Kara Surları’nın Barışla Ne İlgisi Var?

FİGEN KIVILCIM ÇORAKBAŞ

İstanbul Kara Surları, Tarihi Yarımada’nın batı sınırını oluşturan, ilk ve en büyük kısmı Bizans İmparatoru II. Theodosius tarafından MS 5. yüzyılda inşa edilmiş olan surlardır.

İki sıra sur duvarı, bir hendek ve bunların aralarında farklı kotlarda tasarlanmış iki platformdan oluşan karmaşık yapısıyla Theodosius Surları, yapıldıkları dönemin en gelişmiş savunma mimarisi örneklerinden biri sayılıyor. Bu nitelikleriyle Kara Surları, İstanbul’un dört tarihi alanından biri olarak 1985 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edildi. Bu şekilde Kara Surları ve çevresi, Kapadokya ve İstanbul’un tanımlı diğer üç tarihi alanı ile beraber Türkiye’nin Dünya Miras Listesi’ne giren ilk kültürel varlıklarından biri oldu.

Kara Surları’na savunma yapısı perspektifinden bakmak elbette doğru ama onların bir kısmının, yani 96 kulesinin zemin katlarında var olan önemli büyüklükteki mekanların, zirai amaçlarla (depolama gibi) kullanılmış olduğu düşünülmekte. Kara Surları’nın MS 5. yüzyıldaki ilk inşasına eşlik eden yasanın da bu konudan bahsetmesi, bunun özgün bir mekansal ve yönetimsel anlayış olduğunu destekliyor.

Şimdi gözlerinizi kapatın ve uçsuz bucaksız yeşilliklerin, mezarlıkların, bostanların, ağaçlık alanların arasında uzanan 20 metre yüksekliğinde ve tüm platform, duvar, kule, hendek vb. elemanlarıyla 60 metre genişliğinde ihtişamlı surları ve etrafındaki bostanları düşleyin. Surun taş ve tuğla sıralarından oluşan pembe-beyaz çizgili düzgün yüzeyi topoğrafyanın iniş çıkışlarına uyumla uzayan eğriler oluşturuyor. Surların en yüksek noktalarından birinde durup etrafınıza bakıyorsunuz, Haliç’e yakınsanız Haliç’in, Marmara Denizi tarafındaysanız Marmara’nın mavisi ve ışıltısı etrafınızdaki yeşile eşlik ediyor. Bugünkü Vatan Caddesi civarlarındaysanız sur dışından içine akarak Langa Bostanları ve Yenikapı Limanı yanından Marmara’ya karışan Bayrampaşa (Lykos) akıntısını ya da yine sur dışından içine giren ve Bozdoğan Kemerine uzanan su yapısını görebilirsiniz.

Theodosius Surları’ndan önce İstanbul’un batı sınırını oluşturan ve bugün yerini tam olarak bilemediğimiz Konstantin Surları ve Theodosius Surları arasındaki bölgenin en azından MS 10. yüzyıla kadar kırsal karakterini koruduğunu biliyoruz. Mesela siz surlara hangi yüzyıldan bakıyorsunuz bilemiyorum ama 10 yüzyıl civarından bile baksanız bu son derece organik formlardan oluşan çevrenin içinde dikdörtgen formlarıyla ve devasa yapılarıyla üç büyük açık hava sarnıcını seçebilirsiniz. Bunlar bugün de varlığını sürdüren Aetius (Karagümrük Çukurbostanı), Aspar (Çarşamba Çukurbostanı) ve Mokios’tur (Altımermer Çukurbostanı)1. Bu sarnıçlar doluysa yeşilin içinde mavi oranı artıyor, boşsa çeperlerinin tuğla pembesini seçersiniz. Hangi mevsimdesiniz bilemiyorum ki.

figen kıvılcım çorakbaş, İstanbul Kara Surları
fotoğraflar: figen kıvılcım çorakbaş, ocak 2016

Surların neresinde duruyor olursanız olun, Bizans dönemindeyseniz bu kültürel peyzaja hem içte hem dışta eklenen manastırları da görürsünüz: Chora (Kariye Müzesi), Stoudios (İmrahor/İlyas Bey Camii), Pege (Balıklı Rum) manastırları ve daha birçoğu surların üzerinden seçilebiliyor olmalısınız. Manastır yerleşkelerinin küçüklü büyüklü birçok kubbenin örttüğü çok sayıda yapıdan ve bunları bağlayan bir açık alan sisteminden oluştuğunu hayal edin, manastır yerleşkesi çok yüksek olmayan bir duvarla uzamdan belli belirsiz koparılmış olabilir. Etrafında da bostan alanları olabilir; bazı manastırların bostan alanları surlara bitişik ve surlar dışında da olabilir. Tarlaların geometrik deseni surların etrafı kadar manastırların etrafında da beliriyor olabilir.

Kara Surları’nın üstündeyken, bu bir savunma yapısı diye düşünmezsiniz eğer asker değilseniz (askerler dışında kalan kişiler daha sınırlı ulaşıyor olabilir üst kottaki platforma döneme göre). Hendeğin su ile doldurulup doldurulmadığı ya da doldurulduysa hangi koşullarda doldurulduğu tam olarak bilinmiyor. Buna karşın özellikle Osmanlı ve yakın dönemlerde (ve bugün) hendeğin tarımsal etkinlik için kullanıldığı biliniyor. O zaman yine surların üzerinden etrafımıza bakalım, Osmanlı döneminde olalım, bostanlarda çalışan insanları, kulelerin zemin katına eşya alıp bırakmak için girip çıkışlarını, yer yer seçilen kuyuları, örümcek gibi bostan dolaplarını, sur boyunca yolu ve at arabalarını görebilmek için. Bizans’ta da çok farklı olmasa gerek, savaş yokken surlar ve çevresine su, tarım, mezarlıklar ve manastırların oluşturduğu peyzajın sessizliği hakimdi.

Şimdi yazının bu kısmında size bir istatistik vermek, İstanbul Kara Surları yapıldığı günden bu yana şu kadar barış günü, şu kadar savaş günü yaşadı demek isterdim. Kuşatmaların ve savaşların çok uzun sürebildiği biliniyor ama 1600 yıl yaşındaki Kara Surları savaştan çok barış gördü, emin olun. Çevresindeki yollar, bostanlar, açık hava sarnıçları, manastırlar, kafalarında günlük dertleri olan insanların derin düşüncelere daldığı manzaraların parçasını oluşturdular. Uzaktan Konstantinopolis'in ya da İstanbul’un sesi ne zaman gelmeye başladı tam olarak bilemiyorum.

Bu yazıyı "bostanlar ve surlar hep beraber var oldular" demek için yazdım; "mezarlıklar, manastırlar bu peyzajın ayrılmaz ve en erken öğelerinden oldu" demek için yazdım. "Bunların hepsi bir bütün" demek için yazdım. En önemlisi, surlar -bizim ilk anda düşündüğümüzün aksine- "savaştan çok barışla ilgili" demek için yazdım.

Surların barışla ne ilgisi vardı? Surdan düşen bir taşı orada her gün çalışan bostancının gelip kaldırdığını hayal ediyorum. Savaş bitti. Bostancılar tarlalarına geri geldi. Surun yıkılan yerlerine hüzünle baktılar ve taşları kaldırmaya başladılar. Tarım araçları onarım araçları oldu. Savaştan sonra askerler geldi, yıkılan surlara dağılan taşlara baktılar, savaş arabaları onarım arabaları oldu. Surların barışla ne ilgisi var? Bu soruya hep beraber cevap vermeyi dilerdim.

1 Bizans tarihi çalışanlar arasında, bahsi geçen kalıntıların özgün kullanımlarının açık hava sarnıcı olup olmadığı ile ilgili tartışmalar sürmektedir. Günümüzdeki adlarından da anlaşılacağı gibi, bu çukur alanlar 15. yüzyıldan itibaren bostan olarak işlenmiştir.

Etiketler: