Yapılaşma Düzeni-Kentsel Açık Alan İlişkisi

ÖZGÜR BİNGÖL

Giambattista Nolli’ye ait 1748 tarihli Roma Planı, kent ve kamusal mekan temalı mimarlık tartışmalarında sıkça başvurulan erken tarihli önemli bir belge. Öncelikle Nolli’nin planının önemi, Roma kentinin alışılmış şekilde yukarıdan değil zemin kotundan hareketle kağıda aktarılmış olmasıdır. Nolli’nin bakış açısıyla kent, planda doluluklar ve boşluklar şeklinde resmedilmiş. Caddeler, sokaklar, meydanlar, avlular, iç bahçeler ve parklardan oluşan kentin açık alan dizgesi sarih bir şekilde ortaya çıkmakta. Çizimin temel ve ilgi çekici özelliği, Nolli’nin kentlinin serbestçe erişebildiği yapıları zemin kat planları ile söz konusu açık alan dizgesinin bir uzantısı olarak resmetmesidir. Diğer yapılar ise doluluklar olarak taralı şekilde betimlenmiş. Bu açıdan Nolli Planı, kente ait bütünsellik içeren bu açık ve kapalı mekanlardan oluşan kamusal mahaller dizgesinin bir temsili olması açısından önem taşıyor.

Yirminci yüzyılda mimarlar öncülüğünde kentleşme ve barınma sorunlarına çözüm olarak geliştirilen modernist modellere kadar, hakim yapılanma yöntemi yol-ada-parsel düzeninde bitişik düzen yapılaşmaya dayalıydı. İnsanoğlunun en erken kentsel mekansal örgütlenme biçimlerinden birisi olan adalar halinde bitişik düzenli yapılaşma tarzı, yollar tarafından sınırlandırılmış toprak parçaları üzerinde yan yana gelen birim yapılardan oluşmaktaydı. Özellikle Avrupa kentlerinde söz konusu doku açıkça görülüyor ve genel olarak kentlerin kimliklerini oluşturuyordu. Bu yapılaşma düzeninin temel yapısal öğesi çeper blok ya da kentsel avlulu blok olarak adlandırılmakta ve kentin açık alanlarını da net bir şekilde tanımlayan bir tipoloji oluşturmaktaydı. Kentsel avlulu blok tipolojisi hem başarılı bir şekilde cadde, sokak, avlu, iç bahçe gibi açık alanları, hem de genel ilkeleri doğrultusunda oluşturduğu kentsel örüntü içerisinde mahalle parklarını, büyük parkları, meydanları vb. kentsel nişleri tanımlamaktaydı. Söz konusu yapılaşma tarzı, insan ölçeğine ve farklı işlevlerin bir arada bulunmasına uygun yapılı bir çevre oluşturuyordu. Böylelikle kent olarak adlandırdığımız yoğun insan yerleşiminde yarattığı fiziksel olarak tanımlı açık alanlar hiyerarşisi aracılığıyla canlı bir kent yaşamına ev sahipliği yapıyordu.

Hakim modernist planlama ilkelerine ait önermelerdeyse Nolli’nin planının temel unsuru olan, birbirleri ile ilişkili dolulukların ve bu doluluklar tarafından tanımlanan boşlukların ayrılmaz birlikteliğinin sürekli olarak çözülmesinin/seyreltilmesinin gerekliliği vurgulanır. Bunun yerine, alanda-nesne (object in a field) anlayışı ile sadece kendi içinde bir bütünlük taşıyan yapıların üst ölçekli bütünsellikten yoksun bir şekilde, salt niceliksel ve bilimsel değerlendirmeler bağlamında ele alındığı gözlemlenir. Örneğin, Karel Teige’nin Asgari Mesken (The Minimum Dwelling) kitabındaki çizimler ve Ernst May’a ait Yeni Frankfurt (Das Neue Frankfurt) başlıklı çalışmasındaki şemalar, baskın modernist planlama yaklaşımlarının adalar halinde bitişik düzenli avlulu blok karakterinde yapılaşmaya bakışını sarih bir şekilde ortaya koyar. Söz konusu yapılaşma tarzının ortadan kaldırılmasını öngören anlayış, bu yapılaşma tarzının kademeli olarak nasıl ve neden çözülmesi gerektiğine ve yerini ne tür bir yapılaşmaya bırakacağına yönelik öneriler getirir.

Kentsel dokunun temel öğelerinden biri olan avlulu blok tipolojisinin, modernist planlama yaklaşımı nedeniyle zedelendiğini söylemek mümkün. Sonuçta zaman içerisinde büyüme sürecinde kentleşmeyi yönlendiren çıkar odaklı politik-ekonomik güçlerin kontrolünde üretilen kentsel dokunun izole edilmiş, boşlukta yüzen, noktasal, yalıtılmış ve bir örüntü oluşturmaktan yoksun bina türlerinden ibaret hale geldiğini belirtmek yanlış olmayacaktır. Özellikle kamusal mekan tartışmalarında, başat açık alan (cadde, meydan, park, vb.) ve kapalı alan (spor, kültür, kamu binaları, dini yapılar, alışveriş merkezleri, vb.) dizgelerinin ötesinde, kentlerin genel karakterini oluşturan sıradan, özel mülkiyete ait ve baskın şekilde konut bloklarından oluşan kitlesel yapı stoğunun özelliklerinin irdelenmesi önem taşıyor.

Çoğunlukla küçük ticaretin yer aldığı zemin katları, yer yer büro mekanlarına dönüşmüş üst katları ile parsel bazında üretilmiş ölçekli yapı stoğu, kentsel yaşamın can alıcı ancak bir o kadar da mütevazı ev sahipleri olarak artık yerini hızlı bir şekilde parsel ve hatta ada ölçeğini aşan büyük yapım operasyonlarına bırakmaktadır. Söz konusu kent içi büyük ölçekli girişimlerin ortak genel özellikleri arasında, kapalı olarak ayrışmayı körükleyici özellikte planlanmaları, yoğunluk ve yapılaşma değerlerinin planlama ilkeleri açısından kabul edilebilir değerlerin çok üzerinde olması ve yapılaşma tarzı açısından bir kentsel strüktür ve örüntü oluşturma becerisinden yoksun tipolojilerden oluşmaları sayılabilir. Bu noktada, kentlerdeki mevcut cadde-sokak-ada düzenini devam ettiren; sokak, meydan, avlu, park gibi açık alanları tanımlama kabiliyetine sahip insan ölçeğini gözeten açık bir yapılanma düzenine vurgu yapılması önemlidir. Konut üretim mantığının bütünlüklü ve kent morfolojisine referans veren nitelikte düzenlenmesi, buna ek olarak çağdaş bir yerleşme formu yaratılması seçeneğinin de değerlendirilmesi gerekiyor. Ancak bu şekilde çağdaş kent yaşamına yaraşır, sosyal ilişkileri teşvik eden, nitelikli kentsel çevreler ve açık alan dizgeleri oluşturulabilir.


Özgür Bingöl'ün "Mimari Bir Tipoloji Olarak Toplu Konut" başlıklı yazısını okumak için tıklayın.

Etiketler:

İlgili İçerikler: