Dönüşüm Hikayeleri

Anonim.İstanbul ekibinin iki yıl önce Pozitif Müzik için tasarladığı ofis, kullanıcının mekanı özümseyerek kendi ihtiyaçlarına göre sürekli olarak dönüştürmesi üzerinden gelişiyor.

Son zamanlarda ofis olarak üzerinde kafa yorduğumuz kavramlardan biri dönüşüm. “Kentsel dönüşüm” hadisesi hayatımıza girdiğinden beri inşaatla ilgili faaliyetlerde neredeyse her iki cümleden birinde bu kelime geçiyor. Şehirsel ölçekte her türlü yıkıp yenisini yapma eylemi “dönüştürme” kılıfı altına girince aslında bir süreci tarif eden dönüşüm kavramı, sıfırlayıp baştan yaratmayla karışır oldu zihinlerde.

fotoğraflar: yerçekim
toplantı alanı
danışma alanı
ofis koridoru
ofis mekanına bakış
çalışma mekanı
toplantı alanı
toplantı alanı
açık ofise bakış
açık ofis ve sirkülasyon ilişkisi
koridor ve dinlenme alanı
bekleme alanı
açık ofis ve kapalı ofis ilişkisi

Oysa dönüşüm yaşamın özünde olan bir şey ve yaşadığımız her türlü ölçekteki mekanın da bundan etkilenmesi kuşkusuz kaçınılmaz. Mimarlığın bu doğal süreçle ilişkisi, dönüşen ve dönüştüren olarak çift yönlü bir mekanizma aslında. Mimarlık, mevcut bir mekanın daha iyi, daha yoğun, daha doğru kullanılabilmesini sağlayabilecek çok güçlü bir araç olarak kullanılabilir; ama gerçek bir dönüşümü yaratması için mekanın zaten barındırdığı değerlerle yeni içeriği buluşturabilmesi, en önemlisi yarattığı boşluğu yaşamla doldurabilmesi gerekli. Mimarlık içinde var olan yaşamları dönüştürme gücünü barındırırken o yaşamlar da mimarlığı dönüştürüyor. Gerçekten yaşayan bir mekan için doğal olanı da budur diye düşünüyorum. Yaşamın nüfuz etmediği, insanların kendileriyle özdeşleştiremediği, kendi kişisel alanlarını yaratamadığı -ki bu alan salt deneyimsel bir alan da olabilir- hikayesi olmayan mimarilerin, yaratıcılarının egolarından öteye gidemeyen yapılar olduğunu düşünür olduk sıklıkla.

Mevcut bir mimari mekan içine yeni iç mekanlar tasarlamak gerçek ve çok yönlü dönüştürme işlemleridir. Hem mekanı yeni bir içerik için dönüştürürsünüz hem de oraya gelen yaşamlar yeni mekanla değişir, dönüşür, sonra mekanı kendi alışkanlıklarıyla tekrar dönüştürür. Bu tür bir işi müzik dünyası için çok önemli bir ekip olan Pozitif grubu için yaptık bundan iki yıl kadar önce. Biz mevcut bir mekanı onlar için yeni bir ofise dönüştürürken onlar da kendi içlerinde yapısal olarak farklı dönüşümler yaşamaktaydılar üstelik. Kurumsal yapısı bireyselliklere imkan tanıyan, kendine özgü, genç ve enerjik bir grubu Asmalımescit’teki şehirle bütünleşik yaşamlarından alıp hiç alışkın olmadıkları bir şekilde bir iş hanının içine yerleştirip mutlu etmeye çalışmaktı bu seferki zorlu görevimiz; ancak bir avantajımız vardı, tam da yukarıda tarif ettiğim gibi mekanı yaşamla doldurabilecek, kişiselleştirip kendi tanımlarını yapabilecek bir ekiple karşı karşıyaydık. Hem bizim emin olduğumuz, hem de müşterimizin emin olduğu en önemli tasarım kararı, ön plana çıkmadan varlığını ortaya koyabilen, fazlaca tasarlanmış görünmeyen iyi tasarlanmış bir mekandı; çünkü ofisin kullanıcısı, yaptığı işin altını fazlasıyla doldurabilen, gösterişe ihtiyacı olmayan bir ekipti. Biz bütünleştirici bir altlık yapmalıydık, onlar da içini doldurmalıydı.

Mekanın fiziksel imkanları belliydi; üç farklı binanın bir aradalığından oluşan mekanda farklı farklı özelliklere sahip tavanlar, döşemeler mevcuttu. Gün ışığı ile buluşma çokça önde, biraz da arkada olabiliyordu ve mekanın büyük kısmı karanlıktaydı. Ön tarafa hakim olan deniz manzarasının ofisin en arka bölümünden bile algılanabilmesini arzu ediyorduk. Bu arada içlerinde bir de ses yalıtımlı radyo olan çok odalı bir yerleşime ihtiyaç vardı. Bu anlamda önce elimizdeki boşluğu işlev ve ihtiyaçlar açısından en doğru yerleşimle aynı anda bölmeye ve birleştirmeye çalıştık. Mekan verilerinin doğal sonucu olarak kenarlarda odalar, ortada büyük bir boşluk oluştu. Işığı ve manzarayı açık ofis olarak kullandığımız bu boşluğa sızdırabilmek için manzara ve dış cepheler paralelinde şeffaf duvarlar kullandık. Tavanlardaki karmaşadan gözü uzaklaştırmak için icat ettiğimiz, tüm açık ofisi dalları altında toplayan, ismini “ağaç” koyduğumuz aydınlatma, mekandaki temel tasarım unsurlarından biri oldu. Bir diğeri de açık ofise doğru açılabilen ve gerektiğinde sahne gibi kullanılabilecek, ortada tek başına duran, Babylon’a referanslı kırmızı rengiyle her şeyden ayrışan “müzik kutusu”. Açık ofiste çeşit çeşit kolonu birbirine bağlayan uzun çalışma alanı, arka cephedeki odaları orta mekandan ayıran üzeri şeffaf dolaplar, radyoyu içine alan kontrplak bölüm dahil her türlü tasarım en basit haliyle ihtiyaçlardan ortaya çıktı. Sonunda hepimizin içine sinen şey; karmakarışık bir han katını, içinde bulunduğu binanın, Pozitif’in ruhuna pek de uymayan kurumsal dünyasından koparıp içeri girildiği anda kendi dünyasını oluşturabilen bir mekana dönüştürebilmek oldu sanıyorum.

Pozitif yeni ofisine taşındıktan sonra tam da düşündüğümüz gibi hızlıca kendi alanlarını oluşturmaya başladılar. Yeni ihtiyaçlarla değişiklikler oldu, mesela sahne olarak tasarladığımız kırmızı kutu ihtiyaç duyulduğu için bir toplantı odasına dönüştü ama adı “müzik odası” olarak baki kaldı. Herkes kendi alanını istediği gibi düzenledi, dönüştürdü. Mekanın da, içinde misafir ettiği kurumun da dönüşümü devam etti, ediyor. Mekan gelecekte belki başka ofisleri misafir edecek, kendi de tekrar başka hallere dönüşecek. Biz mimar olarak upuzun bir sürecin içindeki kısa bir kesitte bir mekanla, geçici kullanıcısını mutlu bir şekilde buluşturma rolünü üstlenmiş olduk.

Ofisler genellikle kullanıcılar içine taşınmadan fotoğraflanır. Mimar da fotoğrafçı da bilir ki özellikle ofisler insanların tüm günlerini geçirdiği mekanlar olduğu için çabucak dönüşür, taşınmanın haftası dolmadan o mekan artık pek de fotoğraflanamaz duruma gelir. O yüzden fotoğraflarda genellikle boş masalar ve yaşanmışlık barındırmayan tasarımlar görürüz. Bu yüzden biz tasarladığımız alanı tam iki sene sonra fotoğraflama riskine girdik. Belki fotoğraflara dikkati dağıtıp mekanın algısını zorlayan karmaşa hakim oldu; ama yaşayan bir ofis olduğunu her haliyle hissettiren fotoğraflar elde ettik. Hedefimiz fotoğraflarda güzel görünen değil, yaşayan, kendi deneyimini oluşturabilen bir mekan elde etmekti sonuçta.

Etiketler:

İlgili İçerikler: