Peyzaj Mimarlığının Yeni Eşiği Altyapı

ENİSE BURCU DERİNBOĞAZ

Bu yazının amacı güncel peyzaj mimarlığının, mimarlıktan mühendisliğe kayan bir tasarım arayüzü olarak tutunduğu pozisyonu anlamaya çalışmak. Mühendislik, tasarım, ekonomi ve ekoloji arasında duran bu arayüz, “peyzaj altyapısı”1 olarak peyzaj mimarlığı teorisinin de son halkasını oluşturuyor. Mevcut altyapıları iyileştirirken de, büyüme beklentisindeki ekonomilerin mecburi hizmeti olan yeni altyapıları geliştirirken de peyzajın tasarım ve uygulama süreçlerindeki belirleyici rolü artıyor. Sanıldığının aksine, bu talep yalnızca ekolojik dengelere dair bir kaygı bozukluğuna dayanmıyor. İşlevsel ve estetik vaatleri kadar kent ekonomisi için sunduğu potansiyelleri sayesinde peyzaj, bugünün çok disiplinli tasarım pratiklerinde bir artefakt olmaktan çıkarak bir aktöre dönüşüyor.

Yalnızca teknik işleyişi çağrıştıran bir kavram olmaktan sıyrılan altyapının anlamları da, tıpkı peyzaj gibi çoğalıyor. Farklı arazi kullanımları arasındaki insan, meta, kapital, enerji akışını ifade eden “altyapı”2 tasarım, ekoloji ve mimarlıkla tanışıyor. Bu karşılaşmadaki potansiyellere değinmeden önce, peyzajın ve mimarlığının bu aşamaya dek geçirdiği dönüşümü değerlendirmeyi önemli buluyorum. Peyzaj tarihinden ayrıştırılamaz olan bahçe tarihinin dönüm noktalarına bakan bu türden bir geriye dönük okuma, tarihi yassılaştırma3 riskine ve bazı açılardan tartışmaya açık olmasına rağmen kavramsal karmaşayı biraz olsun dindirebilir. Peyzajın ne kadar zengin bir kavram olduğunun her fırsatta altını çizme ihtiyacına, kendini sürekli anlatmaya çalışan bu profesyonel eylemin beslendiği teorik arka plana, dahası sisteme nasıl adapte olabildiğine bu karmaşadan çıkabilme motivasyonu ile bakalım.

BAHÇEDEN ARTA KALANLAR
Yerleşik hayata geçen insanla başlayan bahçe tarihinin ilk örnekleri üretim ve inanç esaslıdır. Batı tarihinde Aydınlanma Çağı’yla birlikte estetiğin bu değerlerin önüne geçişi bahçenin yüksek bir sanat statüsüne geçmesine sebep olur. Sembolizmle yoğunlaşan mekanlar olarak bu dönemde bahçe sanatı, belli bir zümreye aittir. Bu sanatı icra eden kişi olarak “peyzaj bahçıvanı” unvanını ilk kullanan 19. yüzyılda yaşamış İngiliz bahçe tasarımcısı Humprhy Repton olarak kabul edilir. Repton’un işverenlerine kendini tanıtırken kullandığı bu ifade ve kartvizitindeki mesaj, peyzaj tasarımının temellerine dair ipuçları barındırır.

İngiliz bahçe tasarımcısı Humprhy Repton'ın kartviziti

Red Book adlı portfolyosunun ilk düşündürdükleri yeni manzaralar yaratmanın, bu manzaralarda anlam ve estetik yaratma kaygısının yaptığı işin amacı olduğudur. Bu, bahçeyle başlayıp parklarla devam eden, kentleşmenin sebep olduğu problemlere angaje olup politik ve sivil hareketlerin ivmesiyle kendini dönüştüren, bugün adına peyzaj mimarlığı dediğimiz disiplinin esaslarını da açıklar. Sonrasında adı bahçe tasarımından bahçe mimarisine, ardından peyzaj bahçeciliğine ve peyzaj mimarisine, son olarak peyzaj şehirciliğine dek uzanır. Bugünlerde ise altyapı ile sınırları genişleyen bir uzmanlık alanının kendi nişini tariflediği ilk hedefi bu vaatte gizlidir: estetik bir deneyim sunmak. Bugün peyzaj mimarının temel amacı budur. Adı bahçe mimarisi de olsa peyzaj altyapısı da olsa ne ekolojinin sarsılan dengelerinin düzenleyicisi olmakla ne de doğanın kusursuzluğunu anlatmakla kendini kısıtlar.

Bahçe, tarih boyunca doğaya duyulan özlemin cisimleştiği mekan olagelmiştir. Burada ilk akla gelen ve sorgulanması gereken doğaya duyulan özlemin ve sebep olduğu melankolik etkinin kaynağıdır. Bugün sıklıkla karıştırılan kavramlar olarak doğa, bahçe, peyzaj, çevrenin ayırdına varmak, insanın doğa ile hiç de naif olmayan ilişkisini anlamayı gerektirir. Bu kavramların her biri kendi içinde insanın dünyası ile arasındaki fayda-zarar denklemini farklı biçimlerde sorunsallaştırır. Doğaya yaklaşma, ona dönüş, ondan öğrenme, onunla uyum gibi konseptler sıklıkla tartışılır. Bu konuya ilişkin çeşitli fikirler geliştirenler arasında Joachim Ritter (1963) insan için doğaya mutlak bir geri dönüşün asla mümkün olmadığını, insan olarak özgürlüğümüzün temel koşulunun doğayı kontrol etmek olduğunu4 savunur. Bu açıdan bakılınca bir kavram olarak peyzajın doğuşu ve temsil ettiği değerler de berraklaşır. 16. yüzyılda ortaya atılmış olan peyzaj kavramı, insanın doğa ile arasında bir tampon mekanizma5 olarak doğadan fiilen kopuşunun da miladıdır. Peyzajın ifadesiyle birlikte artık doğa ve içinde insan, birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak yoktur, aksine doğayı kontrol altına almış, kendini ondan ayırarak egemenliğini ilan etmiş insan vardır. Bu kopuştan türeyen peyzaj, insan ve bakir doğa arasında imgeler ve sembollerle dolu kavramsal bir alandır. Bahçe ve ona duyulan gereksinim de bu alanda varlık bulur. Faydaya yönelik, estetiğe yönelik, matematiğin, dinin, egemenliğin sembolü bahçeler, yüksek kültürlerin aynası olarak insan ve doğa arasında yaşama dair ifade arayışlarıdır. Tam da bu sebeple insan evrimleşip, toplumlar değiştikçe bahçenin içerdiği tüm anlam ve fiziki unsurlar yerini yenilerine bırakır. Bugün en bilinen örneklerden Japon bahçelerinin de, Fransız ya da İtalyan bahçelerinin de güncel uygulamaları asırlık örneklerinden ayrışıyorsa bunun sebebi kültürün devingen yapısıdır.

BAHÇEDEN PARKA, KENTSEL PEYZAJIN DOĞUŞU
Ortaçağ’ı takiben bahçe tasarımı egemen sınıf ve filantropistler sayesinde gelişmiş mimari, edebiyat ve plastik sanatların, inanç temelli yaşam felsefelerinin ışığında çeşitli stillere mensup olmuş, anlatım ve uygulama gücü yüksek bir dağarcık oluşturmuştur. Giderek üretimden artefakta dönüşmüş olan bahçe 20. yüzyılda başka bir kırılma noktasına sahne olacaktır. Modern devlet yapılanmalarının filizlerinin atıldığı dönem bahçeler için de bir paradigma kaymasının başlangıcıdır. Buradaki dönüşüm mülkiyetin el değiştirmesine dayanır. Egemen sınıfın mülkü olan bahçeler sahipsiz kaldıkça kamuya açılmaları kaçınılmazdır. Neredeyse bir müze gibi gezilen bahçelerin pek çoğu böylece kamulaştırılır, kent yaşamının bir parçası olur.

İnsanın doğaya karşı ilan ettiği egemenliğin sembolü olan peyzaj, bu dönemde kent sahnesine iner. Endüstrinin sebep olduğu problemlere çözüm arayışındaki bu sahne kent parklarının doğuşunu müjdelemektedir. Modern kentin sakinleştiricisi park ile sembolist bahçelerin karşılaşması kentsel peyzajı var eder. Henüz ekolojinin acil bir gündem olmadığı bu günlerde kentin yeşil alan ihtiyacı, endüstriyel kirliliğin beslediği kaygılarla resmiyet kazandıkça peyzaj mimarlığı bahçe tasarımından sıyrılarak bugünkü pozisyonunu çizmeye başlar. Bahçe de buna mukabil sembolizmini yitirdiği, fakat işlev ve içerik olarak zenginleştiği bir döneme girer. Modern öncesi dünyanın bahçesi ile modern kentlerin parkı, kentliler için estetik bir dışavurum olmaktan temel bir ihtiyaç olmaya doğru kılıf değiştirir. Bu esnada Alman zoolog Ernst Haeckel tarafından 1896’da ekoloji biliminin adı konmuştur. Biyoloji, jeoloji ve evrim teorisi gibi alanlara dayanan kökleriyle ekoloji bütün bilginin referansının insan olduğu, insan merkezli bir dünyada doğanın temsilcisi olarak bir boşluğu doldurur ya da mevcut boşluğu daha da derinleştirir. 20. yüzyılın ilk yarısında ekoloji bilimi sırasıyla biyosfer, süksesyon (sıralı değişim), yaban hayat, besin zinciri, ekosistem gibi bugün en sık kullanılan kavramların da tanımıyla ağırlık kazanır. Peyzaj mimarlığının ekoloji bilimiyle fiili karşılaşması da bu döneme rastlar. Endüstriyel kirliliğin kent yaşamında azımsanmayacak boyutlara gelmesi ve artan çevre krizlerine karşı, bilimsel yüzünü ekolojiye yaslayan peyzaj mimarlığı da eleştirel bir tavır almak zorundadır. Bunun akademide farklı ekollerin oluşmasına sebep olan çeşitli sonuçları olmuş, estetiğe dayalı öncelikler kendini pozitif bilimlere teslim etmiştir.

Seul Cheonggyecheon Nehri kanal restorasyon projesi, fotoğraf: Taeoh Kim
Bölgenin eski fotoğrafları, model ve kesit üzerinden detaylar
Kesit ve plan
Raised Gardens of Sants, Barselona, fotoğraf: Adrià Goula
Raised Gardens of Sants, Barselona
Raised Gardens of Sants, Barselona

PEYZAJIN MİMARLIĞINDAN ALTYAPININ PEYZAJINA
Takip eden yıllarda peyzaj mimarlığının bir yüzü, tasarıma geri dönerek ekoloji ile güçlendirdiği bilimsel altyapısını estetik kodlarıyla bütünleştirmenin yollarını aramaya başlar. Disiplin, kentleşmenin sebep olduğu ihtiyaçlara kent parkları, teras bahçeler, yeşil duvarlar, post-endüstriyel parklar, yağmur bahçeleri, meydanlar, yeşil koridorlar ve benzeri başlıklarla değişen ölçeklerde çözümler üretirken genetik mirasından yararlanır. Bu süreçte peyzaja ve prensiplerine dayalı tasarım çözümleri emsal teşkil ettikçe peyzaj mimarlığı da dönüşür. Altyapı bu dönüşüm zincirinin son halkası olarak bugün karşımızda. Ekonominin yaşamın tüm alanlarına sızdığı, niteliğin hızla ölçüldüğü bir çağda mekan pratikleri en hızlı ve erişilebilir olanı sunmakla sorumlu tutuluyor. Kent yaşamını ancak nefes alınabilecek boşluklar bıraktığında hareketlendirebileceğini keşfeden yönetim mekanizmaları, kamusal mekanların tasarımına yeni fırsatlar gözeterek yaklaşıyor.

İçinde bu hareketin temeli olan ulaşımı, tasarım, peyzaj ve mimariyle bütünleşik düşünmek, çok katmanlı bir kurgu öneriyor. Bunlar bir yandan kentliden kullanıcıya dönüşmüş olan insanlara nefes alabileceği alanlar açıyor, böylelikle kent ekonomisinin yeni mıknatısları haline geliyor. New York’tan High Line ve Fresh Kills, Seul’da Cheonggyecheon River, Zürih’te Lettenviadukt, İstanbul’da Taksim Meydanı ve Beylikdüzü Yaşam Vadisi, Eskişehir’de Porsuk Çayı, Kopenhag’da Superkilen, Barselona’da Raised Gardens of Sants ve benzeri altyapı olarak peyzaj başlığını dolduran yerli ve yabancı referanslar, yeni kent ekonomisinin de katalizörleri olarak çalışıyor. Bu projeler, peyzajı yalnızca yerin üstünde bir düzlem olmaktan alıp çok katmanlı bir makineye dönüştürür. Bu makine, kent hayatının yeni sakinleştiricisi olduğu kadar ekonomisinin de katma değeridir. Hareketin ve hızın yalnızca ekoloji ve tasarımla değil, ekonomi ile de bütünleştiği bir kurguda peyzajın mimarlığı altyapıya kendini bırakmak zorundadır. Bu çok katmanlı tasarım problemleri kendini sembolist estetikten var etmiş bu disiplinin yeni durağıdır.

NOTLAR:
1Peyzaj Altyapısı Landscape Infrastructure teriminin çevirisi olarak kullanılmaktadır.
2Marcel Smets ve Kelly Shannon The Landscape of Contemporary Infrastructure kitabında Altyapı’nın Mimarlık, Planlama ve Peyzaj ara kesitindeki yeni anlamını ve potansiyellerini açıklar.
3Uğur Tanyeli Tarihi Yassılaştırma Saplantısı adlı makalesinde Mehmet Özdoğan’ın “tarihi yassılaştırma” olgusunu geçmişte yaşanmış, ortaya konmuş olanları aralarındaki zaman-mekan ilişkisini gözardı ederek düşünmeyi ve karşılaştırmayı mümkün kılmak olarak açıklıyor.
4Landschaft: zur Funktion des Ästhetischen in der modernen Gesellschaft.
5Tampon Mekanizma Mübeccel Kıray’ın toplumsal değişim kuramını anlatırken kullandığı ifadedir.

Etiketler:

İlgili İçerikler: