tekniğin yapı üretimi ve mimari biçim üzerindeki belirleyici etkisini de dikkate alır. Collins, 1750 ile 1850 yılları arasında ortaya çıkan çeşitli canlandırmacı üslupları inceledikten sonra, dikkatini tekno-bilimsel ilerlemelerin tetiklediği farklı türden 'işlevselci analojilere' yöneltmişti. Bunlar, kuramcıların mimari biçim yaratımında yeni bir temele ulaşmak için başvurdukları biyolojik, mekanik, gastronomik ve dilbilimsel benzeşimlerden oluşuyordu.

Collins, teknolojinin gelişimine ampirik bir ilgi besler. Mimarların uyum sağlamaları beklenen zamanların hızlı değişen kısıtlarıyla her defasında baş edebilme hallerini de duyarlılıkla takdir eder. Ancak klasik ruha inancı, amansız eleştirisini tüm bunlara rağmen sürdürmüştü. Avangardın romantik özlemlerine kuşkuyla yaklaşan ve bu nedenle politik bir tarih okumasına doğrudan karşı çıkan Collins, gerçek anlamda bir materyalistti."

Etiketler: