Bir Şehir Kurmak: Ankara 1923-1933

ALİ CENGİZKAN N. MÜGE CENGİZKAN

Vehbi Koç Vakfı ve Koç Üniversitesi VEKAM desteğiyle gerçekleşen “Bir Şehir Kurmak: Ankara 1923-1933”* araştırma sergisinin küratörleri ve aynı adlı kitabın editörleri Ali Cengizkan ve N. Müge Cengizkan’ın üç gün boyunca konuşarak ve yazarak gerçekleştirdikleri söyleşi, erken Cumhuriyet dönemi Ankarası üzerine özgün bulgular ve yeni tartışma alanları sunan çalışmayı aydınlatmayı hedeflemekte.

NASIL BAŞLADI?
Ali Cengizkan: Ben şunları anımsıyorum; uzun önsözde de değinmiştik: 2002 yılından beri Ankara Enstitüsü Vakfı üzerinde olan ve iki-üç kez yayınlama girişiminde bulunduğumuz “Ankara Şehremaneti Mektupçusu Tahsin Beye” albümündeki fotoğraflar üzerinden iki yazı yazmıştım. Ayrıca Ömer Türkoğlu’nun, dönemin Hakimiyet-i Milliye gazetelerinden derlenmiş eski Ankara, İsmet Paşa Mahallesi ve Yeni Şehir haberleri, makale halinde, yayımlamayı düşündüğümüz albüm kitabı için beklemekteydi. Sonra Yener Baş, ODTÜ Kentsel Tasarım doktora programında tezini bitirdi ve fotoğrafları onunla da paylaşarak, söz konusu kitapta yer alabilecek bir yazı ısmarladım. Yıl 2009 olmalı. Proje hayata geçirilmek üzere beklemeye koyuldu. Aynı yıllarda albüme koşut olarak Ankara üzerine de çalışıyordum kuşkusuz. 2002-2004 arasındaki çalışmalardan pek çok makale ve bir kitap çıktı: 2004 Sedat Simavi Sosyal Bilimler Ödülü’nü kazanan Ankara’nın İlk Planı: 1924-1925 Lörcher Planı. Bu çalışma, erken Cumhuriyet Ankarası algılarını değiştirdi; pek çok tez ve yan araştırmaya kapı araladı. Ama biz, biliyorsun, çalışmaları sürdürdük. “Baraka” peşinde Dışkapı’daki İsmet Paşa Mahallesi’ne o kadar sürekli ve sık gittik ki, 2019 başında artık yıkılmış mahallede dolaşırken önümüzü çevirdiler: “Abi sen bir kızın fotoğraflarını çekip getirmiştin, bak o şuradaki abla... Bizim çocuklarınkini de çeksene?”

“Oralı olmak, oralı olmaktan geçer.” Bir noktadan sonra kendi kendime böyle söylenmeye başladım. Son yirmi yıldır, mimarlık ve kent tarihi, mimarlık eleştirisi araştırma çalışmalarında “yer”le ilgili kuru saptamalar, akademik çıkarımlar, rafta kalan kitap çalışmaları değil, sonuç alan araştırmalar yapmak gerektiğini düşünegeldim. Kendi öğrencilerime de bunu aşılamaya çalıştım. Bundan kasıt pragmatik, yararcı, kısa vadeli çalışmalar değil: Bilgi üreten, zihniyet değiştirmeye katkıda bulunan; farklı bakan, ancak bunu hep araştırma alanından yapan çalışmalar… Senin de önce mimarlık yüksek lisans araştırman ve sonrasındaki yayın, sergi ve özellikle Mimarlar Odası Anma Programı çalışmalarındaki pozisyonun öyle değil miydi?

N. Müge Cengizkan: Bu sergi ve yayınındaki pozisyonumu bu noktada şöyle netleştirmem iyi olur. Senin Ankara ve konut üzerine 17 yıllık birikiminin üzerine yoğunlaşarak, bir ekip olarak bir yılda çıkardığımız bu sergi ve kitabında, başından beri koordinatör ve araştırmacı pozisyonum, içeriğine müdahil olmaya başladıkça ortak küratörlüğe evrildi. Bu noktadaki katkımın, aramızda az-zararlı gerginliklere de yol açsa, daha çok süzme, damıtma, ilintileme yönünde olduğunu not düşmeliyim.

Sen akademide mimari tasarım ve mimarlık tarihi çalışmalarında biraz önce bahsettiğin gibi bilgi üreten, sonuç alan araştırmalar izleğinde yürüdüğün için, bu birikimi bir çıktıya dönüştürmek üzere önümüze koyduğumuzda bir “araştırma sergisi ve yayını” izleğini takip etmek, en azından başlangıçta ikimize de doğru göründü bence.

Sergiden görünümler; fotoğraflar: Duygu Tüntaş

AC: Konut üzerine ilgim, 1980’li yılların başından beri geliyor. Yüksek lisans tezim bir komşuluk olgusu çözümlemesi üzerine. Bu derin ilgi ve aidiyet, beni doktora çalışmama yönlendirdi: Kapsamlı bir 20. yüzyıl ortası Ankarası konut tarihi: Türk Konut Mimarlığında Söylemsel Oluşumlar: Ankara 1948-1962. 1999 yılında tezi hazırlarken jüri üyelerinden bazıları, “1950’ler de tarih kapsamına mı girdi?” diye eleştirdiler. Evet, girdi ve bu alan açıldı önümüzde; bu çalışmayı da kitaplaştıracağım kısa zamanda. 2002 ile birlikte ODTÜ’de konut ve barınma odaklı bir araştırma dersi açtım ve 15 yıla yakın yürüttüm. Konut ve barınma her zaman merkez ilgi alanımda oldu. ODTÜ’de 2002’de disiplinlerarası “Konut Çalışmaları Yüksek Lisans Programı” önerisinde bulundum, Murat Balamir hoca dışında katkıda bulunan olmadı. Oysa konut, inşaat sektörünü ayakta tutan bir pratik alanı ve aynı oranda da belirleyici bir ekonomik alan… Tasarımı, tarihi, uygulaması, hizmet sektörü ile konut ve barınma kültürüne yönlendiren yanlarıyla tam bir alt disiplin. Dolayısıyla yıllar içinde konut ve barınma üzerine ve Ankara odaklı pek çok araştırma, ders içi çalışma ve tez çalışmasını yaptırma fırsatım oldu.

TEMSİL VE YÖNTEMİN BELİRİŞİ
NCM: Yenişehir’i üç boyutlu kurma konusunu ilk önce “maketi” bir temsil alanı olarak kullanarak yapmayı düşünmüştük: Albüm odaklı bir fotoğraf sergisine eşlik edecek olan bu maketle, albüm fotoğraflarını tarihlediğimiz 1926-1929 aralığını daha iyi yansıtacak ve dönem Ankarasını daha iyi anlatmış olacaktık. Sonra VR/AR teknolojisinin olanaklarını düşündük ve bir sanal “ayağa kaldırma” projesinin fikrini ilk kez yokladık. Bu fikir çevresinde 10-15 gün dönendikten sonra, ağır emek yükü ve gerektirdiği bütçeye karşın, yapmaya karar verdik. Karar verdiğimiz anda da bütçe sağlayacak bir kurumun desteğini aramaya başladık. Sabırla izlediğimiz sekiz aylık uzun bir sürecin sonunda Vehbi Koç Vakfı, projeyi doğrudan ve ortaksız üstlenmeyi kabul etti. Açıkçası Vakfa ve Genel Müdürü Erdal Yıldırım’a çok şey borçluyuz.

Üç boyutlu kurma girişimi, fiilen 1936 Jansen Yenişehir Planı ile başladı. Ancak daha önce yayınladığın Yenişehir Havagazı Hatları Planı (1928), Yener Baş’ın sağladığı en erken kadastral planlar (1933-1939), hatta 1957 Yücel-Uybadin Ankara Plan paftalarında altlık olarak kullanılan oturum çizgilerinden de, 1923-1933 aralığındaki yapı “varlığı” ve “planimetri bilgisi” çıkarıldı. Bulguları, çalışmanın sonuna doğru, Ankara’nın ilk hava fotoğrafları olan, Harita Genel Komutanlığı 1939 hava fotoğraflarındaki çatı görüntüleri ve kırılmalarıyla karşılaştırarak, adeta bir sağlama yaptık.

AC: Jansen Yenişehir Planı’nda ilgilendiğimiz “Yeni Şehir”, Sıhhiye-Bakanlıklar/Demirtepe-Kolej arasında o dönemde varolan yapılar olarak bulgulandı. Planda bir yapı adasından başlayarak kendimize özgü bir parselasyon ve isimlendirme yöntemi ürettik, sonra bu algoritma basamaklarını oluşturdu: Proje boyunca mimari modelleme ekibimizle anlaşmamızı kolaylaştıran bu ada/parsel kodları, Excel dosyalarıyla albüm ve koleksiyonlardaki fotoğraf/kartpostal/fotokart kopyalarına bağıtlandı. Bu algoritmanın işletimi çok fazla düğümü çözmemizi ve sorunu aşmamızı sağladı. Burada, tabii, özellikle senin yoğun ve uzun, gözle ve lupla inceleme-yerleştirme-çapraz sınama yapma çalışman oldukça vakit aldı ve modelleme çalışması sonuçlanıncaya kadar git-gel yaptığımız bir süreç oluşturdu. Modelleme ile paralel biçimde “tip”, “arketip” dediğimiz örnekler ortaya çıkmaya başladı. Burada belki ders gibi olacak ama, şunları söylemek isterim: Araştırma, kent araştırması, mimarlık tarihi araştırması, ilk baştan sonunu ve tek tek sonuçlarını gördüğünüz, içinde güvenle yürüyeceğiniz bir süreç değildir. Aslında bütün araştırmalar için söylenebilir bu saptama. Sonucunu baştan bildiğimiz bir şey araştırma değildir; olsa olsa bir tümevarım-tümdengelim alıştırmasıdır. Akademik ortamları kuran araştırmaların çoğu ne yazık ki hala bu saptamanın farkında olmadan, son onyılları tekrar eden, yazılı ve bilinenin ötesine geçemediğinin farkında olmayan, bu tekrar yazımın, ki eğitim alanının sürekliliği için çok anlamlıdır bu “tekrar” durumu, gölgesinde olan çalışmalar... Bilimsel ve akademik çalışmanın olmazsa olmazı ise “yeni bilgi üretmek”! Biz bu çalışma dolayısıyla yeni bir bilgi ve çalışma alanını ortaya çıkardığımızı, taze bilgi ürettiğimizi, yeni amatör ve akademik çalışmaların bu alanın serpilip gelişmesine ve Ankara tarihine katkıda bulunmayı sürdüreceğini düşünüyorum.

Varolmayan Kartpostallar: Bayındır Sokak ve Ziya Gökalp Caddesi kesişiminden Mimar Kemal İlk Okulu’na bakış, 1933; © Bir Şehir Kurmak: Ankara 1923-1933 Araştırma Ekibi
Varolmayan Kartpostallar: Adakale Sokak’taki Dr. Celal Evi’nden Ziraat Bankası Lojmanları, 1933; © Bir Şehir Kurmak: Ankara 1923-1933 Araştırma Ekibi
Varolmayan Kartpostallar: Cemil Uybadin Köşkü taraçasından Gazi Mustafa Kemal Bulvarı ve Kızılay Genel Müdürlüğü, 1933; © Bir Şehir Kurmak: Ankara 1923-1933 Araştırma Ekibi
Varolmayan Kartpostallar: Cemil Uybadin Konutu’ndan Atatürk Bulvarı ve Bakanlıklar, 1933; © Bir Şehir Kurmak: Ankara 1923-1933 Araştırma Ekibi

NMC: Algoritmaya geri dönersek: Modelleme çalışması ilerledikçe, bizim bina detektifliğimiz uzmanlaştıkça, ilk bulgular heyecanımızı daha da artırdı; neredeyse seni ve beni bütün dinlenme zamanlarımızda teslim aldı. Algoritmanın içinde yapıları isimlendirme, isimlendirilen yapıların kadastral bilgi üzerinden sahiplik-müteahhitlik-mimarlık-kullanıcılık ilişkilerini ilintilendirme noktalarına erişti. Tabii, sürekli Lörcher planları ile Jansen planları arasında gelgitli bir dönemin içinde bulduk kendimizi...

AC: Yenişehir’in az bilinen bir özelliğidir: 1925 Lörcher Planı tarafından önerilen sokak, cadde ve meydan dokusu, 1927 yarışmasında yarışmacılara veri olarak sunulmuştur. 1924 yılında başlayan yapılaşma 1928 yılına kadar oldukça ilerlediği için, bugünkü Kızılay, bütünüyle bir Carl Christoph Lörcher katkısıdır. Yine de modelleme çalışması sürerken fark ettik ki, erken Jansen Planı uygulamaları, kimi Lörcher plan kararlarını değiştirmiş. Örneğin ışınsal/radyal cadde kavislerinden bazılarını dönüştürmek, bazı sokakları iptal etmek, bazı park alanlarını inşaya açarken, bazı inşa alanlarını da parka dönüştürmek… Bazı sokakları iptal ederken, onların yerine bugünkü yapılaşmada bile devam eden pasaj sistemlerini yerleştirmek…

Bunların büyük kısmı araziye uygulama aşaması sorunları kaynaklı; bir kısmı da Lörcher’in Jansen’e açtığı müelliflik davasıyla ilgili. Dolayısıyla Yenişehir bölgesinin ilk kurulumunda şehrin mekansal morfolojisini belirleyen çekirdekler ortaya çıktı. Bulguların büyük çoğunluğu, cadde-sokak isimlerindeki değişimin kendisi bile, konutlarda kimlerin oturduğu ya da büyükelçilikler tarafından kullanıldığı olgusunun kendisi, bu bilgiyi başka bir noktaya, bir yandan küresel yaygınlığı olan “yeni şehir kurmak” eylemiyle ilişkilendirirken (new city movement), öte yandan ulusal ve toplumsal tarihe zorunlu olarak bağladı. Bu noktada şehrin, yani Yenişehir’in inşa tarihi, beşeri tarih ve toplumsal tarih ile çakışmaya başladı. Bu vargı, yeni konulara açıldı ve bizi sergi ve kitapla ilgili yeni kararlara yönlendirdi.

Betimlemeye çalıştığım algoritmanın kendisi büyük bir girdap yarattı; ikimizin yarattığı ama aynı zamanda içinde kapana kısıldığımız bir girdap… Ona tutunmaya çalışmak, düşmemek, bazı parçalardan vazgeçmek, ama en önemlisi de girdabın içinde hayatta kalmaya çalıştık. Gerçek araştırmanın “çekirdeği” (kernel) bu idi ve çok konforlu olmasa bile çok keyif vericiydi. Sürecin sonuna kadar kendi koleksiyonumuzun ve hala sahaflardan yaptığımız kartpostal alımlarımızın yanı sıra, dört büyük destekçi koleksiyonerimizin soluğunu yanımızda hissettik; varolsunlar! Atila Cangır, Gökçe Günel, Uğur Kavas ve Koray Özalp, tüm arşivlerini bize güvenerek ve amacımıza inanarak, bize açtılar. Onlar olmasaydı, bu çalışma yapılamazdı. Kartpostal üstü ve arkası yazılardan, bizimle paylaştıkları büyük dijital kartpostal taramalarına kadar her şey, yapıların doğru üç boyutlandırılması ve doğru konumlandırılması için harcanan çabalardı. Kimi yapıların kimi cephelerini hiç okuyamadık. Bu cephelerin ve özelliklerin dışarıda/soyut/boş bırakılması, ilke kararına dönüştü. Kimi yapıların rölövelerine ya da özgün çizimlerine, yine açık kaynaklardan, kişisel kaynaklarımızdan ve destekçilerimizden ulaştık. Bunlar en dar ve zor zamanımızda umutlarımızı ve inancımızı tazeledi. Hiç ilişki kurmadığımız ama 2000’li yıllarda tasnif ettiğimiz Mehmet Nihat Nigisberk ve Mithat Aydın arşivlerindeki çizim ve krokileri en sonra hatırladık; onlar da adeta araştırma çalışmasının armağanını oluşturdular. Bu arada başta Koç Üniversitesi VEKAM Arşivi ve Kütüphanesi olmak üzere, Berlin Teknik Üniversitesi Mimarlık Müzesi Arşivi (TU Berlin Architekturmuseum), İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, SALT Araştırma Arşivi, Cumhurbaşkanlığı Cumhuriyet Arşivleri, bizim çok yoğun kullandığımız kaynaklar oldu. Berlin’den Gültekin Emre, Viyana’dan Andreas H. Bitesnich, İstanbul’dan Saadet Özen, kartpostal ve belge paylaşımlarıyla, spesifik isteklerimize geri dönerek her zaman yanımızda oldular.

NMC: Harita Genel Komutanlığı, Türkiye Europeana Bulutu, Library of Congress, Albert Kahn Müzesi Gezegen Arşivleri, Vakıflar Mimar Kemalettin Arşivi, Mimarlar Odası Genel Merkezi ve Arkitekt Dergisi Arşivi ile benzeri uzaktan erişimli kurum arşivlerini de eklememiz gerekir. Tabii, modellemenin bambaşka bir biliş alanı açtığı aşikar. Ama bu bilgi akışını, gerçek arşiv belge ve bulgularıyla beslemezseniz, araştırma ayakta duramaz. Bu noktada söz konusu arşivlerden VEKAM Arşivi’nde ve Cumhuriyet Arşivi’nde kuşkuyla karıştırdığımız belgeler ve çevrimyazı kopyaları, karşımıza Memurin Kooperatif Şirketi’ni kurucu bir aktör olarak çıkardı. Bu kooperatifin varlığının ayrıntılandırılması, projede bizi bir başka aşamaya taşıyan önemli bir duraktı bence. Dilersen biraz açalım.

AC: Memurin Kooperatif Şirketi 1925 yılında, yani Büyük Kamulaştırma ile eşzamanlı biçimde, on yıllığına kurulmuş olan bir “kooperatif şirketi”. Bu isimde bile, kentlilere finansal yapabilirlik kazandırma kaygısı yattığı seziliyor: Bir yanı yeni belirmekte olan memur (görevli) sınıfsal katmanı iken, öte yanında dönemin ruhuyla ilintili Sovyetik özlü “kooperatif” (birlikte iş yapma) anlayışı var. 1925 yılı, bu iki olgunun vurgulanması açısından çok erken bir tarih. 1925-1933 arasındaki yaklaşık sekiz yıllık etkinliklerine bakıldığında şirketin, hastanelere odun kömür tedarikinden otele su ve yiyecek-içecek tedarikine, okul inşaatı ve bakımına ve bunların yanı sıra üyelerinden isteyenlere konut yapımı ya da alımı konusunda kredi açmaya kadar varan bir yelpazede çalıştığı görülmekte. Dolayısıyla 1925’te bir “yeni şehir kurma” eyleminin gerektirdiği bütün bileşenlerin Ankara’da da yapıcı bir biçimde ele alındığına tanık olunmakta.

NMC: Böylelikle gelişen araştırma projesinin çok katmanlı olmaya başladığını bu noktada vurgulayabiliriz. Gerek dönemin karmaşık olumsal boyutlarının kurduğu ortamı anlamak açısından, gerekse de iki ay süresince planlanan bir serginin hızlı tüketilmemesi, her gidişte yeni bir derinleşme olanağını yaratmak için bu katmanlılık önemli. Sergi içerik ve tasarım kurgu sürecinde önümüze şunu getirdi: Çok farklı ziyaretçilere, okuyuculara, farklı yaş, meslek ve ilgi gruplarına yönelik karmaşıklığı da oluşturma göreviydi bu. Adeta farkına vardık ki, Ankara’daki yaşamın; sokak yaşamının ve konut içi yaşamın, kamusal ve özel yaşamın ne olduğuna dair bir ağlar sistemi oluşturmaya başlamıştık; ancak bunun tek olmazsa olmazı somut, nesnel bulgulardı. Yani bir romancı-siyasetçi-gazeteci-yazar-gezgin-sıradan kişi, o döneme ilişkin bugün okuyabildiğimiz-tüketebildiğimiz bir somutluk oluşturduysa, bunu kullandık. Bu yaşanmışlık ve tarihsellik bugüne bir kanıt veya ipucu bırakmadıysa, kurgusal bir anlatıya gitmedik. Sanatın başladığı sınırlarda, çeperlerde eyleme durduk; ama bütünüyle bilimsel ve nesnel bir duruş benimsedik.

Yine heyecan verici duraklardan biri, dönemin basınında yer alan Şehremaneti’ne teslim edilen 45 konut tipinin varlığından ve bunların 21 adedinin ne olduğunu bulmamızdı. Bu konutların çok azının özgün mimari projeleri var, yine bir o kadarının da rölöveleri var elimizde. Özellikle Evkaf idaresi eliyle üretilen özgün proje çizimlerine bakıldığında, çok ilginç gözlemlerimiz oldu.

Sergi açılış gününden görünümler; fotoğraf: Kemal Cengizkan
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın küratörlerle birlikte sergi gezisinden; fotoğraf: Ankara Büyükşehir Belediyesi
Sergi basın turunda küratörler Ali Cengizkan ve N. Müge Cengizkan; fotoğraf: Nehir Melis Uzun

DÖNEMİN RUHUNU YAKALAMAK
AC: Belki konunun önce bağlamını sunmakta yarar var. Genç Cumhuriyet’in 1923 sonrası uğraştığı konuların başında, önce eğitim, hukuk ve sağlık geliyor. 1924 yılında başlayan saltanatın ve hilafetin kaldırılması, eğitim reformu çerçevesinde gelen uzmanlar ve onların düşünsel katkılarıyla Tevhid-i Tedrisat (Eğitim Birliği) Yasasının ortaya konması; kademelenme biçiminde Türkiye’deki eğitim koşullarının iyileştirilmesi, okulların mekansal niteliğinin yükseltilmesi ve öğretmenlerin toplumsal statüsünün iyileştirilmesi ile sürdürülüyor. 1925 yılında Ankara Hukuk Mektebi’nin kurulması, daha sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin kurulmasına temel oluşturacak ve tebaadan özgür bireyler topluluğuna dönüşen toplumun, Cumhuriyet rejimine uygun biçimde yönetmesini ve yönetilmesini sağlayacaktır. Kamu sağlığını yalnızca yeni başkentte değil, bütün Türkiye’de sağlamaya yönelik kurumsallaşma, Sıhhat, İçtimai Muavenet ve Sevahil-i Sıhhiye Vekaleti’nin binalarına kavuşturulması ve semte adını vermesiyle sonuçlanacaktır. Hemen aynı yıl kentin siluetinde beliren Bakteriyoloji Enstitüsü’nün elde edilmesi, daha sonra Hıfzısıhha Müdürlüğü, Okulu ve Lojmanlarının tamamlanmasıyla, Hıfzıssıhha Umum Müdüriyeti yerleşkesinin ortaya çıkmasını getirecektir. Yıl 1926’dır. Yine 1926 yılı içinde yasalaşan Medeni Kanun, kadın-erkek eşitliğine doğru açımlanan noktada, toplumsal yaşamın sokak yaşamı ve ev içi yaşantısındaki etkilerini belirleyecektir. Eşzamanlı biçimde toplumun giderek ivmelenen bir devrimler sürecinde Latin alfabesinin kabulüyle gündeme gelen Harf Devrimi, 1928 yılı içinde cisimlenecektir: Hedef, okur-yazar oranı ve eğitim seviyesi yüksek bir toplum elde etmektir. Bütün bu baş döndürücü gelişmelere, Ankara’nın nüfusundaki değişimi de eklemek gerekir: 1923’te 40 bine ulaşmakta olan şehir nüfusu, 1933 yılında 150 bini bulacaktır.

Bu biraz kitabi-didaktik olan hatırlatmayı zorunlu gördük. 1923-1928 yılları arasındaki konut üretimine baktığımızda, özellikle Evkaf mimarları tarafından önerilen ve bir bölümü gerçekleştirilen konutların planimetrik özellikleri şaşırtıcı biçimde ya haremlik-selamlık yaşantıyı önermekte; ya da bu hızlı değişim ortamının tedirgin tasarım örneklerini ortaya koymaktadırlar. İlk kez dile getirilen bu özellik, mimari mekanın oluşumundaki zihinsel ve kültürel sermayenin diğer pratiklerden daha ağır dönüşümüne de işaret etmektedir. Sonuç olarak 1923-1933 arasında Ankara’daki mimari tasarım pratiğinin özneleri, ya Osmanlı Devleti’nin Türk ve Levanten üyeleridirler; ya da bu hızlı inşaat pratiğini araçsal olarak değerlendirmek için Ankara’da bulunan yabancı ülke inşaat şirketlerinin çalışanları, ya da, aynı amaçla Ankara’ya gelen azımsanmayacak sayıdaki yabancı mimar, plancı, müteahhit, usta ve kalfalardır. Toplumsal değişim, siyasal değişim, ekonomik değişim, coğrafi değişimle kolkola gerçekleşmekte, toplumda statüler ve roller hızla yeniden belirlenmekte, hemen bütün aileler ve bireyler, siyasal, ekonomik ve kültürel sermayelerini yeniden oluşturmaktadırlar. Dolayısıyla konut kütlelerine bakıldığında, diyelim ki “konak” olarak kurgulanan tipolojik kalıbın önerdiği “haremlik-selamlık” ayrımının hızla bozularak aynı geometri içinde tek çatı altında iki konuta evrildiğini gözlemlemekteyiz. Yine konak kütlesini tekrar etme alışkanlığının sürmesiyle beraber, ikinci kata nasıl çıkılacağının tasarımının bir türlü üstesinden gelinemediği algılanmaktadır: Kütleler yan yana mı durmalıdır; aynı parselde bitişik nizam mı geçerlidir; ikiz-bitişik konutun mantığı nedir; bunlar hep tedirginlik ve tereddüt yaratan konulardır. Bunlara, o dönemde konut açığının baskısıyla birim çoğaltma girişimleri de eklendiğinde, yeni inşa edilen şehrin konutlarının niçin hızla dönüştürüldüğü sorusunun dinamikleri anlaşılmış olacaktır.

NMC: Bir de şu tartışa tartışa çıkardığımız “araştırma pozisyonu”, “araştırmacı duruşu’ niteliğinden söz edebiliriz.

AC: Haklısın. Süreç içinde, özellikle sergi hazırlığının geliştiği son 12 ay içinde gelişti bu duruş. Şöyle düşündük: 1923-1933 arasında yeni bir şehrin kuruluşunu ortaya çıkarırken, biraz derinden Foucaultgil bir yaklaşımınız olmalı. Şehrin nasıl oluştuğunun anlatısı, lineer-birikimci bir tarih yazımı anlatısı. Ama biz onun “nasıl olup da bu biçimde oluşmak zorunda olduğunu ve başka türlü oluşamayacağını” ortaya koymaya çalıştık. Bu da araştırmacıları daha ilk başta kapsayıcı ve kapsamlı bir araştırma yapmak zorunda bırakıyor. Bu duruş, şehrin bütüncül olarak ele alınmasını da zorunlu kılıyor ki, şehrin kendisi açısından da, onun sürekliliği, bütüncüllüğü, farklı öznelerce kolektif yapılan bir nesne oluşu, tarihselliği açısından önemli bu ilke. Şehrin farklı dönemlerinin ve farklı nesnelerinin, “erken dönem modern”, “geç dönem Osmanlı”, “kendinden menkul ulusal ya da milli mimarlık üslubu” açısından taranıp, şehir niteliklerinin ve yapıların bir kısmının dahil edilip ötekilerin biliş nesnesi olmaktan çıkarılması, çeşitli dönem tarihçiler tarafından çok yapıldı.

NMC: Zaten bugün sergiye gelenleri “Yeni Ankara. Hoşgeldiniz” sözcükleriyle karşılamamızın bir nedeni de bu değil mi? En fazla bildiğimizi zannettiğimiz, en göz önünde duran bir yeni şehir kurma girişimini ve oradaki dönüşümlerin kendisini, o eksikli yarım deneyimlerin yanlışlarından yararlanmayı bile kendimize yasaklamışız adeta.

AC: Sibel Bozdoğan’ın 1990’lı yılların sonunda ortaya attığı “mimarlık kültürü” kavramı çerçevesinde, kapsamlı ele alış, mimarlığı bütün toplumsal, siyasal ve ekonomik özellikleriyle anlamak ve onların da sonucuymuş gibi ele almak ilkesi çerçevesinde yapılacak bu tartışmanın çok verimli sonuçları olabileceğine inanıyorum. Bizim bu araştırmacı duruşu niteliğinin kendi üzerine kıvrılarak dönemin genç Cumhuriyet yönetiminin arayış ve ilkeleriyle örtüşmesi de, araştırmacı olarak bizleri çok mutlu etti. Örneğin ülke tanımı, vatan tanımı, ulus tanımı, vatandaşlık, yurttaşlık tanımlarıyla birlikte geliştirildi. Bu topraklarda olup biten her şey benimdir ve bana aittir. Dolayısıyla Selçuklu ve Osmanlı kültürel ürünleri ve tarihi kadar, Bizans, Roma ve yeni araştırmalarla ortaya çıkan ve çıkarılacak olan Frig ve Hitit tarihi, aynı zamanda benim tarihimdir. Nasıl biçimleneceğini ve bizleri daha ne denli şaşırtacağını bilmediğimiz Göbeklitepe tarihi de bizim tarihimizdir. Dolayısıyla yapay bir Panislamcı, Pantürkçü, Pankürtçü yaklaşımla eleyen, ayırt eden, hizaya sokan, nitelikli-niteliksiz mimarlıklar yaratan, unutan ve unutturan tutumlar yerine, kapsayıcı ve gelişmeye açık, öğrenme yanlısı bir araştırma duruşu seçtik. Bilgi ve biliş adına yaptık bunu: Göz ardı etmek, bilmemeyi seçmektir ve ancak bildikten sonra nitelikli-niteliksiz ayrımı yaparak gelişmeye katkıda bulunabilirsiniz.

NMC: Bu denli çok katmanlı ve çok fazla farklılaşan kesimlere sunulan bir serginin mesajını nasıl ilettiği çok önemli. Fatih Yavuz ve Emre Şavural (FREA), serginin çok yönlülüğünü oldukça geniş bir alanda, indirgemeden ama sergileme çözümleriyle sadeleştirip güçlendirerek başarıyla çözdüler. Grafik tasarım, sosyal medya ve kitap hazırlığı konusunda Emrah Çiftçi, Damla Çiftçi ve Deniz Karagül (Barek), çok titiz biçimde 350’den fazla fotoğraf, 4 duvar ekranı, 2 film odası, 70’in üzerinde masa ve maket sergileme düzeniyle sergiyi güncel, kalıcı kıldılar; kalıcı bir kitap armağan ettiler bizlere. 3B baskı konut tipleri maketlerini üreten genç arkadaşımız Efe Ovacık, canla başla iki aya yakın çalıştı. Modelleme ekibimiz Dersu Değer ve Büşra Öner zaten yakın çalışma arkadaşlarımız oldular. Nadire kabineleri için VEKAM çalışanları her türlü isteğimizi desteklediler. Serginin ve kitabın başarısını, tüm paydaşlarımızın özverili katkılarına borçluyuz, tümüne teşekkür ederiz.

* Ankara CerModern’de 13 Kasım 2019 günü açılan sergi 12 Ocak’a kadar ziyaret edilebilir.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: