Teknik, Pandemi ve Bir Arada Olma!

CEYHUN ÖMÜR SEDA NUR GÜNDÜZ EMEL BİRER

Pandemi döneminde stüdyolarda bir arada olma durumlarının techne ve teknoloji bağlamında eleştirisi...

Başlamadan önce: Bu kritik fiziksel altyapının; internet hızı, bilgisayar donanımlarının yeterliliği gibi materyal ögelerin optimum yeterlilikte olduğu varsayılarak yazıldı. Bu sebeple yazı, pandemide internet hızları, donanımların erişilebilirliği, üretilen değerin adaletsiz paylaşımının sonuçları ve eğitim mekânlarının çeşitli sosyokültürel mekânlarda yeniden nasıl kurulduğu haliyle yazılsaydı, Heideggeryan değil Marxist bir bakış açısıyla yazılmış olurdu.


Bir araya gelmek (meeting) canlıların evrim sürecinin ilk zamanlarından beri gözlemlenen hayatta kalma, iş yapma, üstesinden gelme gibi eylemlerin öncül durumu olageldi. Bu durum avcı - toplayıcı, tarım ve sanayi dönemleri olarak özetlenebilecek insanlık tarihi için de geçerli. Bir araya gelmek birçok işi yapmayı sağladığı gibi bu işleri yaparken iletişim kavramının da düzlemini oluşturdu. Yazılı, görsel, işitsel iletişim araçları ile bir araya gelme durumu; seslenme, postalama ve işaret gibi yöntemler ile uzak mesafelere iletilebildi. Alfabeler ile tanımlanmış rasyonel iletişim araçları dışında, insanların bir araya geldiğinde irrasyonel iletişim kanalları oluşturma potansiyelleri, insanların her birinin farklı hafıza, algı, beceri vb. sahip olduğu düşünüldüğünde ise kaçınılmaz.

Günümüzde ise eğitim için okullarda, yönetim için ofislerde, üretim için atölye ve fabrikalarda, tüketim için alışveriş merkezleri ve pasajlarda, eğlence ve kültür aktiviteleri için kamusal alanlarda bir araya gelme eylemi gerçekleşiyor. Bu durumlar kişinin nesne ile veya diğer kişiler ile etkileşime geçmesi / bir araya gelmesi ile sonuçlanıyor. Kişinin nesne ile iletişimi tek yönlü olduğu için iletişim kanallarının tasarımı o kişinin kontrolünde fakat iletişim özneler arasında olduğu zaman hafıza, algı gibi bilinçaltı faktörler iletişim kanallarını daha komplike hale getirebiliyor.

Kişilerin bir arada olma ve iletişime geçmesi, etkileşim halinde olması mekân kavramının başlangıcı olarak kabul edilebilir. Kişilerin her birinin eşsiz olması, her karşılaşma mekânının hesaplanamayan kavramlar ile tekrardan kurulmasını sağlar. Kamusal alanlarda kişilerin mekânda karşılaşma durumu kullanıcı sayısının değişkenliği ile zenginlik kazanır. Schön1 stüdyoyu; yaparak öğrenmenin, öğrenme deneyimi üzerine düşünmenin ve düşünmenin üzerine düşünmenin mekânı olarak tanımlıyor. Stüdyodaki tasarım eğitimini pozitivist bakış açısıyla oluşmuş olan profesyonel eğitime bir alternatif olarak gösteriyor. Schön’ün stüdyodan verdiği öğrenme örneklerinde iletişim, bir arada olma ve ortak bir kavrayış ile sonlanıyor. Ancak, stüdyodaki etkileşim daha zorlu bir deneyim. Bu iletişim sorunu, yüz yüze stüdyo ortamında böyleyken, görece iletişimi kolaylaştırıcı sözel olmayan tüm fiziksel temsillerden yoksun, pandeminin zorunlu kıldığı çevrimiçi eğitimde daha da belirgin bir hal alıyor.

Kişilerin stüdyoya katılırken seçtikleri parfüm, taşıdıkları termoslardaki içeceğin kokusu, bu seçimleri yapmış insanların bir arada oluşu ve hislerine göre gelecekte değişiklik gösterebilmesi, fiziksel özelliklerinin dışında mekânı varlık ile ilişkiye girecek şekilde kuruyor. Bu noktada Heidegger2 “Da-sein” sözcüğünü kullanırken “orada olan, varlık ile ilişkide olan”a gönderme yapıyor. Orada olmak, pandemi sürecinde derinden sarsılmış bir konu. Buna karşılık Da-sein technology’nin çerçevesi ve ilerlemeci iddiaları bağlamında varlığını devam ettirme gayretinde. Bu gayret problematik haline gelen Da-sein kavramını "techne", "technology" (techne in modernity) ve pandemi etrafında tartışmayı gerekli kılıyor.

Techne’nin Evrimi Modernitenin İlerlemeci Aracı “Teknoloji”
Teknolojinin kökeni ve dünyanın içinde bulunduğu durum bağlamında sorgulanması, kökenine dair derin anlamlara sahip olduğu ve dünya üzerinde söz söylediği varsayımlarını kabul etmek gerektiğini düşündürüyor. Zira teknoloji, geçmişini kümülatif birikime borçlu olduğu gibi, birtakım sıçramaların etkisi ile onu günümüzdeki haline ulaştırdı. Teknolojinin zaman çizgisindeki sıçramaları, endüstri devrimi ve modernite. Dolayısıyla, bunlar gücünü “techne” ve “technology” arasındaki tavır, iddia ve karakter değişiminden alıyor.

Bu sıçramayı, sebep olduğu kayıpları, değişimleri ve oluşumları anlamak için kavramların etimolojik kökenine inmek, techne’nin3 ve teknolojinin pandemi bağlamındaki tartışmayı oluşturacak yöntemi olarak seçildi. Bu köklerden bazılarına bakılacak olursa, techne Latince inşa etmek, düzenlemek, kurmak, yapmak, dokumak, örmek, kıvrım anlamlarına gelen “texo” kelimesine karşılık gelir.4 Hint-Avrupa dil ailesinde ağaç işçiliği, marangozluk anlamına gelen “tepk” kelimesi ile karşılık bulur. Antik Yunan’da ise techneye ait olan “tekhnikon” sıfatına rastlanıyor. Bu sıfat sanatsal üretim, yetenek ve becerileri içeren anlamlar kümesini niteliyor. Bu kelime modern Almanca'ya "technik", Fransızca'ya "technique" olarak aktarılıyor.5 Tüm bunlardan hareketle, Techne’nin farklı dillerdeki anlamlarında düzen kurmak, ağaç işçiliği gibi bir şeyin ya da düzenin parçası olarak kendini var eden kavram olduğu anlaşılıyor. Buna göre techne yapma biçimini onun bir parçası olarak yönetir, birlikte inşa ettiği şey tamama ermeden onu görebilir.6 Heidegger’e göre7 ise, “techne özü çıkarmaya, poesis’e ait; poetik bir şey". Heidegger’in techne kavramıyla dikkat çektiği iki konu; episteme ve el becerisine dayalı yetenekler yani güzel sanatlar. Episteme ve el becerisi Platon’a kadar, bilmenin en kapsamlı karşılıklarıydı. Bu bilme, orada olmayı, anlamayı ve bir şeyi yapabilme kabiliyetine sahip olmayı (know how) karşılıyarak, o şeyin açıklığa kavuşmasını sağlıyordu.8 Buradan, techne’nin aletheia’dan9 farklı, araçsal olmadığı, doğrudan bir şeyi yapmak ile ilgilenmediği, onun gizini açma ile ilgili olduğu anlaşılıyor. Techne, bir araya geldiği şeyle bir olmak, onu anlamak ile ilgileniyor, diğer taraftan techne aletheia’dan ayrışsa dahi onun alanında vücut buluyor.10

Teknoloji bağlamında bir şeyi açığa çıkarmanın özsel yapısı, çerçeveleme yani “gestell”. Bu yapı, her şeyi el altında tutarak bir araya getirir, düzenler ve ona karşı buyurucu bir üslup kazanır. Etimolojik olarak Almanca’da “ge-” ön eki bir araya getiren, toplayan anlamına gelirken, “-stellen” ise yerleştirmek, düzenlemek hatta saldırmak anlamında. Yani burada “ge-” ön eki kavrama işlevsellik kazandırıyor.11 Aslında gestell technology’nin özü. Gestell ile techne arasında ise bir bağdan söz etmek mümkün değil, çünkü techne mekanik bir şeye karşılık gelmiyor, techne gestell’in (çerçevelemenin) buyurucu tavrına karşılık veriyor.12 Eğer gestell tehlikeli bir hale gelirse, ikiyüzlü olur. Böylelikle teknoloji, varlığın açığa çıkma ihtimallerini tahrip ederek onu gizler ve varlık tanınmaz hale gelir. Bu durumun temel sebebi doğrudan çerçevelemenin saldırgan ve buyurgan tavrıyla tekniğin araç olarak kullanılması.13 Technology’nin özü bireyi Efendi olarak kabul ettiği için, onu her şeyi kontrol altında tutan, ihtiyaçların karşılayıcısı olarak görür ve kendisi dâhil tüm canlıları, doğayı ve potansiyel barındıran her şeyi tüketilebilecek şeyler toplamına indirger. Kısaca, Modern Efendi birey kendini de içeren kullanılacaklar toplamını teknoloji’nin özü olan ge-stell’in sunduğu bakış açısı ile algılıyor.14

Ren Nehri (Kaynak: thenewatlantis.com)

Techne ile gestell arasındaki tartışmayı Heidegger16 Ren Nehri üzerindeki işler üzerinden örneklendiriyor. Technology’nin inşa ettiği hidroelektrik santrali suyun potansiyellerinden biri olan kontrol edilebilir basınç kuvvetini en verimli şekilde kullanarak, onu elektrik üretme aracı olarak görmesi. Suyun akışına aykırı olan bu durum Efendi'nin buyurgan tavrının potansiyele sahip nehir üzerindeki yansımasını göstermek. Yine Ren Nehri üzerine kurulan köprü ise, nehri nesneleştirmeden onu olmaya bırakır, köprü nehir ve insan birbiriyle var olarak özlerine dair bir tahribata uğramadan yeni bir şey meydana getirirler. Heidegger’in örneklemesinde Hidroelektrik-nehir ilişkisi technology-gestell’i ifade ederken Köprü-Ren ilişkisi techne-poesis’e dair. Heidegger17 technology’nin de açığa çıkarma biçimine görece sahip olduğunu söylüyor fakat poesis yani varlığı açığa çıkarma söz konusu değil çünkü technology şeyin özüyle değil meydan okuyucu tavır ile buyurgan bir şekilde onun potansiyeli ve depolanabilir olması ile ilgileniyor.

Teknoloji Neyi Umursar? Hakiki Mekân Nasıl Kurulur?
Heidegger, hakikat kavramının kökenine inerken “Hakiki olan nedir?” sorusu ile başlar, günlük kullanımdaki hakiki olan (wahre) ve gerçek olan (wirliche) arasındaki ilişkiyi ortaya çıkartarak sorusuna yanıt arar. Bu ayrımı sahte ve gerçek altın örneklendirmesi ile açıklığa kavuşturur. Hakiki olan gerçektir (wirliche) sonucuna varır.18 Hakikat "wahre" olarak ele alındığında sahte altın ne kadar sahte de olsa gerçektir, önemli olan ne olduğu değil nasıl göründüğüdür çünkü öyle görünen şey onu sıradan kullanımıyla hakiki (wahre) kılar. Asıl soru, sahte altın ve sahici altın ne anlam içerir? Heidegger’e göre “sahici altın gerçekliğini altın adına tarih boyunca ve durmaksızın (sürekli) layık görülen atıflarla adlandırdığımız şeyin karşılığı”.19 Çünkü hakiki ve gerçek olan (wirliche) ne ise odur.

John Rajchman20, sanal ve hakiki arasındaki ilişkinin birbirine bağımlı olduğunu söylüyor ve ona göre buradaki önemli nokta sanalın hakikileştirilmesi ve olasının gerçekleştirilmesi durumlarının birbirinden ayrı olarak ortaya çıkması. Deleuze’a21 göre ise sanal, yeni potansiyel gerçekliklerin çıkmasında yer alan bir gerçeklik durumu. Gerçeklik değişken ve değişkenlik sadece soyut hâlde. Hakiki ise somut olan tarafta. Bu durumda sanallık hakikiyi aşmakta. Çünkü hakiki, nesnenin ne içerdiği ve ne olduğu.

Mekân ve beden arasında hakiki bir ilişki ancak ikisinin birbiri ile örüntü oluşturmasıyla mümkün. Dinamik bakış açısı ve çevresel görüşü kullanan beden, akışkan, anlık var olan ve sınırları esneyen mekân kavramını üretiyor. Dijital teknolojilerin oluşturduğu sanallık kavramı bedenin bulunduğu mekânı değil zihnin bulunduğu mekânı önemsiyor. Somatosensör sistemin (dokunma, sıcaklık, vücut pozisyonu gibi duyuların işlenmesi) aktif olarak kullanıldığı sanal gerçeklik sistemleri dijital ve hakiki olan arasında hibrit alan yaratıyor. Dinamik bakış açısı ile orada bulunma (presence) ve daldırma (immersion) hisleri sağlaması koşulunu sağlayan sanal gerçeklik sadece zihnin bulunduğu mekânı önemsemiyor; bedenin sanal mekânı simüle etmesini de sağlıyor. Buradan hareketle, propriyoseptif duyu, beden pozisyonumuzdan bilinçsiz haberdar olma durumunu tanımlar22 ve bu tanım sayesinde mekânla nesneler arasında ortaya çıkan bir iletişim alanından bahsedilebilir. Peki hakiki mekan nerede? Sanalda bir arada olma, gerçek buluşmayı sağlar mı?

Hakikinin sanallaşması, gerçekliğin duyular ile zihne aktarılması sonucu ortaya çıktı. Sanalın hakikileşmesi durumu ise, zihnin algıladıklarının duyularla bedene taşınması ve oradan da mekâna aktarılması ile sağlandı. Friedman’ın, imge kavramına göre ise23 zihinde ilk kez üretilen imgelerin geri yansıması kişinin gerçeklik algısını oluşturdu, fakat imgeler fiziksel nesneler üzerinden geçerek oluşabileceği gibi fiziksel olmayan durumlarda da oluşabilir. Yani imgeler sadece “hakikinin sanallaşması” ya da tersi durumunda değil, bedenin her şekilde mekânın oluşturulmasında önemli bir işlevi olduğunu görmemizi sağlıyor. Bu durumda çevrimiçi mecraların bedensiz bir mekânı kurma eylemleri başarısızlıkla sonuçlanıyor. Çünkü zihnin algısı ile sanal olan, duyusal organların algısı ile hakiki olan ortaya çıkıyor.

Heidegger, “tekniğin özü de, asla ve hiçbir şekilde teknik bir şey değildir. Bunun için yalnızca teknik-olanı tasarladığımız, öne çıkardığımız ve bununla yetindiğimiz veya ondan kaçındığımız sürece, tekniğin özüyle bağımızı asla kuramayız”24 diyerek teknoloji ile olan ilişkimizi anlamaya çalışıyor. "Teknoloji özü olan techne ile hiçbir şekilde ilintili değil" düşüncesiyle aslında teknolojiyi çok daha iyi bildiği felsefe alanına çekmeye çalışıyor. Heidegger’in “tehlike teknolojide değil, fakat onun özünde yatar” kavramını benimseyen ve çağımızı doğaya sömürülecek bir kaynak olarak davranma hâlinde bulan25 düşüncesine göre, her şey hâlihazırda insanoğluna hizmet etmeyi bekliyor. Bu durumda Heidegger’e göre26 asıl problem teknolojiye yaklaşımın nasıl olacağı. Technology’nin icad edildiği çağın karakterine bürünüp özünü kaybetmediği haliyle techne’nin sahip olduğu poesis’in varlığını tahrip etmemek Heidegger tarafından asıl uygun görülen yaklaşım. Böylece ne yapılması gerektiği ortada fakat nasıl yapılması gerektiği o şeyin kendisi ile alakalı.

Teknolojinin Pandemide Kaybı
Pandeminin bir araya gelme durumunu derinden sarsan, bireylerin bir araya geldiğinde aralarındaki duyusal ilişkinin bozulabilecek ölçüde değişmiş olması.27 Duyulara yönelik görünmez bağlar bireylerin bir araya gelerek oluşturdukları mekânın ilkelerinden bir kesit oluşturuyor.28 Duyular üzerine araştırmalar tekil boyuta indirgenip her birinin hakiki mekânı oluşturma üzerindeki etkisi ayrı ayrı incelenebilecek olsa dahi bir araya gelmenin optimum düzeyde sağlanabilmesi beş duyunun da bir aradalığını gerektiriyor.29 Bu durumda deneyimlenen mekânın hakikatinde bir duyunun eksikliğine bağlı kaygı oluşumu söz konusu.30 Kaygının varlığında oluşan eğitim mekânları, bugün çevrimiçi ortamda gerçekleştirilen mimari stüdyolar. Fakat bu stüdyolar yürütücüyü, sınıf arkadaşlarını ve paylaşılan ürünü görme-duyma anlamında ihtiyacı karşılayabilse de koklama, dokunma ve birlikte geçirilen koridor zamanlarında içilen içeceğin verdiği tada karşılık gelecek bir mekân sağlayamıyor. Bu durumun, görmeme ile aynı kaygıyı yaratmasa da öğrenmenin pedagojik kökeninde bir temsili olan sosyalleşme bozukluğunu tetikleyebileceği düşüncesi doğuyor.3132 Bu durumda hakiki mekânın, duyu eksikliğinden kaynaklanan bilinçaltı birey kaygılarını azalttığı söylenebilir.

Teknoloji iş yaptırma misyonunu niceliksel olarak yerine getirirken orada olmanın niteliği tartışma konusu oluyor. Online meeting’de (çevrimiçi toplantı) mekân göz perspektifinde bir bütün olmaktansa bir takım mekân temsillerinin kolajını oluşturuyor. İnsanın temel duyusu görme dahi, ekranın iki boyutlu düzleminde mekâna dair kolajı algılamaktan öteye gidemiyor. Görme kolajı ancak ekran büyüklüğüne ve farklı iletim kapasitelerinin imkânlarına göre nicel farklar ile algılıyor. O halde insan tüm duyuları ile nasıl karşılaşır? İnsan buyurgan olduğu sürece technology’nin (modern techne) özü olan gestell (çerçeveleme) şeyi varlığa eriştiren olanakları erişilmez kılar.33 Technology’nin erişime kısıtladığı şey, onda kullanım potansiyeli görmediği poesistir. Fakat onun yokluğunda şeyin varlığa erişmesi mümkün değildir. Modern bireyin kendini teknolojinin aracı olarak gördüğü dünyada birey Efendi de olsa, özne değil performansıyla değerlendirilen nesneye dönüştü. Böylece gestell öze dair tahrip ediciliğini hakikate dair alanlara taşıyarak, ona şüphe düşürdü ve onu gizledi.34

Pandemide çevrimiçi buluşma, bir araya gelme durumunun indirgenmiş tutumu ile nitel gereklilikleri yerine getiremez durumda çünkü technology insanın kendini var etme ve kendi özüyle, kendini araçsallaştırmadığı durumla ilgilenmiyor. Hakikat, buluşma mekânı bağlamında tartışılırken mekânın gerçekliğini oluşturan öğeler ve insanlığın bir araya geldiği mekâna layık görülen atıfların ne olduğu, buluşmanın buyurgan tehnology ile nasıl aşıldığının mekânsal karşılığını anlamak için önemli. Pandemide çevrimiçi eğitim durumu tartışmaya açık bir platform olsa da, iletişimin etkileşime dönüşememesi, bedensel bir arada oluşluktan yoksun bir imaj birlikteliği gerekli görülen örgütsel eğitimi sorgulatıyor.

NOTLAR
1 Schön, Donald Alan, 1992. “Designing as Reflective Conversation with the Materials of a Design Situation. Research in Engineering Design, 3(3), ss.131-147
2 Heidegger, 1998, ss.43
3 Tekhne (τέχνη); beceri, el becerisi, ustalık, sanat, uygulama ilmi veya bilimi anlamlarına gelmektedir. (Peters, 2004, s.366) 4 Kabaağaç, Sina ve Alova, Erdal, 1995, “Texo”, Latince - Türkçe Sözlük, Sosyal Yayınlar, İstanbul, ss. 597
5 Schadewalt, Wolfgang, 2014, “The Concept of 'Nature' among the Greeks”, Philosophy of Technolog: The Technological Condition An Anthology, (ed.) Robert C. Scharff ve Val Dusek, Second Edition, Wiley Blackwell, Oxford. ss. 25-32
6 Heidegger, Martin, 1997, “Sanatın Doğuşu ve Düşünmenin Yolu”, Patikalar: Martin Heidegger ve Modern Çağ, (Çev. H. Ünal Nalbantoğlu ve Leyla Baydar), İmge Kitabevi, Ankara, ss:11-31
7 Heidegger, 1998, ss.43
8 Heidegger, 1998, ss.43
9 Aletheia açığa-çıkma, meydana-çıkma, gizinden-çıkma, hakikat gibi anlamlara gelmektedir. (Heidegger, 1998, ss.25-26)
10 Heidegger, 1998, ss.54
11 Heidegger, 1998, ss.62
12 Heidegger, 1998, ss.63
13 Heidegger, Martin, 2015a, “Teknik ve Dönüş & Özdeşlik ve Ayrım”. (Çev. Necati Aça), 2. Basım, Pharmakon Yayınevi, Ankara, ss.53
14 Johnson, Patricia Altenbernd, 2013.“Heidegger Üzerine”, (Çev.) Adnan Esenyel, Sentez Yayıncılık, Ankara. Ss.126-128
15 https://www.thenewatlantis.com/publications/understanding-heidegger-on-technology (erişim tarihi: 10.31.2021)
16 Heidegger, 1998, ss.55-57
17 Heidegger, 2015, s.23
18 Heidegger, Martin, 2004b, “Hakikatin Özü Üzerine”, (Çev.) Nejat Aday, Tezkire Dergisi, ss.36-37, Kamusal Alan ve Vatandaşlık, ss. 125-148
19 Heidegger, 2004, ss.36-37
20 Rajchman, John, 1998. “Virtual House in Constructions, The MIT Press, Cambridge, Massachusetts, London, ss. 115
21 Deleuze, Gilles, 1994. “Difference and Repetition”, Columbia University Press, New York.
22 Haggard, Patrick, ve Wolpert, Daniel M.2005, “Disorders of Body Schema”. High-order motor disorders. From neuroanatomy and neurobiology to clinical neurology, (ed.) Freund, Jeannerod, Hallett & Leiguarda, Oxford University Press, Oxford, ss.261-271.
23 Friedman, Norman, 2004, “İmge”, Kitap-lık Dergisi, Çev.: Kemal Atakay, 74(11), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, ss.80
24 Heidegger, 1998.
25 Leach, Neil, 2002. “Forget Heidegger” Designing for a Digital World, (Ed.) Neil Leach, Wiley-Academy, Great Britain.
26 Heidegger, 1998. ss.55-57.
27 Young, Alison, 2021. “The Limits of the City: Atmospheres of Lockdown.” The British Journal of Criminology, 61(4), ss.985-1004. https://doi.org/10.1093/bjc/azab001
28 Pallasmaa, Juhani, 2005. “Tenin Gözleri”. Yapı Endüstri Merkezi Yayınları, İstanbul. ss.88-89
29 Merleau-Ponty, Maurice., 2008. “Algılanan Dünya, Sohbetler”. Çev. Ömer Aygün. Metis Yayıncılık, İstanbul. ss.27-33
30 Hauser, Richard., Paul, Ravi., & Bradley, John. (2012). “Computer Self Efficacy, Anxiety and Learning in Online Versus Face to Face Medium.” Journal of Information Technology. 11(2012), ss.142-154.
31 Achten, Henri, Koszewski, Krzystof., and Martens, Bob., 2011, “What happened after the “hype” on virtual design studios?: some considerations for a roundtable discussion.” Round-table eCAADe Conferences. ss.23-32.
32 Buldan, Ece.,2021. “Situated Learning in Online Architecture Studio Education”. Journal of Design Studio. 3(1). ss.59-70.
33 Heidegger, 2015a, ss.39.
34 Heidegger, 2015a, ss.40.

Etiketler:

İlgili İçerikler: