Cephede Kontrolsüz bir Öğe: Perde

GİZEM KUÇAK TOPRAK

Konutların hem iç mekan düzenlemeleri hem de kent silüetindeki görünümlerinde belirleyici olan perdelerin cephe tasarımdaki yeri ne?

Mağaradaki yaşamla başlayan süreç bugün farklı stilde tasarlanan birçok yapının bir araya gelerek bir bütünü, bir kenti oluşturmasıyla hızla devam etmekte. Yapılaşma sektöründeki hız ve yapı stoku artışı nereye gidiyor sorusunu tek bir cümleyle cevaplamak mümkün görünmüyor zira yaşadığımız kentler her gün hızla değişmekte, yapıların yenileri eklenip eskileri yıkılmakta.

Örneğin, Ankara’da yaşayan biri olarak, her gün kendime bu kadar çok konutta kim yaşıyor, bu kentte bu konutları satın alacak bir nüfus var mı diye sormadan edemiyorum. Bununla ilgili TUİK üzerinden küçük bir araştırma yapıldığında ise 2013-2017 yılları arasında, Türkiye’de yeni inşa edilen konutların %63’ünün satılamadığı görülüyor (TUİK, n.d.). Belki de ihtiyacımız olmadığı düşünülebilecek bu yapıların cepheleriyse doğrudan hepimizi etkilemekte.

Kentte yaşayanların gün içerisinde zamanının çoğunluğu mimari ve/veya kentsel mekanın içinde, kentsel mekanda geçen zamanının çoğunluğu ise kentin ara yüzünü oluşturan cepheler arasında geçer. Sokak ve kent siluetini oluşturan ana öğelerden biri olan cephe, zorunlu olarak maruz kaldığımız görsel ve fiziksel bir eleman olarak görülebilir. Bu nedenle nasıl tasarlandığı, hacim/kütle etkisi, biçimsel tercihler, hangi malzemelerin, renk ve dokunun tercih edildiği, tasarım öğelerinin ne kadarının bilinçli olarak tasarlandığı, sokak ve kent siluetinde ne ifade ettiği oldukça önem kazanır. Önemli olan; sadece tek bir cephenin kendi içerisinde barındırdığı özelikleri değil. Cepheler bir araya gelerek sokak siluetini, sokak siluetleri bir araya gelerek kent siluetini oluştururlar.

Doğan Kuban Türk Evi’nde cephenin önemli bir yeri olmadığına ve klasikleşmiş cephe tasarımlarında en önemli özelliğin cephenin oda ve eyvan ayrımına göre şekillendiğine dikkat çeker (Kuban, 1995). Cephe tasarımlarının doğrudan yerel malzeme, işlev öncelikli tasarlandığı Türk Evi’nden, bugün çok katlı, cam ağırlıklı cephelere sahip konut tasarımlarına gelmiş bulunuyoruz.

M.Ö. 3000’lerde Orta Doğu’da insanlık tarihine giren cam, mimarlık alanında kendini gösterebilmek için düz üretilmeyi beklemek zorunda kaldı. Endüstri devrimi, modernizm akımının başlaması ile birlikte camın mimaride kullanımı hızla yayıldı. 1922 yılında Mies Van Der Rohe tarafından eskiz edilen, üçgensel cam cephesiyle “Wabe” (Cyrstal Honeycomb) projesinin (Honeycomb, Berlin, n.d.), cam cephenin parçalı yapısının önündeki engelleri kaldırmak adına ilk girişimlerden biri olduğu söylenebilir.

Wabe (Cyrstal Honeycomb)-1922, Mies Van Der Rohe (Honeycomb, Berlin, n.d.)

Günümüzde tamamen cam malzemeyle tasarlanan cepheler ışık alma, manzarayı, dışarıyı görme eylemlerinin ötesine geçerek, doğrudan estetik bir obje olarak kullanılmaya, hatta yarışlara konu olmaya başladı. Özellikle Dubai gibi en yüksek bina tasarımlarında dünyaya adını duyurmuş, zengin yerleşimlerde cam cephe tasarımlarına sıkça rastlanıyor. Mimaride kullanılmak için düz üretilebilmeyi bekleyen cam, günümüzde daha büyük parçalar olarak üretilirken, yeni teknolojilerle birlikte enerji korunumunu ve kullanıcı konfor şartlarını sağlamakta ve rüzgar, fırtına gibi doğal yüklere karşı daha yüksek dayanım sergiliyor. Akıllı cam üretimleriyle camın dezavantajları da ortadan kaldırıldı.

Gökdelenlerde cam cephe tasarımları, Dubai (fotoğraflar yazarın arşivinden)
Burj Khalifa, Dubai

Türkiye’deyse, ilk giydirme cam cephe örneği, 1959 yılında Enver Tokay ve İlhan Tayman tarafından tasarlanan ve Türkiye’nin ilk gökdeleni olma özelliği taşıyan yapı, Ankara’daki Kızılay İşhanı. Türkiye’de 20. yüzyılda başlayan ve hızla devam eden cam cephe tasarımları, 21. yüzyılla birlikte yüksek katlı konut yapılarına da sıçradı ve önemli bir cephe tasarım öğesine dönüştü. Bütüncül cam cephe veya büyük parçalı cam cephe tasarımları kent silüetlerinde yaygınlaşıyor.

Bu noktada en önemli sorulardan biri, konut tasarımlarında da tercih edilmeye başlanan bütüncül cam ya da büyük parçalı cam cephelerin, bu topraklardaki perde kültürüyle nasıl bir ilişki kurduğu. Geniş cam cepheler üzerine gerçekleştirilen teknik çizimlerde, tasarıma ait perspektiflerde, üç boyutlu görsel çalışmalarda yer verilmeyen perde öğesinin, belirgin bir şekilde cephe tasarımını etkilediği görülüyor.

Bu coğrafyada yaşayan her kesimden insanın, maddi gücü, eğitim seviyesi fark etmeksizin perde kullanım alışkanlığı var. Işığı kesme, mahremiyet gibi farklı sebeplerle kullanılan perde aynı zamanda iç mekanda da bir dekorasyon elemanı.

Özellikle satıcı firmaların moda olarak lanse ettiği, tavandan tabana kadar uzanan, tül perde, güneşlik ya da stor perde ve her iki yan tarafta ağırlıklı olarak kullanılan fon perde üçlüsü son dönemlerin vazgeçilmez eğilimi gibi görünüyor. Farklı renk ve desenlerde seçilen fon perdelere, her iki yan tarafta serbest bırakmak ya da perdenin tam ortasından geçen bir halat, kumaş parçası yardımıyla duvara tutturulmak sureti ile kıvrımlı, dalgalı formlar verilirken; belirli tutturma elemanlarıyla perdeleri aşağıdan yukarı kaldırarak dalgalar oluşturmak mümkün. Hatta tül perdelerde yapılan bazı benzer tasarımlar ve perdenin tam ortasından aşağı doğru sarkan süs elamanlarıyla perdenin kullanım amacının çok ötesinde bir dekorasyon elemanına dönüştüğü açık. Çok çeşitli tasarımları olan, rengarenk, çeşitli objelerle süslenen buperdeler artık büyük parçalı cam cephe tasarımlarının önemli bir elemanı haline gelmiş durumda ve mimarın tamamen kontrolü dışına çıkmakta.

Şöyle bir hayal kurabiliriz: Tasarımcı, mal sahibi, yapım işini üstlenen firmalarla verilen ortak karar sonucunda dönemin yaygın anlayışına uygun olarak cam ağırlıklı bir cephe tasarımına karar veriliyor. Kullanıcı ise bu zamana kadar gelen alışkanlıkları, öğretileri, beklentileri sonucunda belki de o birimi “kendi evi” yapabilmek adına istediği şekilde değerlendiriyor ve istediği perdeyi kullanıyor. Camın hakim olduğu yüksek bir konut yapısında; farklı renk, desen, boyut ve kıvrımlarla kumaşlar görüyoruz ve her kullanıcının kişisel zevklerinden kaynaklı aynı cepheye bakan tek bir konut biriminde salon, mutfak, çocuk odası perdeleri bile tamamen birbirinden farklı. Çok doğal olan bu süreçte tasarlanan cephe, tasarım sırasında düşünülmesi mümkün olmayan bir öğeyle değişiyor. Kullanıcının zevki değiştiği sürece cephe de düzenli olarak değişecek.

Ankara’da yüksek, çok katlı bir konut tasarımı (fotoğraf, yazarın arşivinden)

Sorduğumuz soruya geri dönersek, konutlarda tasarlanan büyük cam cepheler belki de bu toprakların alışkanlıklarıyla uyumlu değil. Ya da kullanıcılara hangi perdeyi kullanacaklarını dikte edemeyeceğimize göre, cephe tasarımlarında perde elemanın da düşünülmesi ya da bir konutu tasarlarken her öğesiyle tasarlayarak kullanıcıya teslim edilmesi gerek. Bu seçeneklerin hangisi doğru olacaktır ya da başka alternatifler nelerdir? Bunlar başka bir tartışma konusu olabilir fakat konutta büyük parçalı cam cephe tasarımları devam ettikçe ve akıllı cam teknolojilerini yeterli düzeyde kullanamadığımız sürece, perde artık bizim için belki de düşünülmesi gereken yeni bir cephe tasarım elemanı olabilir.

Kaynakça
Honeycomb, Berlin. (n.d.). Retrieved October 15, 2020, from https://www.bauhauskooperation.com/knowledge/the-bauhaus/works/architecture/honeycomb-berlin/
Kuban, D. (1995). Türk Hayatlı Evi. Mısırlı Matbaacılık A.Ş.
TUİK. (n.d.). Yapı İzin Belgesi İstatistikleri. https://Biruni.Tuik.Gov.Tr/Yapiizin/Giris.Zul.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: