Tasarım Pratiği

NAZAR ŞİGAHER

Tasarım teorisi ve bunun yazımı her ne kadar (bir uygulamacı olarak) tasarımcının görev alanına girmese de, kavram ve olgulara yabancılaşarak kendi tanım ve analizini yapmak, tasarımcının işini kendi idealleriyle yerine getirmesi için önemlidir.

Tasarım pratiğini birbiriyle ilişkili üç kategoride değerlendiriyorum. Bunlar kopya tasarım, refleks tasarım ve özgün tasarım. Kopya tasarım her iki tasarım pratiğinden beslenirken refleks tasarım, özgün tasarımdan beslenir.

Kopya tasarım, tasarlanmış olanın yeniden üretilmesinden ibarettir. Bu üretim pratiğinin esasen tasarım yapma eylemi ile bir ilgisi yoktur. Burada esas olan ticari başarı elde etmiş ya da potansiyeli olan ürünlerin, kopyalanarak kazanç sağlanmak istenmesidir. Bu kategoride tasarımcı varlık göstermez. Muhtemelen de eylemde bulunan (genelde) ''tasarımcı'' değildir. Ortada tasarım, tasarımcı ve tasarım etiği yoktur. Sadece üretim, üretici ve aktör olan bir tüketici beklentisi vardır. Kopya olan genelde aslından daha ucuzdur. Tercih edilirliğini yarattığı ekonomik avantaj ile sağlar, aksi halde hiç kimse bir şeyin kopyasına itibar etmez.

Bir tasarımcı için tasarımına duyulan ilgi kadar bu ilginin uzun vadeye yayılarak klasikleşmesi önemlidir. Yani modasının çabuk geçmemesi, tüketilmemesi gerekir. Talep gören ürünün kopyalanmama gibi bir ihtimali olmadığına göre kopyası ile yaşamını sürdürmesi, iyi bir strateji güdülmesi ile mümkün olacaktır.

Refleks tasarımda tasarımcı varlık göstermeye başlar. Tasarımda, dönemsel genel geçer (moda) eğilimler vardır. Sonuç ürünün kopyalanması söz konusu olmasa da genel tavrın, garantili yönelişlerin tasarıma uygulanması ve sonucun kendi dönemi içerisindeki benzerlerinden biri olması istenir ve zaten bu da kaçınılmazdır.

Bu pratiği ''refleks tasarım'' olarak nitelendirmemin nedeniyse tasarımcının üretimi çok düşünmeden, kendiliğinden referanslara uyarak gerçekleştirmesindendir. Bu noktada referans aldıkları, dönem içerisindeki genel eğilimler olabileceği gibi kendi tarzını yansıtan ve daha önce aldığı tasarım kararlarından da faydalanmak şeklinde olabilir. Buna üslup diyebiliriz. Özellikle mekan tasarımında karşıda yaratılmak istenen algı bu referanslar ile sağlanır. Örneğin eğer bir şarap evi tasarlanıyorsa ve insanlarda bir şarap evi algısı varsa kullanılan malzeme, renk, doku tavır açısından bu referanslar kullanılarak beklentiye cevap verilir. Şarap evi ile kahve içilecek bir kafenin ya da lüks bir yer ile mütevazi bir yerin tasarlanmasında mekan tasarımcısının kullandığı kodlar farklılık gösterir. Bu kodları, tüketicinin zaman içerisinde değişkenlik gösterebilecek algısı ve beklentisi belirliyor. Refleks tasarım bu kod ve referanslardan faydalanarak ihtiyaca cevap verir, karşısındakini şaşırtmaz. Aynı durum yukarıda bahsettiğim üslup konusunda da geçerli. Çizgisi belli bir düzleme oturmuş tasarımcıdan, ona yakın tarzda işlerin beklenmesi de buna bir örnektir.

Özgün tasarımsa tasarımcının tam anlamıyla varlık gösterdiği çok katmanlı bir düşünce pratiğinden doğan ve içerisinde yeni ‘’fikir’’ barındıran bir tasarım üretimi. Fikrin özgünlüğü ve analitik düşünce pratiğiyle tasarımda derinlere inildikçe tekilleşen kararlar, tasarımın sonucunu da tekilleştirir.

Ben bu süreci adres tarifine benzetiyorum. Adres tarifinde genelden tekile yani adres sahibine kadar inen bir akış vardır. Örneğin bir kişiye ulaşmaya çalışıyorsanız, sadece Taksim’de oturduğu bilgisiyle ona ulaşmanız, yüzbinlerce kişi arasından onu bulmanız zor olacaktır. Semtini bildiğinizde bu sayı, on binleri, sokağını bildiğinizde binleri, apartmanını bildiğinizdeyse onlarca kişiye düşecektir. Daire numarasını bildiğiniz zaman bizzat kendisine ulaşırsınız. Bu örnekte anlatmak istediğim tasarım sürecinde aldığınız kararlar derinleştikçe dünyada sadece sizin düşündüğünüz fikre, özgün tasarıma ulaşırsınız, süreci daha yüzeyde sonuçlandırdığınız takdirde çoğulun gezindiği bir katmanda, onların yaptıklarına benzer şeyler yaparsınız.

Elbette, her bir pratiğin kendi varoluş nedenleri var. Nedenler içerisinde ortak olansa tasarımın bir ihtiyaç olarak, talep edilen bir şey olmasıdır.

Etiketler:

İlgili İçerikler: