Apple’dan Mektup Var

AVŞAR GÜRPINAR

Merhaba ikinci vahşi kapitalizm döneminin sadık ve sabırsız kullanıcıları,

Bugün size belki de birçoğunuzun uzun zamandır farkında olduğu bir gerçekten bahsedeceğim: Apple firması olarak konvansiyonel anlamda tasarım ile olan bağlarımızı tamamen kopardığımızı sizlere bildirmek isterim.

“Neler söylüyorsun?” dediğinizi duyar gibiyim ama maalesef durum böyle. Gelin bizi biraz yakından inceleyelim:

Bugün bir Apple ürünü almak demek sadece bir Apple ürününe sahip olmak demek değil, fakat burada ürünün kendisinden daha fazlası olmasını kastetmiyorum. Her ürünümüz, sizi aslında var olmayan bir statü aurası ile sarıp sarmalasa da asıl önemli olan, bugün bir Apple ürünü aldığınızda kendinizi bizim ağlarını ördüğümüz sorunsuz, yumuşacık bir ürün, yazılım, donanım ekosisteminin içinde buluvermenizdir. Eğer bu sistem içerisinde mutlu mesut yaşamayı arzu ediyorsanız az önce satın almış olduğunuz iPhone 7’nin yanında bir adet Macbook Air, bir iPad, bir iPod, bir Apple TV, çok elzem olmasa da bir iMac ve bir de Apple Watch alabilirsiniz. Birbiri ile sürekli konuşan, anlaşan, eşleşen ürünlerimiz sayesinde iTunes-Apple Music-App Store-iCloud zincirinin bir parçası olabilirsiniz. Aksi takdirde aletleriniz arasındaki uyum ve geçiş süreçleri içerisinde aklınızı ve kendinizi kaybetmeniz çok olası.

steve jobs,  los gatos
steve jobs los gatos'taki oturma odasında 1982, time/diana walker
plastik başparmak uzatıcısı
braun t3 transistörlü radyo
ipod

Bunun kasıtsız bir durum olduğunu da sanmayın, biz daha ilk iPod’dan beri zaten bunun için çalışıyoruz. Çok iyi hatırlıyorum, Toshiba bize ilk Flash Drive’ı gösterdiğinde bunun kişisel müzik çalarlar için devrim niteliğinde bir buluş olabileceğini konuşmuştuk. Zira diskli mp3 oynatıcılarda en ufak titremede kesilen müzik, kullanıcılar için büyük bir konforsuzluk oluşturuyordu. Tabi ki sadece bununla yetinemezdik, eğer öldürücü bir ürün geliştireceksek bunun arayüzünün de rakiplerinden belirgin bir biçimde ayrılması gerekiyordu. Bunun için ne mi yaptık? 1960’lardan bize göz kırpan Braun ürünlerine baktık. T3 transistörlü radyonun kabuk tasarımı sadeliği, mütevazılığı ve akılcılığı, özel olarak üzerindeki kaydırma tekerleği de (scrollwheel) işlevselliği ile tam bize göreydi.

Tüm bu donanım ve tasarım hamlelerinin yanı sıra bir de yazılım taktiğine ihtiyacımız vardı. Nev-i nesnesine münhasır bu alet tüm diğer müzik çalarların kullandığı mp3 formatını ve Winamp Player’ı kullanamazdı elbet. Bu nedenle dışkaynakladığımız yeni müzik formatı ve oynatıcı ile birlikte iPod ekosistemini tamamladık. Burada şunu belirtmem lazım ki bunun planlı ve hesaplı bir strateji olması onu illa ki kötücül yapmıyor. Sadece tasarımın ürünü çevreleyen ve onun içini dolduran servis ve hizmetlerle bir bütün olarak düşünülmesi gerekliliğini diğerlerinden bir kademe daha erken fark ettiğimiz söylenebilir.

2001-2007 yılları arasını, zaten iyi olduğumuz kişisel bilgisayarlar ve gittikçe daha mükemmel, daha baskın hale getirdiğimiz kişisel müzik çalarlara yoğunlaşarak geçirirken, asıl büyük projemiz mutfakta pişmekteydi. Sizler 2006 yılında Nokia modelleri ile haşır neşir olurken biz iPhone’u piyasaya sürdük. Bu tuşsuz telefon, oyunun kurallarını neredeyse tamamen değiştirdi ve tüm diğer modelleri kendi yapısına doğru evrilmek mecburiyetinde bıraktı.

Bundan sonra çıkardığımız iPhone 3 ve 4’te telefonun ergonomisi ve haptik özellikleri konusundaki tavrımız daha netti. 2007’den 2012’ye kadar telefonlarımızın boyutları değişmedi. Zaten iyi bir cep telefonu kendisini, teknolojik aşkınlığı ve/veya boyut üstünlüğü üzerinden göstermemeliydi. Önemli olan etkileşimdeki yumuşaklık ve kullanım kolaylığıydı. Gerçekten bu telefonlar bir teknoloji çaylağının bile anlayıp, bir kere alıştıktan sonra kolayca kullanabileceği şekilde tasarlanmıştı. Bizi çok uzun süre boyunca zirvede tutan da bu oldu. Hiçbir zaman işlemci hızlarından ve ekran boyutundan bahsetmedik. Ta ki iPhone 5’i piyasaya sürene dek. O günden itibaren kendimizi cep telefonlarının daha büyük, daha hızlı, daha yüksek çözünürlüklü dünyasının içinde bulduk. Önceleri “tek elle kullanılamayan cep telefonu iyi değildir” şiarı ile hareket ederken sonunda sizi ekranın köşesine uzanmak için plastik başparmak uzatıcıları1 almaya mecbur bıraktık. “Daha büyük bir iPad yapmayacağız” dedikten sadece birkaç sene sonra, neredeyse ilk dizüstü bilgisayarımızın ekran boyutunda iPad’ler2 sürdük piyasaya.

Artık biz de birkaç ufak detay dışında Uzakdoğu’nun teknolojik ve boyut odaklı ürün savaşının bir parçasıyız. Ezeli rakibimizden üç kat daha az telefon satıyor olsak bile her sene piyasaya yeni bir cep telefonu sürmek zorundayız. Her modelde daha yüksek çözünürlüklü kameralar, daha büyük ekranlar -De Quervain sendromunuzu3 geliştirmeye hazır mısınız?-, daha fazla sayıda ve daha güçlü işlemciler, sezgisel olarak keşfedebileceğinizden çok daha kompleks haller almış dokunuş jestleri olmadan var olamaz hale geldik.

Sizinse bir yanınız Apple’ın hala eskisi gibi olduğuna inanırken, bir yanınız neden böyle bir yola girdiğimizi anlamaya çalışmakla meşgul. Ne olursa olsun bizi tercih etmeye devam ediyorsunuz. Belki ehven-i şer4 olduğumuzu düşündüğünüz, belki de tasarım, donanım ve yazılım ile ördüğümüz bu ekosistem yatağından5 kalkmaya cesaret edemediğiniz için. Her halükarda bu ekosistem meselesi siz kullanıcılar için hem bir rahatlık hem de aslında fazladan bir maliyet. Zira her zaman size o ekosistem içerisinde pürüzsüz geçişler sağlamıyoruz. Diyelim ki bir MacBook alıyorsunuz, bakıyorsunuz ekran girişi değişmiş, şarj girişi değişmiş, gidiyorsunuz adaptörünü alıyorsunuz. Zamanında iPhone'unuz ya da iPad’iniz için projektöre bağlantı kablosu almıştınız ama biz yeni modelde onu değiştirdik; yeni şarjlar, yeni bağlantılar, hepsini yeni baştan edinmelisiniz. Yani eğer sadık bir kullanıcı iseniz ve böyle kalmak gibi bir niyetiniz var ise bu bitimsiz akışın bir parçası olmak zorundasınız.

Tüm bunların yanında belki şunu da fark etmişsinizdir: Yıllar önce, geliştirdiğimiz ürünler üzerinden oluşan ve tam da bu nedenle, belki çok da önem arz etmeyen marka kimliği artık ne yeni ürünlerle besleniyor ne de onları tam anlamıyla karşılayabiliyor.

Şöyle açıklayayım: Eskiden bir Apple ürünü aldığınızda, onda öyle yenilikler, incelikler ve detaylar görüyordunuz ki onun verdiğiniz -muadilleri ile karşılaştırıldığında biraz daha yüksek- paraya değdiğini düşünüyordunuz. Dokunmatik ekran, kaydırma tekerleği, alüminyum bitirişler, CD/DVD-ROM tepsisini elimine etmek ve nihayetinde tamamen ortadan kaldırmak gibi özellikler bir gecede geliştirilmedi elbet. Tüm bunlar uzun süren tasarım ve mühendislik süreçlerinin sonucuydu. Bugün ise aralıklar daraldıkça üzerimizdeki baskı artıyor, baskı arttıkça da aralarında aslında çok da belirgin farklar olmayan, teknik ya da yazılımsal sorunları henüz tam olarak çözülmemiş modelleri6 piyasaya sürmek zorunda kalıyoruz.7 Ya da ürününüzün aksesuarlarını, size ayrıca satmaya çalışıyoruz. Eskiden telefonunuzun yanında -çok kaliteli olmasa da- size onunla kullanabileceğiniz kulaklıkları da veriyorduk, şimdi ise aynı kulaklıkların kablosuz -ve kolayca kaybedebileceğiniz- versiyonlarını size 160 dolara satıyoruz.

Biliyoruz ki halen 3. ve 4. kuşak iPod’ların en iyi iPod modelleri olduğunu, bir alt modeli ile arasında en ciddi farkı barındıran ve ergonomik açıdan optimum olan telefonun iPhone 4s olduğunu düşünüyorsunuz. Belki de hala ısrarla aynı modeli kullanıyor ve bir üst modele geçmeyi reddediyorsunuz. Peki, bunu ne kadar sürdürebilirsiniz? Eskiden olsa “ürününüz planlanan işeyaramazlık8 sınırına ulaşana kadar” cevabını verebilirdik. Fakat bugün bir Apple ürününün planlanmış işeyaramazlık sınırını bilmemiz pek mümkün değil zira teknolojik ve algılanan işeyaramazlık, diğerinden çok daha önce gelip sizi elinizdekini değiştirmeye zorluyor. Yani şunu demek istiyorum: Elinizdeki telefon, müzik çalar, bilgisayar, tablet çalışmaz hale gelmezden evvel, ya yeni çıkardığımız işletim sistemini desteklemez hale gelecek ya da modası geçecek. Siz de, aslında ürününüz kendisinden beklenen işlemleri (bu bir cep telefonu ise: telefon açmak, fotoğraf çekmek, internete girmek) gerçekleştiriyor olmaya devam etse de, uygulamalarını güncelleyemediğiniz için, yavaşladığı için ya da sadece gözünüze artık eskisi kadar güzel gözükmediği için onu değiştireceksiniz. Ve günün sonunda ürününüz bozulmuş olmadığı için bizim marka kimliğimize de ciddi bir zarar gelmeyecek.

Eskiden sizi iyi olduğumuza inandırmak gibi bir misyon ve çabamız vardı. Bugünse sizin fanatik bağımlılığınız bizim altı oyulmuş saygınlığımızın devamının en önemli garantisi.

Siz bizi “daha”larımız için sevmediniz, siz bizim adi rekabete girmeyen tarzımızı, teknolojiyi kıymeti kendinden menkul bir amaç değil, insani tasarım özelliklerinin geliştirilmesi için bir araç olarak kullanmamızı; bunun ürünlerimiz üzerinde, içerisinde fark edilebilir olmasını ve diğerlerinden temel tasarım prensipleri bağlamında ayrışmasını sevdiniz.

“Az çoktur” dedik, bu şiarı tasarım stratejilerinin başat şiarı haline getiren tasarımcı ve firmaların izinden yürüdük. “Az yeterlidir” gibi davrandık, göz alıcı ve süslü portreler yerine mütevazı ve alçakgönüllü bir duruş sergiledik. Ama her geçen gün kendi yarattığımız minimalist azmanın kölesi haline geldik ve bugün geldiğimiz noktada sizlerin derinde yatan o güç istencine, sadelik takıntısına,9 bilgi ve iletişim bolluğunun sebep olduğu deneyim yoksulluğuna10 hitap eder ve onun için tasarlar olduk.

Çevremize verdiğimiz kalıcı rahatsızlık için hepinizden özür dileriz.

NOTLAR
1 iPhone 6 Plus’ın köşegen uzunluğu 14 cm. Ortalama bir başparmak ise erkeklerde yaklaşık 7, kadınlarda ise 6,5 cm.
2 Son modelimiz 12.9 inç’lik bir ekrana sahip.
3 BlackBerry, PlayStation, mesaj ya da akıllı telefon sendromu olarak da bilinen bu rahatsızlık, el bileği ve ön kolun başparmak kökü arasında gelişen bir tür tendon iltihabıdır.
4 Kötünün iyisi.
5 Ama unutmayın ki bir bataklık da en az bir yatak kadar rahattır.
6 Geri çağırdığımız iPod nano’yu, avucunuzun değdiği yerleri teninizdeki yağdan dolayı bir süre sonra sararmaya başlayan ve hiçbir şekilde temizlenemeyen MacBook’ları, kapanınca dümdüz görünsün diye kenarlarını bir bıçak kadar keskin yaptığımız alüminyum kasa MacBook Pro’ları hatırlıyor musunuz?
7 iPhone 7 ile birlikte telefonlardaki kulaklık girişini de kaldırdık. Bunun iyi bir fikir olup olmadığını ise bize zaman gösterecek.
8 Bkz. Gürpınar, A., 2016. “Planlı İşeyaramazlık Çağında Tasarım”, XXI Mimarlık ve Tasarım Dergisi, 150, İstanbul.
9 “… asketik pratik nasıl yaşadığımıza büyük önem verir. Bir asketik olmak demek; sürekli kendi kontrolünde olmak, zihninin ve bedeninin farkında olmak ve bunları, kendi ilkeleri doğrultusunda yaşama gayesiyle, sürekli eğitmek demektir. Jobs’un asketizmi, bu bağlamda sahte bir asketizmdir. İlk akla gelen nedenden, çok para kazandığından dolayı değil; ortaya çıkmasına ve üretilmesine önayak olduklarının işaret ettiği yaşam biçiminin kendi yaşamıyla hiç alakası olmamasından dolayı.” (Pier Vittorio Aureli, 2015. Az Yeterlidir: Mimarlık ve Asketizm Üzerine, s. 49-50, Lemis Yayın, İstanbul.)
10 Walter Benjamin, 2005. “Experience and Poverty”, Walter Benjamin: Selected Writings içinde, cilt bölüm 2, 1931-4, s. 732, Belknap Press.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: