Post-pandemik Dünyada Tasarım ve Kamusal Alan

KORHAN GÜMÜŞ

Şu an içinde bulunduğumuz şizoid bir dünya olmalı. Hem pandeminin hüküm sürdüğü, hem de normalleşmeden söz edildiği bir dünya. Bu yeni bir şey değil. Bildiğimiz neoliberalist düzenin, kapitalist modernleşmenin mutasyon geçirmiş dünyası... Adını yeni koymaktayız, yalnızca.

Post-pandemik dünya böyle bir dünya. Tepeden denetleyici. Eylemsellikleri kısıtlayıcı ama aynı zamanda da istisnalar, keyfi uygulamalar, belirsizlikler içeren bir dünya. Kendine has bir tarihi dönem gibi algılanıyor ama içinde yalnızca geçmişin unsurları var: Her şey ya eskisi gibi, ya da eskisi gibi olmak istiyor.

Ortaya çıkan tek yenilik ise belirsizlik. Yakın zamanlara kadar modern dünyanın pandemi gibi krizleri, insan yaşamından uzakta tuttuğuna inanılıyordu. Canlılar ve insanlık tarihini belirleyen temel etkenlerden biri olduğu halde, "Antroposen Çağı" adı verilen dönemde gündelik hayatın sanki dışındaymış gibi gözüküyordu. Ne değişti, diyorsanız: İşte bu inanç sarsıldı.

Gelişmelerin ne yönde olduğunu bilmek kadar bilememek de bir şeylerin değişeceğine işaret eder. Bu daha başlangıç. Dediğim gibi "normalleşme" adı verilen sürece geçildiği halde pandemi koşullarında bir değişiklik olmadı, riskler azalmadı. Pandemi sonrası süreçler vekaleten devralınan kolektif hafızayla ilişkili olduğu kadar ona rakip gibi gözüken, onun yerine geçen, onun hakkında elde edilen bilgilerle yeniden biçimlenmekte.

Pandeminin icadı, onun aynı zamanda hayattan silinebilecek bir gerçeklik gibi algılanmasına yol açtı. Birinci Dünya Savaşı'nda ölen nüfusun dört-beş katının arkasından musallat olan bir pandemide kaybedildiği... İstanbul'un Roma'nın başkenti olmasına yol açan nedenlerden birinin salgın olduğu... Ortaçağ'da kimi zaman şehir nüfuslarının yarısından fazlasının yok olduğu... Bunlar anılmıyor. Nasıl yaşamak için ölüm unutuluyorsa, bu da öyle. Post-pandemik çağda ise modernleşme ideolojisi ile bir kopuş yaşandığı başka bir faza girmiş olabiliriz: Büyük ihtimalle bundan sonra pandemi hayaleti ile birlikte yaşamak zorundayız.

Pandemi üretilmiş bir gerçeklik. Dolayısıyla onun gerçekliğine ne kadar yaklaşılsa da, küresel işbirlikleri ile bilimsel buluşlar yapılsa da, aşılar geliştirilse de pandemi her zaman ulaşılamayacak bir gerçeklik olarak kalacak. Bu nedenle belirsizlik önemli. İnsan ve insan olmayanların edilginleştirilmesi, nesneleştirilmesi, onun gerçekliğinin kontrol altında olduğu inancı "Antroposen Çağı" adı verilen döneme özgü. Diğer taraftan onların "eyleyenler" olarak insanların ve insan olmayanların yaşamı üzerinde etkide bulunmaları ancak felaket anlarında görünürlük kazanıyor. Tıpkı diğer afetlerdeki gibi.

Diğer taraftan geçmişin gölgesi de üzerine düşüyor: Havalimanı yapıldı, artık geri dönülemez. Daha da büyütmek gerekiyor! Oteller, rezidanslar yapıldı, dünyanın her yerinden insanlar akın akın İstanbul'a gelecekler... Geri dönmek için çok geç! Post-pandemik çağın dilemması bu: Şehir rantları aracılığıyla siyasetin gelir transferi sağlayabilmesi için inşaat sektörü kredilerle canlandırılmaya çalışılmalı. Otoyollar, köprüler yapıldı şimdi sıra Kanal İstanbul'da...

Neoliberalizm şehirle ilgili maddi pratiklerle kendisini yeniden üretmeye çalışıyor. Bu nedenle post-pandemik süreçte hiçbir şey değişmeyecekmiş gibi yapıyor. Krizden sonra "normal" adı verilen sürece geçilmeye çalışılıyor. Çünkü bu düzenin sürmesi bu tür eyleyenlerin bu zihin dünyasının dışına atılmasına bağlı. Post-pandemik dünyada hayatı dönüştürecek, yenileyecek olan işte "bu dışarıya atılan" olabilir.

Enfekte olan kişilerin yüzde altmışbeşinin İstanbul'da bulunduğu bilindiği halde, sanki nedenleri bilinmiyormuş gibi. İstatistikler ülke geneli üzerinden karşılaştırılıyor. Şehirdeki durum perdeleniyor. Şehrin yerleşim topografyası, yönetim sorunları siyasal modelin hangi maddi temeller üzerinde işlediğini gizliyor. Yerleşim alanlarında kamusal alanlar çok sınırlı, altyapı kaotik özellikler taşıyor. Şehirde kilometre kareye yüzbin kişinin düştüğü, insanların üst üste yaşadığı semtler var.

Gökyüzü ile yeryüzü arasında köprüler kurulmak zorunda. Modern kamusal alanın birbirine eklemlenen çok katmanlı bir yapısı olduğu söylenebilir. Bu katmanlaşma iç içe geçen, temsil eden ile edilenin sürekli yer değiştirdiği karmaşık bir yapı. Bu karmaşık yapının bir ucunda sabitleyici temsiller ve iktidar dediğimiz şey bulunur. De Certeau'nun da söylediği gibi mekana yukarıdan bakan tepegözler gibidir. Profesyonel düzeyde geliştirilen ölçeklendirme mekanizmaları, planlar, haritalar, projeler gibi. İkincisi ise yerden bakış, ilişkiler. Burada bu tepeden bakan temsillere, kararlara, koşullara rağmen gelişen ve onlar tarafından temsil edilemeyen başka hareketlilikler bulunur. Pandemi koşullarında kamusal alan ağırlıklı olarak birincisinin yönetimine dönüşmüş gibi gözüküyor. Rasyonalite ikincisini denetimi altına almış gibi. Pandemi bahane edilerek sivil toplumun bağımsızlığı ortadan kaldırılıyor, özel alana sıkıştırılıyor. Bu, kamusal alanın yönetimler tarafından otokratik bir model içinde düzenlenmesi fırsatını yaratıyor.

Yönetimler sanki gökyüzünde yaşıyor gibiler. Sanki henüz dron, helikopter, uçak keşfedilmeden sihirli bir araçla gökyüzüne çıkmışlar ve her yeri gördükleri için şehirlerin nasıl olduklarını ve ne olacaklarını bilmekteler. Yaşantılarının kutsal ve dokunulmaz olduğu muhakkak. Çünkü gündelik hayatın dışında, ötesindedirler. Onların kutsallığı yere, yaşama ait olmamalarından dolayıdır. O araçları onlardan başkaları kullanamaz. Gündelik hayatın içindekiler onları, bu imgeleri işleyemezler. Tanrıların gökyüzünden dünyaya bakmaları bu nedenledir, yerdekiler böyle bir bakış açısına sahip olamazlar.

İlahlarla kullar arasındaki bir ilişki gibi, ama aynı zamanda iki taraf da eksikliğinin farkında. Kutsallığı bozmak gerekiyor. Post-pandemi dünyasının koşulları büyük ihtimalle bu ilişkinin dönüşümünü getirecek. Ya etkileşimi güçlendirecek ya da büsbütün koparacak. İlişkinin koptuğu yerlerde büyük ihtimalle felaketler olacak, yönetimler dirençli olamayacaklar. Dediğim gibi post-pandemik dünyanın dilemması bu. Bu sistem düzenleyici olduğunu varsaydığı bir akla sahip olduğunu düşünse de düzenlenemeyen sayesinde ayakta kalıyor. Düzenlenemeyeceğini bildiğini dışarı atarak yoluna devam ediyor. Ancak görünen o ki bu dışarı atılan çok daha büyük bir güçle insan merkezli dünyaya musallat olacak ve peşini bırakmayacak.

Pandemi krizi üst-anlatıları güçlendiriyor. Sağlıkbilimsel ilkelerle gündelik hayat yeniden düzenleniyor. Kamusal alanları kullanım biçimleri kısıtlanıyor. Sonra "normalleşme" dedikleri süreçle bu kısıtlamaların yürürlükten kalkması veya gevşetilmesi öngörülüyor.

Pandemi yeri de güçlendiriyor. Belirsizlik koşullarında iyileşme ihtimali de var. Belirsizlik tasarıma yerle temas imkanı verebilir. Tasarım, yani yukardan bakışın yarattığı zihinsel kapasiteler, yeri kendisine eklemliyordu. Yerle teması kendi tekeline almaya çalışıyordu. Post-pandemik koşullarda, tıpkı tıp alanında olduğu gibi tasarımın da yere eklemlenme potansiyeli olabilir. Özgürlük bilgiyle etkileşim sonucu ortaya çıkar ve bu etkileşimle her iki taraf da, hem uzmanlar hem de kitleler dönüşür. Zihinsel eylemselliklerin bu ilişkiyi değiştirme potansiyelinin olduğunu düşünüyorum.

Post-pandemik dünyada da modernleşmenin geliştirdiği zihinsel kapasitelerin belirleyici (tayin edici) bir rolünün olacağı söylenebilir. Post-pandemi koşullarında tasarım iktidar aygıtı ile bütünleşerek kapalı uçlu temsil teknikleri üzerine zihinsel kapasiteler oluşturabilir. Bu da dışarı atılanı güçlendirebilir ve her iki taraf da çatışan kapasiteler olarak imtiyaz alanlarını geliştirebilirler. Bu da post-pandemik sürecin içindeki pandemi öncesi zihin dünyasına işaret eder. Ya da tasarımın zihinsel kapasitesi sekülerleşebilir, böylelikle iktidardan bağımsız bir kamusal alanın oluşmasına imkan olabilir. Çünkü tasarım yönetimlerle ilişkiler, bağlar kuruyor olsa da ancak bunlardan bağımsız ve kapsayıcı bir alanda yeni kapasiteler geliştirebilir. Konulara iktidar üzerinden bakmayan, çoğulcu, yerle temas kuran, gökyüzünden yeryüzüne inen...

İlahlar katındaki mücadelenin artık bir şeyleri değiştirmediğinin farkına varılıyor. Şehrin tarihi var mı? Şehrin tarihinin kendilerine ait olduğunu iddia ediyor üst-anlatılar. Sanki şehrin bütün değişimleri, dönüşümleri onların eseri. Bu varsayımla çelişir gibi, üst-anlatının da bir tarihinin olduğunu söyleyeceğim. Ama şehrin tarihi anlamında değil, onun yerine geçen bir imgenin tarihi olarak. Bu imgelerin de tarihi olduğu, kendi içinde dönüşüm geçirdiği, birbirine eklemlendiği söylenebilir. Ancak bu imgelerin özgül tarihi, dönüşümleri hep şehir tarihi olarak okunduğu için gözükmez. Nesnesinin yerine geçtiği için gizlenir. Bu yüzden başka bir şehircilik deneyimi için bu özgül tarih açığa çıkarılmalı, görünür kılınmalıdır diyebilirim.

Bu nedenle bu imgeleri şehir veya mekan üzerinden konuşmanın yeterli olmadığı söylenebilir. Şehri bu imgeler üzerinden okuyan bir eylemlilik yetersiz kalır çünkü şöyle değil de böyle olsun demekten öteye gitmez. Genellikle iktidar düzenine tabi kalır, muhalif gibi gözükse bile.

Üst-anlatıların da mekansal imgeler olarak katmanlaştığının ve dönüştüğünün, tıpkı zanaatkarane tekniklerle işlendiğinin bilincinde olursak, o zaman onların özgül tarihleri hakkında fikir sahibi olabilir ve yönetim tekniklerini geliştirebiliriz. Biçim olarak birbirine benziyor olsalar da yasaklarla sınırlandırılmış ve tasarlanmış bir kolektif yaşamla, bireylerin kendi farkındalıklarıyla, özgürce karar almalarıyla, bilgi alma ve kamusal hayata katılma haklarıyla düzenlenmiş bir kolektif yaşam aynı şey değil.

Ayrıca yalnızca yasaklarla düzenlenmiş, sınırlandırılmış bir kollektif yaşam, ne kadar kutsal ideallere sahip olsa da, aldatmacalarla, gizli yollarla kolayca tersyüz olabilen, delik deşik edilebilen, istisnalarla yönetilen, otokratların egemen olduğu bir yaşam.

Byung-Chul Han'ın sözlerine referans verirsek, "Yapabilme özgürlüğü emir ve yasaklarla düzenlenen yapmalısından daha fazla zorlama üretir. Yapmalısının sınırı vardır. Yapabilme ise sınır tanımaz..."*

* Byung-Chul Han/ Psikopolotika-Neoliberalizm ve Yeni İktidar Teknikleri, sayfa 11. Metis Yayınları 2019

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: