Binalar Yetmez

ONUR CERİTOĞLU

26 Ekim-3 Kasım 2018 tarihleri arasında Binalar Yetmez adıyla gerçekleşen Tiflis Mimarlık Bienali’ni, bienalde bir araştırması ve yıkımdan kurtulan bir pencerenin İstanbul’dan Gürcistan’a yolculuğunu anlatan bir işi de bulunan Onur Ceritoğlu yazdı.

Birinci Tiflis Mimarlık Bienali (TAB) Ekim ayında, mikro-semt Gldani’de gerçekleşti. Mikro-semtler, Sovyetler Birliği kentleşmesinin toplu konut alanları. “Micro” kelimesini “minik" olarak çevirme isteği içerisindeyim. Çünkü Gldani adlı minik semt 170.000 kişinin yaşadığı bir yer. Küratöryal ekipten 2013’ten bu yana bu alanda doktora çalışmasını sürdüren Tinatin Gurgenidze, Binalar Yetmez [Buildings are not enough] adlı bienalin ana çerçevesinin mikro-semt sakinlerinin mimariye kayıt dışı yaptıkları müdahalelere dikkat çekmek olduğunu belirtiyor. Sovyet döneminde semti tasarlayan Mimar Teimuraz Bochorishvili’ye göre mimari proje tamamlanmamış, birçok fikir kağıt üzerinde kalmış. Ancak şimdi mekanlara baktığım zaman mikro-semt sakinlerinin yaptığı müdahalelerle bu projenin tamamlandığını düşünüyorum. Türkiyeliler için kayıt dışı kavramı gecekondu olgusundan ötürü epey tanıdık geliyor. Bu mikro-semtte de işte düşey gecekondular var. Gldani, Tiflis kentinin endüstriyelleşmesi sırasında komünist kentsel planlama kararları dahilinde, kırsalın büzüşmesi sonucu konut ihtiyacını karşılamak için 1970’lerde inşa edilmeye başlanmış. Tiflis’e işçi taşıyan bu banliyönün en önemli özelliği, Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasının ve beş yıl süren sivil savaşın ardından 2003’teki Gül Devrimi’ne kadar burada yaşayan insanların yapılara kendi ihtiyaçlarına göre müdahalelerde bulunmuş olmaları. Sovyet yapılaşma kurallarına göre yetişkin başına on metrekare alan düşüyordu ve daireleri diğerleriyle paylaşmak zorunluydu. Yönetim konut ihtiyacını karşılamak için binaların önüne yapılan çelik strüktürler ile binaların büyütülmesini onaylamış ancak bir noktadan sonra bunu kontrol edemez duruma gelmiş. Halen inşa edilmiş ancak inşaatı tamamlanmamış boş çelik strüktürleri etrafta görebilirsiniz. Birliğin dağılmasından sonraki kuralsız dönemde, yasaların ve düzenlemelerin yokluğunda Gldani’de mimari, konut binalarına yapılan eklerle gelişmiş: balkonların demir strüktürler ile Karadeniz bölgesine özgü imkansız eklerle büyütülerek ikinci bir salon haline getirilmesi, bahçelerin zemin kat ile birleştirilerek bireysel işgali, peyzajın çitlenerek bahçe tarım alanlarına dönüştürülmesi, garajların dükkanlara ya da konutlara dönüşmesi, kat planında yapılan değişiklikler sonucu cephe açıklıklarının her katta farklılaşması gibi. “Kamikaze loggia” adı verilmiş olan bu çıkmalar, yapılara tekinsiz bir karakter veriyor fakat bir yandan da bireysel işgalin ve kendi kendine büyüyen bir kurguyu temsil ediyor. Sovyet bloklarının bu yapıyı taşıyan bir altyapıya dönüştüğünü gözlemleyebiliriz. Küratöryal ekibin Gldani’yi seçmesinin sebebi binaların yetmediği, kente göç sonucu konut ihtiyacının olduğu bir zamanda burada kendi kendine üretilen mimarlığın ve bedelsiz kentleşmenin (bknz. İhsan Bilgin) altını çizmek. Bunu yapmak için küratörler büyük bir özveriyle sempozyumdan başlayarak yere özgü mimari yerleştirmeler, iç mekanda çağdaş sanat ve mimarlık arasında gidip gelen sergiler ile gösterimlerden oluşan yoğun bir program hazırlamışlar.

Gldani; fotoğraf: Onur Ceritoğlu
Kamikaze loggia; fotoğraf: Onur Ceritoğlu
Blok 76 (Gigi Shukakidze ve Lali Pertenava); fotoğraf: Sandro Sulaberidze
Ben Uzaktayken Evimi Koru (Nika Kutateladze)
Kazan Dairesi (David Brodsky); fotoğraf: David Brodsky
Kızıl Pencere (Rejiro Wada); fotoğraf: Eric Duch
İnşa Edilecek (Adrian Judt ve Helene Schauer); fotoğraf: Judt & Schauer

Gldani’ye yayılmış serginin parçası olan Gigi Shukakidze ve Lali Pertenava’nın kürate ettiği Blok 76, bina sakinlerinin yaşam alanlarını sergileyen, tartışmaya açık ve cesur bir çalışma. İzleyiciler bina sakinlerinin evlerine misafir olup banyolara, salonlara, yatak odalarına konumlandırılmış küçük yerleştirmeleri gezebildi. Bir belgesel ya da akademik bir çalışmada karşılaşabildiğiniz bu tür bir içeriğin bu şekilde erişilebilir hale getirilmesiyle kişisel yaşamların gösteri malzemesine dönüştüğü söylenebilir fakat sakinlerin misafirperverliği ve kendilerine duyulan ilgiden memnun olmaları bu eleştirinin derecesini hafifletiyor. Nika Kutateladze, içindeki eşyalarla birlikte dikenli dallarla kapladığı yere özgü yerleştirmesine “Ben Uzaktayken Evimi Koru” [To Protect My House While I’m Away] adını vermekte. Yerleştirme, yakın bir tarihte kanlı bir iç savaş geçiren Gürcistan’da yerinden edilen insanların evlerini, köylerini yağmadan korumak amacıyla onları bu şekilde geride bırakma ihtimalini akla getiriyor. Yerleştirmenin görsel zenginliği, rüya ile fantastik bir film arasında kalan mekanları çağrıştırıyor. Tiflis merkezindeki evini “Kazan Dairesi” [Boiler] ismiyle açan David Brodsky bu mekanı bienal boyunca bir buluşma yeri haline getirdi. Yarısı yıkıntı olan 19. yüzyıldan kalma tuğla evin birinci katına sokağa taşan bir merdivenle pencereden giriliyor. Her akşam farklı DJ’lerin çaldığı mekan, bienal partilerini de misafir etti. Bu mekan Tiflis’in merkezinde konumlanan stadyumun altındaki “Bassiani” ve Kazan Dairesi’ne bitişik “Cafe Galery” gece kulüplerine yapılan polis baskınını ve sonrasında parlemento binasının önünü halen işgal eden tekno müzik severlere atfedilmiş gibi. Buranın bienal haftası boyunca akşamları bir araya gelinen bir merkez olması önemli. Rejiro Wada, “Kızıl Pencere” [Scarlet Window] işiyle mekan ve Sovyet geçmişiyle alakalı, göze parmak sokarak da olsa şiirsel bir ilişki kuruyor. Sovyet konut blokunun en üst katında yer alan pencereleri, içi Gürcistan şarabı ile dolu çift camla değiştiriyor. Bu kat, Sovyetler zamanında ortak alan olarak planlanmış olsa da sonradan konut işleviyle işgal edilmiş. Yirminci kattan mikro-semte muazzam bir noktadan bakan bu pencereler modernist prefabrike blokları kızıla boyuyor. Adrian Judt ve Helene Schauer ise maviye boyanmış bir podyumun üstüne temel inşaat malzemelerini dizerek semt sakinlerine sunuyor. “İnşa Edilecek” [To Be Constructed] adlı işin kurulumunun ertesi günü bütün malzemeler (ç)alınmış. Sokağın ortasında karşınıza inşaat malzemelerinin toz izlerinin kaldığı bir podyum-kaide ortaya çıkıyor.

Eski KGB (Devlet Güvenlik Komitesi) binasında Sophia Tabatadze ve Tinatin Gurgenidze’nin kürate ettiği sergide Ceren Oykut’un yere özgü animasyon ve desen çalışması mekanın camlarını kullanıyor. “Topoğrafya Adam” [Topography Man] animasyonu siyah yağlıboyanın üstüne yansıtılan projeksiyonda, evini kendi bedeninde bulan bir adamın hikayesini anlatıyor. Bu işin yer aldığı salonun tam karşı köşesinde İstanbul’da yıkımdan kurtarılan bir pencerenin Gürcistan’a kadar ticaretinin yapılmasını anlattığım fotoğraflar ve Doğu Karadeniz otoyolu haritası duruyor. Çıkmacılar’ın yanına Facebook’ta İstanbul’dan ikinci el kapı pencere reklam ilanı ile satış yapan Tiflisli bir çıkmacıdan aldığım pencereler ve İstanbul’da yıkımlardan kurtardığım sensörle çalışan çıkma zil kutularını koydum. Serginin mimari ve kentsel araştırma odaklı ikinci kısmında ise Nazlı Tümerdem ve Gözde Şarlak ile “İstanbul Yetmez” [Istanbul is not enough] başlığında üç araştırmamızı manifestolaştırmaya çalıştığımız metin ve video ile dahil olduk. Nazlı, İstanbul’un kuzey ormanlarındaki yürüyüş rotalarında gerçekleştirdiği projesi İstanbul Walkabouts’u, Gözde ise Surdibi bostancıları ile yürüttüğü araştırmanın kavramsal çerçevesini paylaştı. Üçümüzü bir araya getiren, araştırmalarımızın hem sosyal hem mekansal açıdan periferide yaşayan olgulara odaklanması ve etnografik araştırma yöntemleriyle kentsel çalışma yöntemlerini bir araya getirme çabamız. Sempozyumda “Kamu ve Muhalif-Kamu” [Publics and Counter-Publics] başlıklı panelde Merve Bedir’den Umut Arşivi projesini, kentsel ve kırsal mekanda verilen adalet mücadeleleri bağlamında dinledik.

Sergiden genel görünüm; fotoğraf: Guram Kapanadze
Sergiden genel görünüm; fotoğraf: Guram Kapanadze
Köprü binası fotoğraf sergisi; fotoğraf: Tako Robakidze
Topoğrafya Adam (Ceren Oykut); fotoğraf: Sandro Sulaberidze
Island (Onur Ceirtoğlu); fotoğraf: Onur Ceritoğlu
Kopyala-Yapıştır Yaşam; fotoğraf: Sandro Sulaberidze
Reinier de Graaf'ın konuşmasından; fotoğraf: Tako Robakidze
Bienalin kapanış etkinliği; fotoğraf: Anna Gujabidze

Her bienalin yıldızı boldur; TAB’ın yıldızı da sempozyuma katılan OMA ortaklarından Reinier de Graaf idi. Askeri kamuflaj pantolonuyla 2017’de yazdığı Dört Duvar ve Bir Çatı: Basit Bir Mesleğin Karmaşık Doğası [Four Walls and a Roof: The Complex Nature of a Simple Profession] adlı kitabını konu alan bir sunum yaptı. Onun varlığı, Tiflis’in dış sermayeye açılma çabasının bir simgesi. Birkaç sene içinde Tiflis’in inşaat ve altyapı girişimleriyle çılgınca değişeceğini düşünmemek elde değil. Yine de bienalin ana kurgusu için küratöryal ekibin büyük isimlerle yerel aktörler arasındaki dengeyi oldukça iyi kurduğunu düşünüyorum. Ülke pavyonları gibi sınırlamalar olmaksızın mekanlara yayılan işlerle bir fuardan ziyade zihinsel egzersiz, deneysel mekansal yerleştirmelerin ağır bastığı bir ortam üretilmiş. Konunun kayıt dışı mimarlık olduğu bir bienalde mimarlar tarafından yapılan müdahalelerle çağdaş sanat işlerinin yan yana durması da anlamlıydı. Mimarinin temsil araçlarının yetmediği yerde sanatın deneyimlenebilirlik ve ilişkisel özellikleri devreye girerek bienalin bütüncül bir anlatı kurması sağlanıyor.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL