Sur Notları: Yıkım, Kuşatma, Yeniden İnşa

YAŞAR ADANALI

18 Haziran Cumartesi günü, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ile Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı Alan Yönetimi Başkanlığı organizasyonuyla gerçekleşen Suriçi Koruma Paneli için İstanbul ve yurtdışından mimar, plancı, kent bilimci ve hukukçulardan oluşan bir grup ile Diyarbakır'a gitme ve Suriçi'nin son durumunu değerlendirme fırsatımız oldu. Bu gezide aldığım notları ve Suriçi'nin yeniden inşa sürecine dair düşüncelerimi paylaşmak isterim.

diyarbakır suriçi, yaşar adanalı
fotoğraflar: yaşar adanalı

Eski şehirlerin tarihi surları, o şehirlerde yaşayanları dışarıdan gelecek düşman saldırılarından korumak için yapılmıştır. Kimi şehirlerin surları çoktan kent dokusu içinde eriyip tarih olmuşken kimilerininki ise, tıpkı Diyarbakır'ınkiler gibi, tüm görkemiyle tarihe meydan okumakta, kentsel mirasın önemli unsurları olarak o kentin yerel aktörleri tarafından el üstünde tutulmaktadır. Diyarbakır Surları, günümüze kadar çok iyi korunabilmiş ender örneklerden biri.

Surların varlığı, birçok şehrin morfolojisinin de temel belirleyeni olmuş, tarih boyunca güvenlik kaygısıyla surlar içinde gelişen kentlerde yoğunluk artmış, dar sokaklar, avlular, küçük açıklıklar, anıtsal nitelikte yapılar ve en/formel yollardan gelişen yapılı çevre ile kompleks bir kentsel formun büyümesine imkan sağlamış. Birbirlerinin aynısı olacak şekilde dönüşüm yaşayan, şehirsel karakteri kuşkulu, sermayenin yeni mekanlarıyla tanımlanan bulvarlar, siteler ve AVM'ler kentiyle kıyaslandığında, sur içinde farklı katmanlar üzerinde zamanla olgunlaşmış mekanlar ve üzerindeki sosyal doku, gerçek bir kentsel deneyim imkanı sunmakta.

Tarih boyunca hem görkemli surların kendisi hem de içi, o şehrin dışından odakların kuşatma, ele geçirme ve yeniden anlamlandırma emellerinin merkezinde yer alır. Diyarbakır'ın tarihi surları, bu surların içinde örülmüş mekanlar ve bu mekanlara can veren gündelik hayat savaş ile bir hayli hırpalanmış durumda.

Öncelikle tekrar tekrar vurgulayalım: Temmuz 2015'te UNESCO Dünya Miras Alanı ilan edilen Diyarbakır ve surları, ilanının üzerinden henüz bir yıl dahi geçmeden, UNESCO Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi'ne girmek durumunda kalacak büyüklükte yıkımlar yaşadı. Bu yıkımlar, aslına bakılırsa, bölgenin diğer kentlerine de dayatılan politikalar ve bu politikaların sonucu yaşanan yıkımlarla kıyaslanabilecek boyutta. Ancak Suriçi'nin Diyarbakır'da oluşu ve tarihi kimliği sebebiyle daha fazla gündeme geldiği de bir gerçek.

Suriçi'nde kültürel mirasa yapılan tahribat tabi ki önemli. Ancak bu tahribatın toplumsal, politik ve ekonomik boyutları, kültürel boyutu kadar önemli. Halihazırda Suriçi'nde yaşayan yaklaşık 50.000 insandan 23.000'i yerlerinden edilmiş. Nüfus yoğunluğunun en yüksek olduğu mahallelerde yaşayan bu insanların evleri ve tescilli yapılar dahil birçok bina yıkılmış. Diyarbakır halkının iradesi sonucunda seçilmiş yerel yönetimin alana girmesine kesinlikle izin verilmiyor. “Ortada delil bırakmak istemiyorlar” diyor belediye yetkilileri. Hatta yıkıma dair görüntü alınabilecek yerlere yüksek perdeler asılmış vaziyette, Tahir Elçi'nin savunurken öldürüldüğü Dört Ayaklı Minare gibi. Şu an ülkenin dört bir yanından kamuya ait kepçeler ve operatörleri, moloz haline gelmiş Suriçi'nin hafriyatlarını toparlamakla meşgul. Yıkım skalasının bir ucunda kepçeler ve hafriyat kamyonları varsa, diğer ucunda da barikatlar, zırhlı araçlar, karakollar ve aynen kepçe operatörleri gibi Türkiye'nin dört bir yanından gelen özel hareket timleri ve UNESCO tarafından tescilli surlar da dahil olmak üzere, Sur'un birçok farklı yerine bıraktıkları, agresif yazılamaları bulunmakta.

Diyarbakır'da Suriçi'ne giriş çıkışlar kontrollü, altı mahalleye giriş ya izne tabi ya da tamamen yasak. Devletin güvenlik aygıtı, adeta güç gösterisi yaparcasına, her yerde. Burada uygulanan güvenlikçi mekansal uygulamalar, İsrail'in Filistin coğrafyasını kontrol için yıllar içinde "mükemmelleştirdiği" güvenlik mekanizmalarını akla getiriyor. Zaten halk da Sur'un ara sokaklarına girişi engellemek için kullanılan portatif beton duvarlara “İsrail Betonu” adını takmış bile.

Ancak Sur dışına çıkıp kentin büyüme aksında yer alan, güvenlikli siteler ve AVM'ler bölgesine gittiğinizde hayat normal akışında devam ediyor, sanki. Devletin görünürlüğü de azalıyor. Buralar zaten geniş bulvarlı, birbirlerinden ayrık, yüksek katlı binaların ve AVM'ler gibi disipline edilmiş “kamusallıklar” üreten mekanların yer aldığı, güvenlikçi devlet aygıtı için “cennet” gibi kentsel gelişme alanları.

Yıkım yaşayan halk kendini bir mağduriyet döngüsü ve hak ihlalleri silsilesi içinde bulmuş. Hem yaşamları hem yaşam alanları yok edilmiş, hem de dayatılan kamulaştırma ve yerinden ederek ve borçlandırarak yeniden iskan teklifleri ile yok sayılmaktalar. Yaşadıkları olayın travması büyük. Suriçi Koruma Paneli'nde sosyolog İbrahim Gümüş'ün sunduğu “Sur, Göç ve Sosyal Doku” araştırmasının sonuçlarına göre savaş ile yerinden edilen halkın %52'sinin konutu ya hasarlı ya da tamamen yıkılmış, %20'sinin konutunun durumuna dair henüz bilgisi bile yok. Halkın %30'u yerinden edilme sonrasında iş kaybı yaşamış. %64,8'i Sur'a dönmek istiyor, %30'u hali hazırda dönmüş. %94,5'i kamulaştırmaya karşı. Özetle, can, mal ve mülk kaybeden, zaten birçoğu 90’larda savaş yüzünden yerlerinden edilmiş Sur halkı, Sur'da kalmak istiyor. Yerinden edilmeye de mülksüzleştirilmeye de karşı. Kendi iradesi dışında yeniden inşa projelerine de.

Devletin yerel yönetim üzerindeki baskısı giderek artacak gibi görünüyor. Örneğin, belediye, Suriçi'ndeki metruk durumda bulunan tarihi yapıları kamulaştırarak sosyal - kültürel tesis olarak restore etmek istemiş. Kamulaştırma yetkilerini kullanmalarına izin verilmemiş. Öte taraftan, Gaziosmanpaşa gibi yüzbinlerce insanın yaşadığı yerlerde, konu rant olunca, nasıl da hukuksuzca acele kamulaştırma kararları alındığını da biliyoruz. Belediyeye, yani demokrasinin en asgari idari yapılanmasına, kayyum atanması gibi akla hayale sığmayacak bir öneri, ciddi ciddi konuşuluyor.

Kişisel kanaatim, yeniden inşa tartışmalarında ısrarla altının çizilmesi gereken meselenin, Sur halkının yıkılan Suriçi'nin yeniden inşasında merkezi bir rol alması gerektiği. Sur halkı olmadan Sur da olamaz. Kültürel miras da. Yeniden inşa da. Ne acıdır ki belediyenin yaptığı Koruma Amaçlı İmar Planı ve TOKİ ile imzalanan üçlü protokol sonucunda gerçekleştirilen kentsel dönüşüm projesi sebebiyle savaşın yol açtığı yıkım öncesinde zaten ciddi sayıda bina yıkılmış, binlerce Suriçili şehir dışındaki TOKİ konutlarında yeniden iskan edilmişlerdi. Şimdi, bu önceki yıkımın çok daha büyüğü ile sarsılmış, mağdur edilmiş, mülksüzleştirilmiş, yoksullaştırılmış Sur halkının bu süreçte merkezi bir rol alabilmesi için tüm zorluklarına rağmen, halk merkezli yeniden inşa için ihtiyaç duyulacak yerel / mahalli örgütlenmenin kurumsal, toplumsal ve ekonomik altyapısının örülmesi gerekecek.

Yıkımlar sonrasında kamulaştırma tehditine karşı kurulan iki mahalli derneğin, toplumsallaşabildiği oranda Sur'un korunması ve mağdurların hak mücadelesinin taşıyıcı unsurları olabilmesi bir imkan olarak önümüzde durmakta. Ayrıca, Suriçi'ni Surluların yeniden inşa etmesi için kooperatifler bir araç olabilir. Kapsayıcı, demokratik ve mümkünse mevcut kurumsal siyasal aktörlerden de olabildiğince özerk işleyişe sahip; inşa sürecinde ihtiyaç duyulacak malzemelerin temininde; planlama, tasarım ve inşaat aşamalarında teknik ve maddi destek alan kooperatifler, UNESCO Dünya Kültür Mirası'nın yeniden inşasını sadece kültürel değil, bir toplumsal restorasyon olarak gerçekleştirmek için atılacak ilk adımlardan biri olabilir. Zaten gerek Diyarbakır ve bölge kentlerinde gerekse de Türkiye'nin neredeyse tüm büyük kentlerinde “kendi evini kendi yapma” deneyimi olan, kentleşmenin gecekondulaşma gibi halkın doğrudan mekan üretim sürecine katılabildiği bir model çerçevesinde gerçekleştiği bir tarihsel gerçeklik zemini üzerinde kurulacak Yeniden İnşa Kooperatifleri, tepeden dayatılan (1) al kamulaştırma paranı, terk et Sur'u (2) borçlan, Diyarbakır TOKİ'den ev al, terk et Sur'u ya da (3) borçlan, başka şehirlerdeki TOKİ'lerden ev al, terk et Sur'u seçeneklerinin hepsinden daha hakkani, gerçekçi ve insani bir alternatif olacaktır. Barışın inşası için, halkın da zararları tazmin edilmiş bir şekilde, kendi yerlerinde, kendi evlerini yeniden inşa etmelerinin koşulları sağlanmalıdır.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: