Start-up Kültürünün Gelişimi ve Türkiye’deki Yeri

ASLI ÖZCİVELEK

Tarihteki ilk formuyla, çeşitli malların değiş tokuşu sonucu başlayan ticaret hayatı, günümüzde teknolojinin de ilerlemesiyle evrimleşip birçok farklı formda hayat bulmaya başladı. Bu gelişim süreciyle iş hayatı daha organik şekillendiği bir döneme girdi. Bazı açılardan bu dinamik yapı, iş hayatına bu zamanda dahil olmak için çok daha esnek ve bir dolu seçeneğe açık bir ortam sağlıyor. Bu dinamik yapıyı oluşturabilmemizi sağlayan gelişmeler de dot.com şirketlerinin popülerleşmesiyle birlikte doğan start-up şirketleri ve bunların oluşturduğu yeni çalışma kültürü oldu.

atölye istanbul
atölye istanbul
kolektif house

2000’li yıllarda yaygınlaşmaya başlayan start-up’lar, günümüzde birçok ülkede iş hayatının önemli bir parçasını oluşturmaya başladı. Start-up’ların belki de en büyük yararı, iyi bir fikir sahibi olmak için her zaman tecrübe ya da belirli bir süre boyunca iş deneyimine sahip olmak gerekmediğinin farkındalığını öne sürebilmeleridir. Bu bağlamda da o fikrin hayata geçmesini normalde önleyici bürokratik ve hukuksal süreçlere bağımlı kalmadan, daha fazla fikrin daha hızlı bir biçimde piyasada var olmasını sağlıyorlar. Özellikle Amerika’da başlayıp büyüyen ve hızla popülerleşen bu kültür, dünyanın her yerine de yayılmış durumda. İsrail ve Finlandiya bu konuda Amerika’dan sonra en hızlı gelişimi gösteren ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye’de de yavaş yavaş bu alanda gelişmelere tanık olmaya başladık.

BİR START-UP'I START-UP YAPAN NEDİR?

Start-up en temel anlamıyla yeni kurulmuş bir şirkete verilen addır. Ancak bu tip şirketler belli ortak özellikler taşır. Çoğu start-up yeni bir fikirle ortaya çıkar ve bu fikrini de belirli yatırımlar sayesinde belirlediği plana sağdık kalarak belli bir süre içerisinde büyütme amacı taşır. Yeni bir fikrin ortaya konulması ve şirketin altyapısının büyümeye yatkın bir biçimde oluşturulması en önemli etkenlerden biridir. Start-up’ı diğer şirketlerden farklı kılan noktalardan biri de büyüme amacıyla başta küçük bir ekip ve kısıtlı bir bütçeyle başlamalarıdır.

Start-up’ların genel olarak küçük çekirdek bir takımdan oluşuyor olması, bu kültürün bir parçası olan paylaşılan çalışma alanları gibi yeni çalışma biçimlerinin doğmasına neden oldu. Birçok okul, aklında bir iş planıyla mezun olan yeni mezunlarına, bu fikirlerini geliştirip ayağa kaldırmalarını sağlayabilecekleri çalışma alanları sunuyor. Aynı zamanda büyük şirketler de benzer projeler geliştirmeye başladılar. Google, 30 Weeks adlı programında belli bir iş planıyla başvuru yapan şirketler arasından seçtikleri şirketlere 30 haftalık bir çalışma alanı sunuyor ve bu süreçte amaçlarına ulaşmaları için belirli konularda mentörlük ve destek sağlıyor. Aynı şekilde New York’ta New Müzesi’nin New Inc. adlı bir kuluçka merkezi var. Burada bulunan şirketlere kendi başlarına alamayacakları belirli aletlere ve araçlara erişim sağlamanın yanı sıra iş kurmanın farklı yönleriyle ilgili konularda konuşmacılar getirilip kuluçka merkezindeki start-up’lara seminer yapıyorlar. Bu gibi olanaklar hem şirketlerin amaçlarına ulaşmalarını sağlıyor, hem de kendi başlarına maddi olarak yetemeyecekleri kaynaklardan faydalanmalarına imkan veriyor. Türkiye’de de son birkaç senedir benzer çalışmalar yapılıyor.

TÜRKİYE'DE START-UP KÜLTÜRÜ GELİŞİYOR

Start-up’ların bir arada çalışmalarını ve gelişmelerini sağlayan projelerin Türkiye’deki örnekleri arasında Kolektif House, Atölye İstanbul ve Hub yer almakta. Atölye İstanbul, 2014 yılında kurulan bir ortak çalışma mekanı. İki tip üyelik imkanı sunarak tasarımın farklı alanlarında çalışan kullanıcılara beraber etkinlikler düzenleyip, üretimin de bir kısmını bu bünye çerçevesinde yapabilecekleri bir mekan sağlıyor. Yeni kurulan bir şirket olarak bu tip bir bünyede var olmayı tercih etme sebepleri arasında kendi kendinize tutamayacağınız konum ve büyüklükte bir ofis alanına erişim kazanmak, sizin gibi benzer alanlarda potansiyel olarak iş birliği yapabileceğiniz ve birbirinizin deneyimlerinden faydalanabileceğiniz insanlarla tanışmak, kendi bütçenizle edinemeyeceğiniz bir takım araçlardan faydalanmak ve burada düzenlenen aktivitelere dahil olabilmek var. Bu anlamda start-up’ların dinamik yapısına çok uygun olan ve de zaten birbirini tamamlayan bir sistem olan bu paylaşılan çalışma alanları, aynı zamanda şirketlerin de daha hızlı gelişmesine ve daha çok yeni fikrin bu tip ortamlarda oluşturulmasına aracı oluyor.

Steven Johnson’ında “Parlak Fikirler Nasıl Doğar?” adli kitabında bahsettiği gibi, inovatif projelerin gerçekleşebilmesi için gerekli altyapının ve ortamın sağlanması gerekmekte. Bunun için gerekli olan şeylerden biri de farklı disiplinlerde calışan ve farklı ilgi alanları olan insanların birbirleriyle fikir alışverişinde bulunabileceği alanların var olması. Aydınlanma çağında kafe kültürünün çok büyük rolü olduğunu anlatan Johnson, insanların bu kafelerde rastgele birbirleriyle karşılaşmaları sayesinde üzerinde çalıştıkları fikirleri birbirleriyle paylaşma imkanı bulup, bu sayede daha hızlı bir biçimde bu fikirleri geliştirebilmiş olduklarını söylüyor. Günümüzde de bu tip ortak çalışma alanlarının bu anlamda önemi büyük.

Atölye İstanbul’un yanı sıra Kolektif House da benzer bir proje. Daha büyük bir mekanda, çeşitli imkanların sağlandığı ve tek bir alana odaklanmadan ortak çalışma alanı sunuluyor. Kolektif House, çalışanlarına taze meyveden duşa kadar verimli bir çalışma ortamına sahip olmak için ne gerekiyorsa sağlıyor. Aynı zamanda brunchlardan, konserlere birçok keyifli sosyal aktiviteyi de bünyesine sık sık katan bir mekan. Kolektif House’un burada başarılı olduğu noktalardan biri, sadece çalışma mekanı olmakla kalmayıp belirli bir komünite oluşturmuş olmaları. Bu da aydınlanma çağındaki kafe kültürü gibi, farklı alanlardan insanların birbirleriyle sosyalleşmelerine ve fikir paylaşımında bulunmalarına imkan ve ortam sağlıyor.

Hub ise halen kurulma aşamasında olan ve İstanbul’a objektif bir biçimde dışarıdan bakabilen iki yabancı tarafından projelendirilmekte. Bu bağlamda kuracakları mekan için ön plana çıkarmayı düşündükleri özellikler ve böyle bir mekanı en başta kurmalarına sebep olan nedenler Steven Johnson’ın da kitabında üstünde durduğu birkaç konuyla örtüşüyor. İnovasyonun tarihine baktığımızda çoğu zaman yeni bir fikir daha önce bir araya gelmemiş iki farklı fikrin birleşiminden oluşuyor. Bunun gerçekleşebilmesi için de inovasyonu yapan kişinin en az iki konuyla ilgili bilgisi olması ya da kendi alanı dışında bir konuyla ilgilenen insanlarla iletişim içinde olması gerekiyor. Bunun için de insanların planlanmamış şekillerde de birbirlerine rastlayabilecekleri ve fikirlerini paylaşabilecekleri mekanlara ihtiyaç var. Tarihteki belirli inovasyonlara baktığımızda çoğu zaman insanların buluşlarını bir kaza ya da tesadüf sonucu bulduğunu görüyoruz. Bu nedenle de bu esnekliği ve bu tip “kaza”ları imkanlı kılacak kadar sayıda ve farklılıkta insanların bir arada bulunup çalışabilmeleri lazım. Lab Kültür'ün kurucuları da tam olarak bu tip gözlemlere dayanarak özellikle de İstanbul’un geniş bir alanı kapsayan şehir yapısının hem insanların şehrin çok farklı yerlerinde yaşamalarına hem de birbirlerinden çok kopuk olmalarına yol açtığını saptamış. Tasarladıkları mekanı da bu engelleri kıran ve daha fazla paylaşımın yasanabilmesini sağlayacak şekilde tasarlamışlar.

Bu üç örneğin de başarılı olduğu nokta, insanların gerçekte verimli çalışması ve yeni fikirlerle ortaya çıkabilmesi için bu zamana kadar yerleşmiş olan bölünmüş bir yaşam yapısının işe yaramadığının farkındalığı. Bu kurulan mekanlar hem belirli bir çerçeve içinde çalışıp, belli bir amaca hizmet ediyorlar hem de bu amaç çok kısıtlı ve tanımlı olmadığı için o alanı kullanan kişilerin ihtiyacına göre şekillenebileceği bir esneklik sağlıyor. Start-up kültürünün oluşmasındaki en büyük etkenlerden biri belki de insanların doğal halleriyle çok daha organik ve plansız bir şekilde hareket ediyor ve çalışıyor olmaları. Bu nedenle de bu tip şirketlerin yapılarında normalde sosyalleşmek için ayrılan alanlarda anlık gelişen toplantıların da yapılabilmesi için masa, tahta vb. gibi araçların bulunması ve aynı şekilde normalde toplantı yapılması için kurgulanan alanlarda da sosyalleşme imkanı sunulması. Bu gibi farkındalıkların pratiğe dönüşmesiyle Türkiye, zaten sahip olduğu çeşitliliği ve zenginliği başka insanlar için de anlamlı ve faydalı bir hale getirebilecek altyapı ve araçlara sahip olmuş olacak.

KAYNAKÇA

-Mcaveeney, Corey. "How Do You Define Startup Culture?" Wired.com. Conde Nast Digital, 3 Eylül 2013. Web. 6 Temmuz 2015.

-Allis, Ryan. "The History of Entrepreneurship - The Startup Guide - Creating a Better World Through Entrepreneurship." The Startup Guide Creating a Better World Through Entrepreneurship. Web. 6 Temmuz 2015.

-Hunckler, Matt. "Top 20 Startups of All Time [İnfographic].” Verge Top 20 Startups of All Time İnfographic Comments. 30 Ocak 2014. Web. 6 Temmuz 2015.

-Fried, Ethan S. H. "How Israel Has Become the Start-Up Nation | Opinion | The Harvard Crimson." How Israel Has Become the Start-Up Nation | Opinion | The Harvard Crimson. 5 Eylül 2013. Web. 6 Temmuz 2015.

-Davidson, Lauren. "How Sweden Became the Startup Capital of Europe."The Telegraph. Telegraph Media Group, 28 Haziran 2015. Web. 6 Temmuz 2015.

-Fankhauser, Dani. "5 Startup Founders Reveal Their Best Company Culture Tips." Mashable. 9 Ağustos 2013. Web. 6 Temmuz 2015.

-Gross, Bill. "The single biggest reason why startups succeed." TED. , Vancouver, British Columbia. 6 Mart 2015. Keynote Speech.

-"Atölye Istanbul." atolyeistanbul.co. Web. 6 Temmuz 2015.

-"A Hub in Istanbul." LABKULTUR.TV. 12 Ekim 2011. Web. 7 Temmuz 2015.

-Johnson, Steven. Where Good Ideas Come From: The Natural History of Innovation. New York: Riverhead, 2010. Print.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: