Niyetimiz; Ortak İyilik

DERYA EKİM ÖZTEPE

Sürdürülebilirlik tartışması onyıllardır sürerken biz bir arpa boyu yol kat ettik mi, ona bakalım… Konuyu Batı emperyalist güçlerinin (dış mihraklar!) biz gelişmekte olan ülkelere bir oyunu olarak ele almak, bugün durumu hafife almak olmaz mı? Diğer bir yandan sürdürülebilirlik, karşı konulamaz pazarlama ve market ağının vazgeçilmez teması haline gelerek karmaşık sözdizimiyle bizi "ehemmiyetli bir şey olsa gerek" diye düşündürüyor. Nasılsa biz “sürdürülebilir” bir konutta yaşarsak, varsın dünya tersine dönsün, paçamızı kurtarırız (mıyız?). Aslında sürdürülebilir yapı, paramız olduğu sürece satın alabileceğiz bir meta değil. Toplum yararını gözettiğimiz; refah, sorumluluk hissi ve ahlaki yaklaşım geliştirdiğimiz sürece sürdürülebilir bir “yapı”dan bahsedebiliyoruz. Önceleri sürdürülebilirliği “ekonomik büyüme, kalkınma” olarak algıladık, sonraları çevresel faktörler işin içine girdi ve sertifikalı (LEED, BREEAM) konutlar ürettik; fakat “sosyal” konuların da dahil olduğu bu üç faktör birbirinden hep ayrı kaldı. Ekonomik, çevresel ve sosyal konular bir arada ele alındığı takdirde sürdürülebilir bir kent, çevre, yapı, toplum, ilişki ve ahlak gelecek kuşaklara aktarılabilir.1 Bu kavram mikro ölçekte birbirimizle olan ilişkimizden doğa ile olan ilişkimize, kentimize ve çevremize açılan bir göz ve farkındalığı gerektirirken, makro ölçekte uluslararası ilişkileri ve işbirliklerini yani “ortak iyilik”i barındırıyor olabilir.

Peki, ülkemizde yapı üretme yollarından biri olan mimari proje yarışmalarında bu üçlüyü (ekonomik, çevresel ve sosyal faktörler) ne kadar önemsiyoruz ve birbirimizle ilişkimiz (yatırımcı / kullanıcı, yatırımcı / tasarımcı, kullanıcı / tasarımcı) ne düzeyde? Yarışmalarda alışageldiğimiz bir süreç işlemekte; yarışmayı açan idare öncelikli amacını ve ihtiyaç programını ilan eder, yarışmacı da yaklaşık üç ay süresince başucu yaptığı bu yazılı metin üzerinden çıkarımlarda bulunarak kendi yaklaşımını geliştirir. Burada yarışma konusuyla yakından ilintili olarak yapının kullanım amacı, kullanıcının kimliği, gereksinimi ve alışkanlıkları projenin gerçekçiliği, uygulanabilirliği ve sonrasında yapının kullanımı açısından önemli bilgilerdir. Mimari şartnameler genellikle sosyolojik veriler ve kullanıcı davranış biçimlerini ifade etmekte yetersiz kalır. Bu durumda “yer görme” ile “yer”e ait bilgiyi edinmek, teknik arazi verilerinin ötesine geçerek yaşayan halkı izlemek ve anlamak yarışmacı için kaçınılmaz olur. Bölge halkının kültürel yaşantısı, gündelik hayatı, ekonomik durumu hakkında edinilen bilgiler yarışmacı tarafından bir araya getirilir ve özümsenerek tasarım verisi olarak kullanılır. Bununla birlikte yarışmaların çoğunda katılımın yüksek olması istendiğinden “yer görme” zorunluluğu aranmaz.

Yarışma sürecinde, yarışmacı ve kullanıcı bir araya gelemediği ve birebir iletişimde bulunamadığı gibi yarışmacı ve işverenin de soru-cevap haricinde bir karşılaşma durumu yoktur. Yarışmanın ilan tarihinden ödül törenine dek bir araya gelemeyen idare ve yarışmacı, kolokyum günü birbirini görür ve karşılıklı güven teşkil etmeye meyleder. Fakat birçok defa jüri tarafından birinci seçilen projenin, idarenin tam olarak beklentilerini karşılamadığı ve müellif olarak belirlenen yarışmacının bu durumdan habersiz olduğu tecrübe edilmiştir. Bazen bu durum birinci seçilen projenin yapılmamasına bile neden olabilir. Peki, halihazırda uygulanmakta olan yarışma süreçleri ne kadar sürdürülebilirdir veya bir alternatif var mıdır?

Sürdürülebilir tasarım ilkelerini “Hannover Prensipleri” olarak açıklayan William McDonough, “Cooperation as Excellence” (İdeal İşbirliği) maddesinde, bizi yakından ilgilendiren bilginin paylaşımından; meslektaş, yatırımcı, üretici ve kullanıcı arasındaki doğrudan ve açık iletişimin gerekliliğinden bahseder.2 McDonough’ın önerdiği bakış açısıyla, alışılagelen yarışma modellerine alternatif olarak geçtiğimiz senelerde yürütülen iki yarışmaya göz atabiliriz: Roboski Müzesi Anma Yeri Mimari Proje Yarışması ve Küçük Armutlu (F.S.M.) Mahallesi Yerinde ve Yerlisiyle İyileştirme Ulusal Mimari Fikir Projesi Yarışması.

Her iki yarışmada da kolokyum gününden evvel bir araya gelmeyi, görüşmeyi, birlikte çalışmayı, birbirini anlamayı ve işbirliğini amaçlayan bir “ön kolokyum” yapıldığını biliyoruz. Roboski Müzesi ön kolokyumunda eşdeğer ödül alan beş yarışma grubunun birbirleriyle, bölge halkıyla, yarışmayı açan Roboski Derneği yetkilileri ve seçici kurul ile bir araya gelmesi pek de rastlanır bir durum değildi; bir ilkti. Sonraki senelerde bu model Küçük Armutlu Mahallesi yarışmasında da tecrübe edildi.

Ön kolokyumda yapılan sunumlarda, her yarışmacı mimari yaklaşımını ve düşüncesini aktarmış ve öncelikle bölge halkından gelen sorular ve yorumlar alınmıştı. Proje grupları birbirlerinin projelerini yorumlarken seçici kurul da tarafsızlığını koruyarak eleştirilerini sunmuş, sonrasında kurul tüm taraflardan ayrı olarak bağımsız kararını yarışma sonucu olarak açıklamıştı.

Eminiz ki oldukça yoğun ve verimli geçen ön kolokyum süreci yarışma sonucuna yansımış ve en önemlisi yapıyı gerçekleştirecek ve kullanacak olan bölge halkını yakından anlamamıza yardımcı olmuştu. Her iki örnekte de yarışmanın yapılması ve projenin elde edilmesi süreçlerden ilkini oluştururken yapının inşa edilmesi sürecinde kolektif inşaat atölyesi yapılması düşünülmüştü. Böylece işbirlikçi yaklaşımın elbirliği ile yükselmesi mümkün olacaktı.

Küçük Armutlu Mahallesi örneğinde, “yerinde ve yerlisiyle” birlikte iyileştirmeye yönelik, sürdürülebilir bir kentsel projenin elde edilmesi hedeflenmişti. Küçük müdahaleler ile mahallenin mevcut sosyal bütünlüğü (mahalle kültürü) bozulmadan ve kendiliğinden bir dönüşümün olanağı araştırılmıştı. Roboski Müze’sinde yerli halkın kendine ait araziyi hibe etmesiyle başlayan kolektif yaklaşımda ise yaşayan müze ile ortak bir hafızanın oluşması ve yaşatılması esas alınmıştı.

Buradan yola çıkarak anahtar kelimelerin iletişim, birbirini anlama ve işbirliği olduğu sürdürülebilir tasarım için, ön kolokyum düzenlenmesi neden yeni bir yarışma modeli olmasın?

NOTLAR
1 WCED Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu, 1987 yılında hazırladığı Our Common Future (Brundtland Raporu) raporu ile birlikte çevre olgusunu kalkınmanın ön koşullarından biri saymıştı. Rapora göre sürdürülebilir kalkınma “bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama olanaklarına zarar vermeden karşılamak” olarak tanımlanmıştı.
2 William McDonough Architects ve Dr. Michael Braungart tarafından 1992 yılında Hannover, Almanya’da, Expo 2000 Dünya Fuarı tasarım prensipleri olarak ilan edilen Hannover Prensipleri, sürdürülebilir tasarımın ilkelerini açıklar. 9. Madde: http://www.mcdonough.com/wp-content/uploads/2013/03/Hannover-Principles-1992.pdf

Etiketler:

İlgili İçerikler: