Bir Mimari Tasarım Stüdyosu Ekolü: İTÜ

AYŞE ŞENTÜRER

Stüdyodan Notlar'da bu ay Ayşe Şentürer İTÜ mimari tasarım stüdyosu ekolünü tasarım ekseni, stüdyo çeşitliliği ve seçim özgürlüğü üzerinden değerlendiriyor.

Az-buz değil 11 Nisan 1977’den beri bu ortam ve binadayım. Yani İTÜ Mimarlık Fakültesi ve Taşkışla binasında! Önce tek bölümlü Mimarlık Fakültesi’nin lisans öğrencisi, sonra Bina Bilgisi / Mimari Tasarım Programı’nın yüksek lisans ve doktora öğrencisi, aynı zamanda Ekim 1985’den itibaren Mimarlık Bölümü içinde Mimari Tasarım Birimi asistanı ve 1992 itibariyle de öğretim üyesi olarak. Araya epeyce yurtdışı mimarlık okulu girmiş olsa da ki karşılaşma ve karşılaştırma imkanı açısından −Harvard GSD’den AA’e, RMIT ve Chinese University of Hong Kong’dan EMU/DAÜ’ye, Cincinnati DAAP’den The New School: Parsons School of Design’a− önemli deneyimlerdi; kuşkusuz Taşkışla ve özellikle İTÜ Mimarlık Bölümü ve Mimari Tasarım grubuyla olan bağım bambaşka! Ve Nurbin Paker Kahvecioğlu, editörlüğünü yaptığı bu yazı dizisinde “mimari tasarım stüdyosu” ile ilgili bir yazı yazmamı istediğinde düşündüm ve tanıklık ettiğim, içerisinde yer aldığım İTÜ mimari tasarım stüdyosu ekolü üzerine yazmaya karar verdim. Bu ekolün bir parçası olan kendi mimari tasarım stüdyo yaklaşımımdan da kısaca bahsedeceğim.

Tabi burada öncü bir okul ve kurumdan söz ediyoruz, mühendislik eğitimi içinden yükselen bir mimarlık fakültesi. Okul “Yüksek Mühendis Mektebi” olarak anılırken “Mimarlık Şubesi” ilk mezunlarını 1940 yılında veriyor ve ardından 1944 yılında, Taşkışla’nın da yenilenmesiyle birlikte, şube fakülteye dönüşüyor. Aynı yıl üniversite de İstanbul Teknik Üniversitesi adını alıyor. Mimarlık Fakültesi kurulan ilk dört fakülteden biri olarak akademik faaliyetlerini sürdürüyor.1 Tarihi bir binada, mekanları ve programıyla “yeni” bir okul. 1944 yılı, henüz İkinci Dünya Savaşı bitmemiş; kurucuları2 arasında bir kısmı savaş esnasında Almanya’da bulunan, bir kısmı Almanya faşizminden kaçarak Türkiye’ye gelmiş kişilerin yer aldığı bir okul.

Ve Bauhaus’dan etkilenimle oluşturulmuş bir program söz konusu. Dolayısıyla “Mimari Proje Dersleri ve Tasarım Stüdyoları” tartışmasız eğitimin omurgasını oluşturuyor. Başka atölyeler de var. Yavuz Görey ve Şadan Bezeyiş’in temel tasarım, modelaj ve resim atölyelerini benim gibi 1970’lerin sonu 80’lerin başında öğrenci olmuş herkes hatırlayacaktır. Tabi mimari proje stüdyolarındaki araştırma, tartışma imkanları... Örneğin, daha ikinci yarıyıl öğrencisi olarak Ferhan Bey’le (Ferhan Yürekli) nasıl tartıştıysam (Boğaz kıyısında bir lokanta tasarlıyorduk), proje kartıma tartışmaya ilişkin bir not düştüğünü daha sonra beşinci yarıyıl stüdyosunda öğrencisi olduğum Nigan Hanım’dan (Nigan Bayazıt) duyuyordum. Ve fakülte kitaplığı! Bugün de olduğu gibi, öğrenciyken bize gösterilen birinci adresti, stüdyo ve dersler dışında bütün zamanımızı kitaplıkta geçirirdik. Bu durum hiç değişmedi! Bugün de “kitaplık” her zaman sokak, şehir gibi en çok gösterdiğimiz adres.

O gün de bugün de adları ve kendileri kocaman hocalarımız! Öğrencilik dönemimde denk geldiğim dekanlar Doğan Kuban, Hande Suher ve Ahmet Keskin’di (tabiri caizse, Şeker Ahmet, “Ne olur çocuklar duvarlara yazı yazmayın, ben size hazır kartonlar vereyim onların üzerine yazın, asın” dediğini hatırlıyorum). Bir okulun, üniversitenin kadrosu tabi ki çok önemli fakat öğretim üyelerinin bakış açısı hepsinden önemli. Yine kendi öğrenciliğimde olduğu gibi bugün de ve daha fazlasıyla bu “açık ve geniş” bakış devam ediyor, yani mimari tasarım stüdyolarında! İTÜ Mimarlık Fakültesi ve özellikle mimari tasarım stüdyolarının en önemli özelliklerinden birinin bu olduğunu söyleyebilirim: “Öğrencisiyle yatayda kurduğu ilişkiyle birlikte araştıran, öğrenen tutum.” Bu tutum okulun başarısının ve üretiminin ardındaki en önemli unsurlardan biridir. Bu konuya tekrar geleceğim. Bu tutumun, hatta daha da ileri bir seviyesini, sürpriz bir şekilde ileri yaşına rağmen okula dönen ve stüdyoda asistanı olduğum Kemali Söylemezoğlu’nda da o dönemde görmek beni çok mutlu etmişti. Malum, İTÜ Mimarlık Bölümü öğrencileri stüdyolarını seçer! Öğrencilik ve asistanlık dönemimde, başarılı öğrencilerin istedikleri stüdyoya gitme olasılıkları daha yüksekti. Kemali bey ise, “tercih yapmamış veya istediği gruba düşememiş bütün öğrencileri bana verin” derdi! Yani, mimari projede çok da yüksek bir başarı gösterememiş bütün öğrencilere talipti!

Taşkışla ise bu yapıda başlı başına bir unsur, fakat bir mimarlık-mühendislik okulu için yapılan başarılı yenilemenin bu durumda payı çok fazla. Bilindiği üzere Taşkışla hem eski ve tarihi olanı hem de yeni ve çağdaş olanı içinde taşır. Ve 1940’ların bu dili ve içeriği bugün de hala yenidir! Çelik konstrüksiyonlu stüdyoları, kısaca Çatı 1, 2, 3, 4’ü, kütüphanesi (çok severiz), bir hafta sonu Taşkışla’yı bir otele çevirme hayalleri içinde hunharca sökülüp atılmış olsa da 1980’lere kadar var olabilmiş bahçe ve boğaza nazır öğrenci yemekhanesi, atölyeleri, kürsüleri ve sonradan tasarlayan değerli hocamız Nezih Eldem’in adıyla anılan, meşhur 109 konferans salonu ve tabi avlusuyla... Taşkışla’yı otel yapma salvosu ise, benim de hocam olmuş, Erol Bey (Erol Kulaksızoğlu) önderliğinde ve diğer hocalarımızın da katkısıyla hukuk yoluyla atlatılmış ve Taşkışla’nın tapusu resmen İstanbul Teknik Üniversitesi’ne geçmiştir. Devamında gelen yenilemelerde de, koruma ve yenilemeyi bir arada dikkate alan bu anlayış sürdürülmüştür. Örneğin 200 öğrenciyi ağırlayabilen yine çatı katında yer alan 3400’ün birinci sınıf stüdyo eğitiminin mekanı olarak okulda özel bir yeri vardır. Kısaca, 19. yüzyılın görkemli kemerli yığma yapısı 1944 yılında, kaset ve nervürlü döşemeleri, çelik çerçeveleri ve eğitim programı ile müthiş yeni bir okul haline gelmiştir… Mezunları da İTÜ Mimarlık Bölümü ve Taşkışla’yı hiç unutmaz, her daim destek ve katkılarını sunarlar ki uzunca yıllar süren destekleriyle burada pek çok isim sıralanabilir.

İTÜ Mimarlık Fakültesi, Taşkışla giriş holü sergi nişi (Temmuz 2018, MTSP1 sergisi)

İTÜ Mimarlık Fakültesi 1944 sonrası da çeşitli eğitim reformu, akademik ve yönetsel değişimler geçirmiştir, 1955, 1973, 1974 reformları (lisans eğitiminin 10 yarıyıldan 8 yarıyıla düşürülmesi), 1981, 1982 ( İTÜ Mimarlık Fakültesi ile Maçka Mimarlık Bölümü’nün birleştirilmesi), 1993, 1996 (%30 İngilizce Programları) ve 2010 reformları (%100 İngilizce programına başlamak) gibi. Bense burda, kısaca, tanık olduğum, hafızamda yer eden, tasarım stüdyolarını da etkileyen bazı değişikliklerden söz edeceğim. Bunlardan biri, bölüm sayısının üçten beşe çıkarılmasıydı. Yani Mimarlık Bölümü sonrası kurulan ikinci bölüm Şehir ve Bölge Planlaması (1981), üçüncü bölüm Endüstri Ürünleri Tasarımı’ndan (1993) sonra İç Mimarlık ve Peyzaj Mimarlığı bölümlerinin eklenişi (2002). Bölüm sayısının artırılmasına, o dönemde özellikle biz genç akademisyenlerin nasıl karşı çıktığını, yerine güçlü yüksek lisans programlarının olması gerektiğine vurgu yaptığımızı, buna karşılık eğer bizim dışımızda bu karar alınacaksa da bunun ancak “ilk üç yarıyılı ‘Mimari Tasarım’ Grubu tarafından verilen ortak projeler ile olabileceği” konusunda nasıl ısrar ettiğimizi gayet iyi hatırlıyorum. Ki sonunda da karar, en azından, öyle geçti! Mimarlık, iç mimarlık ve peyzaj mimarlığı öğrencileri ilk üç yarıyılı Mimari Tasarım Grubu tarafından yürütülen “mimari proje” derslerinde birlikte okudular. Bir diğer etkileri güçlü, hatta sarsıcı karar ise lisans programlarını yürüten bölümler altındaki anabilim dallarının 2009’da kaldırılışıydı! Böylece bölümler tek bilim dallı hale geldi ki yine Mimari Tasarım Grubu bu karara büyük ölçüde katılmamıştı. Neyi kaybettiğimizi sonra çok iyi anladık! Çünkü bu akademik birimler her türlü kararın uzun uzun tartışıldığı, üniversite içindeki demokrasiyi temsil eden, aşağıdan yukarı karar alma süreçlerinin en önemli organıydı.

Gelinen en son ve büyük değişiklik ise “Temel Stüdyo (TES)” adı altında fakülte içindeki tüm bölümlerin ilk üç yarıyılının birleştirilmesi oldu (2015) fakat bu stüdyoları verecek kişilerin mimari tasarım ve/veya tasarım uzmanlığı ile sınırlandırılması gibi bir durum söz konusu değildi. Ve ilk üç yarıyılın eğitimi bölümlerden çıkarılarak dekanlık inisiyatifine geçti. Yani bölümler eğitim programını ancak dördüncü yarıyıldan itibaren programlayabiliyorlar. Böylesine önemli bir değişiklik fakülte çapında hiçbir zaman yeterince tartışılamadı. İçinde yer aldığım mimari proje derslerini veren “Mimari Tasarım” Grubu ise, neden bu kararın bu şekilde verilmemesi gerektiği, bunun ihtiyaç duyduğu akademik ve teknik altyapılar ve benzeri konuları kendi içinde pek çok (enformel) toplantı ile tartıştı; sonuçlarını çeşitli yazılar ile fakülte ve üniversite yönetimlerine bildirdi. Bununla birlikte, bu yazılar yukarıdan aşağıya böyle bir kararın alınmasına engel olamadı. Sonuçlarını ise hep beraber yaşıyoruz… Konu uzun, tartışmaya açık, fakat bir an önce hala gücünü koruduğunu düşündüğüm İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü stüdyo ekolüne gelmek istediğim için, satırbaşlarıyla bu kısa tarihçeye değinmek istedim. Fakat eğer anabilim dalları kaldırılmasaydı, “sonuç farklı olabilirdi” demeden de kendimi alamıyorum. (Bu süreçte anabilim dallarının kaldırılmasından sonra, bölüm başkanlarının seçimle gelmesi ve ardından da dekanların seçimle gelmesi de üniversitede rafa kalktı! Sonrası malum, bugün rektörler de aday gösterilmek üzere dahi de olsa seçilemiyor. Kısaca karar süreçlerinin akademik ortam ve sonuçlarını güçlü bir şekilde etkilediğini söyleyerek bu konuyu şimdilik kapatabiliriz.)

Hoşluk ve gururla hatırladığım bir karar ise “Bina Bilgisi” adından “Mimari Tasarım” adına geçişimiz, bunun için bölüm, fakülte ve üniversite senatosunu ikna edişimiz, ve böylece Türkiye’de “Mimari Tasarım” adlı ilk anabilim dalı ve yüksek lisans, doktora programı oluşumuz (2002)! Bir diğer ilk, ABD içindeki mimarlık okulları akreditasyon kurumu NAAB’nin ABD dışından başvurusu üzerine değerlendirmeye aldığı ve akreditasyonunu onayladığı ilk mimarlık bölümü oluşumuz ki ö dönemde Avrupa’daki pek çok mimarlık okuluna örnek olarak gösterildiğine, bir uluslararası toplantıda (2005, Roma Dünya Mimarlık Okulları Temsilcileri Toplantısı) kendim tanıklık etmiştim. İTÜ Mimarlık Bölümü’nün son dönemlerde altı çizilen bir başarısı ise şu meşhur listelerden URAP’da (University Ranking by Academic Performance)3 Türkiye’den ilk 100’de yer alan tek okul/bölüm oluşuydu. Son dönemlerde çeşitli nedenlerle kadrosundan epey güç kaybetmiş olsa da (ki ben özellikle gençlerin eninde sonunda bölüme döneceklerine hala inanıyorum) Mimarlık Bölümü ve Mimari Tasarım Grubu, taşıdığı bu nitelikleri, özellikle “mimari tasarım stüdyo” ekolüyle bu potansiyelini sürdürecektir.

Ve mimari tasarım stüdyolarına gelecek olursam, başından söyleyeyim, çokluk, çeşitlilik kadar kurumların başarısı ve verimliğinde okula, ekole de inanıyorum ve onları üst ölçekteki çokluğun önemli bir unsuru olarak görüyorum. Bu kuru bir inanç değil, kuramsal ve akademik olarak da tartışılabilir, ortaya konulabilir bir durum. Yukarıda kısmen okulun program, bina, kadro ve bakış açısı özelliklerinden bahsettim şimdi bunları mimari tasarım stüdyosu özelinde, anahtar durumlar üzerinden açmaya çalışacağım.

Tasarım Ekseni, Stüdyo Çeşitliliği, Seçim Özgürlüğü
Mimarlık eğitim programı içindeki yerleri, yatay ve düşeyde ilişkileri genel olarak tarif edilmiş, bununla birlikte her dönem “nihai tema, içerik ve programın” dersi ya da stüdyoyu veren öğretim üyesi tarafından özgürce belirlendiği bir “mimari projeler dersi/stüdyosu serisinden” söz ediyoruz. Dolayısıyla çok ve çeşitliler! Ve öğrenciler de bu çok ve çeşitli seri içinden özgür iradeleriyle bir tercih yapıyorlar. Hem okulun hem öğretim üyesinin hem de öğrencinin bir arada inisiyatif aldığı bir sistem. Dolayısıyla heyecan ve başarısı yüksek. Buna yukarıda değindiğim, “öğretim üyesinin öğrenci ile aynı düzlemde konumlandığı, birlikte araştırıp ürettiği pedagojik anlayış ve tasarlama yaklaşımını” da eklediğinizde motivasyonu, üretim ve performansı yüksek bir ortam çıkıyor. Öyle olmadığı durumlar yok mu? Mutlaka oluyor; işte o zaman bu stüdyoların, bu ekol, tutum içinde yer alamadığını söyleyebiliriz!

Tasarım ekseni ise okulun kuruluşundan bu yana en önemli özelliklerinin başında geliyor. Gerek fakülte içinde gerekse fakülte dışında bu konuyu anlatmak üzere kendi aramızda ve herkese açık ne çok toplantı yaptığımızı bütün ekip ve okul biliyor. “Mimari tasarım” alanının bir bilim dalı ve onun eğitiminin de bir “pedagojisinin” olduğunu ve özellikle “mimari tasarım” temelli bir eğitim ve öğrenimin imkan ve kazanımlarını tekrar tekrar anlatmak gerekiyor. Yararlı tartışmalar… Başka okullar, kişiler başka şeyleri önemli görüyor ve önceliyor olabilir, burada da bir sorun yok.

Örneğin, bu tutumun eğitim programına yansımalarından biri, birinci yarıyıldan itibaren mimari proje ders ve stüdyolarının programda yer alması. Yani önce öğren sonra tasarla değil, “tasarlayarak öğren.” İTÜ’de bu hep böyle oldu, umarım bundan sonra da devam edecek, ki dünyada da son on, on beş yıldır önemli bir eğilim olarak tekrar tekrar altı çiziliyor; İngilizcesiyle, “research by design.” Bu benim uzun yıllardır deneyimlediğim, bilimsel olarak takip ettiğim bir konu. Üstelik yüksek lisans stüdyoları ile lisans stüdyolarını karşılaştırıyorum ve tereddütsüz “tasarlayarak öğrenme” hem kalıcı hem yaratıcı olması nedeniyle önden koşuyor. Bu tutumun kazanımları, “pek çok şeyi bir arada düşünme, analiz etme / anlama, ilişkilendirme, ortaya koyma ve bundan bir sonuç çıkarma becerisi.” Yani “tasarım” olgusunun ve bunu “mimarlık” bağlamında yapmanın kazanımlarından söz ediyorum.

Bu olguyu İTÜ mimari tasarım stüdyoları içinde destekleyen unsurlardan biri, öğrencinin süreçteki belirleyiciliği. Proje içerik, program ve adımları tarif ediliyor fakat önerinin içerik, program ve projelendirilmesi öğrencinin inisiyatifinde. Kısaca “mimari program ve onun mekansal, materyal yapılandırılması” öğrenci tarafından geliştiriliyor. Tabi bu süreç yoğun bir okuma-araştırma, seminer-sunuş, tartışma ortamı ve jürilerle destekleniyor. Stüdyoların bahsetmeden geçilemeyecek bir diğer özelliği kent ve çevreyi anlama süreçlerini stüdyoya dahil etmeleri; bunun için alanda geçirilen zaman ve buna bağlı teknik geziler. Teknik geziler, herhalde aynı zamanda, İTÜ Mimarlık Bölümü öğrencilerinin hafızalarına kazınan en önemli anılar da oluyor. Aynı zamanda grup çalışmasını ve işbirliklerini de destekliyor. Örneğin kendi stüdyomda, çalıştığımız şehri önce hep beraber gruplar halinde bir işbirliği içinde inceliyor, belgeliyor, üzerine konuşuyoruz, sonra herkes bu ortak havuzu kullanarak ayrı ayrı nerede çalışacağına ve nasıl bir program geliştireceğine karar veriyor. Yoruma ve katkıya açık olmak diğer bir önemli unsur.

Bir yarışma projesi anlayışıyla kurgulanan ve ilan edilen diploma projeleri formatı ise, yine okulun kuruluşundan bu yana sürdürdüğü özelliklerinden birisi. Bu konu zaman zaman tartışılsa da, öğrencilerin yönlendiriciliğinde proje geliştirmenin son adımı olarak benimsenen bir tutum. Evet, kısaca, İTÜ Mimarlık Bölümü mimari tasarım stüdyolarının, başından beri, (dünya çapında) tasarımcı, inisiyatif alabilen, önderlik yapabilecek mimarların yetişmesini hedeflediği söylenebilir. Ki sonuçlarını hem geçmiş dönem mezunlarından hem de bugünkü mezunlardan izlemek mümkün. Pek çok mezunumuz dünyanın en iyi mimarlık okullarına yüksek lisans ve doktora yapmak üzere kabul ediliyor, önemli burslar alıyor ve akademik ve pratik mimarlık ortamlarında yer alıyorlar. Ülke içinde de girişimci nitelik ve akademik pozisyonlar da yine ön plana çıkıyorlar.

Bu yönde, öğrencilerimizin daha lisans döneminde okula/ekole ekledikleri nitelikler söz konusu! Portfolyoları bunların başında geliyor. Eğitim programında özel bir portfolyo dersi olmamakla birlikte, her proje dönemi sonunda hazırladıkları magazin, kitap vb. üzerinden kazandıkları deneyimle tasarladıkları portfolyolarıyla dikkat çekiyorlar. “İTÜ beyazı”, “İTÜ parantezi” gibi kavramlar buralardan türemiş deyişler… Stüdyoların uzantısında İTÜ öğrencilerinin yarışmalardaki başarısı bir diğer dikkat çeken durum! Böylece daha öğrenciyken tasarım ve meslek pratiğine adım atmış oluyorlar; kurulmuş ekipler sonra yollarına proje/iş ortaklığı olarak da devam edebiliyor.

Bugün tüm fakülteyi kapsayan “dönem sonu sergi ve seminerleri” ise mimari tasarım stüdyolarından doğru gelişmiş çok önemli bir kazanım, imkan. Dönem sonunda yapılan Mimari Tasarım Stüdyosu Seminerleri’nde stüdyolar tüm stüdyo yürütücüleri ile birlikte dolaşılarak –ki öğrencilere de açık olarak− üretim süreç ve sonuçlarıyla değerlendiriliyor. Stüdyo yürütücüleri, proje sergisi üzerinden döneme dair bir sunuş yapıyor, varsa soruları cevaplıyor. Ayrıca yapılan Fakülte Sergi ve Seminerleri’nde (kolokyumunda) ise bu defa bölüm bazında aynı dönemde yer alan tüm ders ve proje stüdyoları oturumlar halinde yine yan yana sunuluyor, değerlendiriliyor.

Stüdyolar üzerinden açmak istediğim ve çok önemli olduğunu düşündüğüm bir diğer başlık ise okulu/ekolu yenileyerek taşıyan, taşıyacak olan genç akademisyenler, asistanlarımız! Ki böylece İTÜ mimari tasarım stüdyosu ekolünün bir diğer özelliğine geliyoruz. Stüdyoda öğrenciyi bir birey olarak gören tutum tabi “usta-çırak ilişkisine” inanmıyor! Deneyim farkı söz konusu, bu da önemli, fakat biri öğreten diğeri öğrenen iki ayrı pozisyon söz konusu değil. İçerikler birlikte hazırlanıyor, stüdyo birlikte yürütülüyor. Asistanken karşılaştığım bu tutum bugün de devam ediyor. Dolayısıyla asistanıyla, hocasıyla, öğrencisiyle herkes birlikte çalışıp, katkı veriyor. Hatta bu ortama biraz daha deneyimli lisans veya yüksek lisans öğrencileri de katılıyor, böylece stüdyo ortamı bir araştırma ve keşif ortamına dönüşüyor.

İTÜ Mimarlık Fakültes, Mimari Tasarım Stüdyoları Seminerleri (Haziran 2015)

Bu ekol içinde yer alan bizim stüdyodan da bahsedeceğimi söyledim fakat yazı yeterince uzadı ve bu konuda gelmekte olan bir kitap da var,4 dolayısıyla bu kısmı kısa geçeceğim. Yaklaşım olarak yukarıdaki açıklanan tutum içinde fakat özellikle “stüdyoyu bir tasarım ve mimarlık araştırması ortamı” olarak görüyorum. Asistanlarımız da öğrencilerimiz de bu sürecin çok önemli katılımcıları. Önlerine konulmuş bir tema ve yol haritası olsa da bu araştırmayı birlikte yapıyor, kenti ve mimarlığı, tasarım ve temsilin imkanlarını birlikte keşfediyoruz. Bu yönde “kentler” ve onların “eleştirel-yaratıcı” pozisyonlarını açığa çıkaran “kritik hatları / sınır-boyları” yine bu süreç ve araştırmanın önemli unsurları. Hedef ise bir yandan tasarım araştırması yapar ve sözü edilen kentsel aralıklar üzerinden yeni mimari pozisyonları açığa çıkarmaya çalışırken, diğer yandan öğrencilerin kendi araştırma, tasarlama ve ifade/temsil yöntemlerini bulmalarına, ortaya koymalarına imkan tanımak, destek olmak.

Belki bu kısmı son dönemde sıkça atıfta bulunduğum “stüdyo mottoları” ile bitirebilirim.
• Tasarlamak, sınır-boylarını tasarlamaktır: Metropoldeki kritik/sorunlu durumlar ile tasarımda eleştirel tutum arasındaki benzerlik ve geçişliliğe işaret eder. Anahtar kelimesi sınır-boyudur.
• Ne kadar temsil edersen, o kadar tasarlarsın: Eleştirel ve yaratıcı tutum almada, algılama, temsil ve tasarım arasındaki ilişkinin önemine işaret eder. Anahtar kelimesi mimari-sinematografik kesittir.
• Öngörüye karşı hayal gücü: Özgür düşünme ve yaratıcılığın temsil ve tasarımdaki önemine işaret eder. Anahtar kelimesi gelecek vizyonudur.

Ve son söz: Stüdyo, “bizim stüdyodur.” Herkes böyle ifade eder. Stüdyo, stüdyoya giren herkesin stüdyosudur!

“Bizim Stüdyo” Taşkışla 3505 (Nisan 2018, Future Visions Moscow, birinci jüri)

Notlar 1 “Tarihte Taşkışla” [https://mim.itu.edu.tr/tarih-ve-kultur-2/]
2 A.g.e.
3 [http://www.urapcenter.org/2017_Fields/Architecture.php]
4 TransStudio, YEM Yayın, 2020 (yayın aşamasında) (E. Büyüktopcu ile birlikte)

Kaynakça
Bu vesileyle, konuyla ilgili birkaç yazımı/yazımızı da bir küçük okuma listesi olarak önermek isterim:
• Üniversite Kenti / Kent Üniversitesi. Yapı. Mart 2016. 72-83. (Z. Dündar, N. Rasimoğlu, E. Üstün ile birlikte)
• ’Güncel’ ve ‘Öncü’ Mimarlık Gündeminden Eğitime Yasıma[YAN]lar. Arredamento Mimarlık. Mart 2011. 96-105.
• Sınır-boyu’na Git: Sınır-boyu sizi çağırıyor…. Architecture Unlimited, 1(1). 2016. 20-21.
• A view to Space and Design through PLAY: An architectural design studio research. The International Journal of Architectonic, Spatial, and Environmental Design. 10(2). 2016. 41-51. (Ş. Şoher, D. Çetin ile birlikte)
• Bir Tasarım Stüdyosu: Saklı İstanbul − Olası 2010 Gelecekleri / Eleştirel-Kültürel Sinematografik Kent Kavrayışları ve Mimari Açılımları. Yapı. Ağustos 2008. 38-45.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: