Eskiz ve Birimi Çizgiye Dair Kavramsallaştırma Denemesi Notları

BURAK ALTINIŞIK

Stüdyodan Notlar'ın bu ayki konuğu Burak Altınışık, niteliksel ve niceliksel özellikleri üzerinden eskizin nasıl bir düşünme aracı olabileceğini araştırıyor.

2010-2018 yılları arasında görev yaptığım bölümlerde zaman zaman eskiz derslerini yürütmek durumunda kaldım. Zorunluluk ile tercih arasında salınan bu görev üstlenme hali, bir yanıyla eskiz meselesinin bir içerik olarak nesillerce nasıl yeniden üretildiğine dair gözlem biriktirmeye, diğer yanıyla -kişisel eskiz etkinliklerimin zanaatkar bir vasfı olmamasına bağlı olarak- konuya nasıl yaklaşılabileceğine dair de bir iç değerlendirme imkanı üretti. Aşağıdaki metin, söz konusu değerlendirmelerin bu zamana kadar metin formatında kurgulanmamış, çeşitli yüzeylere karalanmış, üzerinden öğrencilerle birlikte dağınık spekülasyonları yapılmış notları bir araya getiriyor. Bu yönüyle anlamsal ve kuramsal bir tutarlılıktan çok, çağrışımsal bir derleme olarak alımlanmasını öneriyorum.

Hüseyin Yanar, “Simple Stories”, Taka Töölö / Helsinki, 2017 (Hüseyin Yanar’ın izniyle)

Etimolojik Çerçeve
Düşünmenin dilsel dolayımlar içeren bir etkinlik olduğu kabulünden hareketle, Türkçedeki haliyle “eskiz” kelimesinin Fransızca esquisse isminden bir ses anıştırması olarak aktarıldığı hatırlanacak olursa, ilgili disiplin alanlarındaki kavramsallaştırılmasının eksikler barındırdığı iddia edilebilir. Bir başka ifadeyle, “eskiz” isimlendirmesinin kendisi etkinliğin doğasına dair herhangi bir bağıntısal açılıma imkan vermemektedir.

Popüler ya da akademik alanda eskizle ilgili ortalama imgelem Türk Dil Kurumu sözlüğündeki “mimari eserler ve resim için çizimlerle yapılan ön çalışma, taslak, müsvedde” tanımlarıyla örtüşür: “zihindeki tasarımı veren taslak; araştırma çizgileri, yapılacak desen öncesi bir hazırlık, bir ısınma turu”. “Eskiz” öncesi kelime dağarcığında en yakın kelime ise “müsvedde” olarak görünür. “Müsvedde” için “temize çekilmemiş yazı; bir yazının üzerinde işlenmemiş ilk şekli” tanımının yanında “asıl örneğine sadece dış görünüşüyle benzeyen, onun kötü bir benzeri olan kimse veya şey” ifadesi de verilir. Pejoratif ya da değil, “müsvedde” kelimesi de “taslak” gibi ikincil bir duruma işaret eder. Yapılacak “asli” şeyin öncesine aittir; dolayısıyla, hiyerarşik olarak derecesi ve değeri görece daha düşüktür. Yukarıdaki çerçeve içinde değerlendirildiğinde “eskiz” isimlendirmesi, düşünme etkinliği olarak kavramsallaştırılmaya olanaklı görünmez.1 İsmin dilsel uçarılığı, onunla ilişkilenen öznenin duyarlılık, söz ve imge dağarcığına bağlı çağrışımsal dil becerilerine göre romantize edilir. Zaman zaman pseudo-şiirselliğe yaklaşan bu türden becerikli bir dil içinde düşünce üretiminden bahsetmek sınırlı bir çaba olur.2

Buradan hareketle bu metin, eskiz etkinliğinin birimi olarak düşünülen çizgiyi ve çizgilerin etkileşimiyle ortaya çıkan tarama gibi teknikleri belirli vektörler ve kavramlar içinde ele almayı deneyecek. Söz konusu vektörler ve kavramlar şöyle olacak: yön, hareket, süre gibi niteliksellikler ve frekans, kalınlık, kuvvet gibi niceliksellikler.

Edim olarak Eskiz
Öncelikle şuna işaret etmeli: Serbest el çizim ile eskiz aynı şey değildir. Eskiz, serbest el ile üretilmesinin yanında, serbest bir zihinsellik üretilmesini de talep eder. Eskiz edimi, yapısal inşa öncesi bir görselleştirme aracı olmanın ötesinde, mekansal olana dair sezginin geliştirildiği zaman-mekansal bir konstrüksiyondur. Eskiz, bir teknikten çok bir ortam olarak kavranacak olduğunda, bir teknikten öte bir ortama işaret eder. Zihin, el ve çizgilerin etkileşiminde ortaya çıkan söz konusu ortamın malumatı ise oluş halinde bir enformasyon yumağıdır. Bu yumak olası hallere dair bir anlama ve anlamlandırma geliştirmenin akışlarıyla örülür. Mevcut bir sonucun tutanağından çok, belirli bir fikrin kayıtlandığı zemini sağlar. Başka bir düzlemde gerçeklik kazanmış fikirleri görselleştiren veya tasvir eden bir araç olmaktan uzaklaştırılan eskiz, belirli bir beceri derecesine işaret eden liyakat belgesi olmak yerine, düşünme ve düşündürme zeminin ortaya çıkarıldığı bir edim ve performansa yaklaşır. Bu haliyle başkalaşma, dönüşme, değişme, farklılaşma süreçlerini yeniden anlamlandırma ve yeniden üretmeye yönelen, düşünen imalata dönüşür. Bir başka deyişle, eskiz edimi cevaplardan çok sorular üretir.

Çizgi; Hareket; Yön-Eylem.
Eğitim süreçleri içinde ilk karşılaşıldığı haliyle, çizgiye Öklidyen varsayımlar aracılığıyla aşina hale geliyoruz. Bu çizginin özellikleri şöyle: gövdesiz, renksiz, dokusuz, elle tutulur vasıfları olmayan, soyut, rasyonel, sonsuz incelikte, maddesiz ve şeffaf bir düzlem üzerinde tahayyül edilen iki nokta arasındaki en kısa birleştirici sabitlik parçası; genel olarak adlandırdığımız haliyle, doğru.3

Eskiz bağlamında çizginin hareket olarak kavranması, çizgiyi soyut temsiliyet işleminden ibaret olmaktan uzaklaştırır. En basit haliyle çizginin üretimi, uçlu bir aletin hareketi ve kuvvetiyle bir yüzey üzerinde iz oluşturmaktır. Çizgi hareketin bir türevidir; yönü olan bir eylemin izidir. Odakta edimin kendisi vardır: çizerek izler yapmak ve çizilenlerle etkileşim. Hareketin hızı veya yavaşlığındaki değişimler çizgiye görsel ve iletişimsel bir ifade kazandırır. Üst üste gelişler, kesişmeler, iç içe geçmeler, süreklilikler, sıçramalar, kastedilmemiş bir bütünlük üretirken çizgiler göstergeleşir ve anlamlandırılabilir hale gelir. Bu sayede nicelikselliğe uzak düşecek şekilde belirli bir bildirim veya aktarım yetisi kazanır.

Hüseyin Yanar, “Simple Blues”, Kallio / Helsinki, 2017 (Hüseyin Yanar’ın izniyle)

Süre
Paolo Belardi “Mimarlar Neden Hala Çiziyor?” başlıklı kitabında eskizlere dair şöyle der: “Birçok bilgiyi ve sonsuz olanağı birkaç santimetrekarede (hatta, daha azında) yoğunlaştırmak […]”4 Miktar tanımı gibi görünen bu argümana bir de zaman boyutu eklenmeli. Söz konusu ekleme niceliksel veya kronometrik zamanı dışarıda bırakmamakla birlikte, niteliksel değişimin ve farklılaşmanın imgesel ve kavramsal ifadesi olarak şunu işaretler: süre.

Niteliksel farkların yeğinliği anlamında süre, şeylerin niteliksel olarak değişme, farklılaşma eğilimlerini ve tarzlarını ortaya çıkarır.5 Süre, nicelik kategorileri olarak sayısal azal(t)ma ya da çoğal(t)maya indirgenemeyecek dinamik ilişkiler çokluğunun arada-oluşu ve aralığıdır. Söz konusu arada-oluş ve aralık, kendinde kayıtlanan dinamik bir içerik olarak bellek dediğimiz algılama, anımsama, kavrama anlarının sıçramalı ilişkiler yumağını aktüelleştirir.

Bu çerçevede eskiz, sürede aktüelleşerek, içeriği kendisi olan bir oluş biçiminde düşünülebilir: çizgiyi çizenin eylemlerinin ortaya çıkardığı bellek. Eskizi kendi mevcudiyetiyle ören her çizgi, salt bir bileşenden çok, toplamdaki hareketlerin algılama, anımsama, kavrama anlarına denk düşer. Eskizi düşünmenin ve işlemin sahası olarak belirleyen vasıf budur. Bu saha içinde nedensel zorunluluklara indirgenemez tarzda etkileşen çizgi-hareketler, deneyimi kuran kavrama ve karar verme anları olarak sezgiyi örer.

Niceliksellikler: Kuvvet, Uzunluk, Kalınlık, Sertlik, Yumuşaklık, Sıklık ya da Frekans
Çizgiye dair çoğaltılabilecek niceliksellik atıfları, geriye dönük çözümlemeler içinde ayırt edilebilir. Bu bağlamda eskiz yapma bilgisine dair bir çerçeve oluşturma ve öğreti olarak aktarıma uygun hale getirme imkanları üretilebilir.

Çizim aletini yönlendiren elin hareketleri tutarlı ve türdeş bir çizgi üretmez. Yön-eylem olarak çizgi kendi içinde değişkendir: Kalınlaşır, incelir, titreşir, eğrilir, silikleşir, koyulaşır. Çizginin yönü, hızı, yavaşlığı, gövdesel kalınlığı ya da inceliği çizgiyi oluşturan aletin ucu kadar elin uyguladığı kuvvet yoğunluğuna da bağlıdır.

Tek bir çizginin içerdiği değişkenlikler çoğul çizgilerin görece konumları ve çizgi ağırlıkları ile belirli tonal değerler ve ifadeler üretir. Yukarıda değinildiği haliyle üst üste gelişler, kesişmeler, iç içe geçmeler, sıklık olarak birbirilerine yaklaştırmalar ifadeye bağlı olarak tarama, gölgeleme gibi isimlendirilen yüzey blokları ortaya çıkarırlar.

Hüseyin Yanar, “Forest of Blues”, Kallio / Helsinki, 2020 (Hüseyin Yanar’ın izniyle)

Son Not
Hareketin izi olarak çizgilerin eş zamanlı biçimde gözlemlenir ve hissedilir oluşu, öngörülmeyene sıçrama anlarına yol açtığı oranda anıştırmacı, analojik ve alegorik spekülasyonlara da izin veren bir serbest zihinselliğe ya da tahayyül uyarımlarına yer açar. Bunun için eskizin belirli bir görüntüye sadakat yükünden kurtarılarak kavranması önemlidir. Eskiz görsel olanın sözel olanı ikame ettiği bir kompozisyon düzlemi değildir: çizginin illüstrasyonu değil, kendisidir.

Notlar
1 Eskiz kelimesinin Türkçe olarak ilk kullanımı on dokuzuncu yüzyıl sonu ve yirminci yüzyıl başına rastlıyor. Basit ve kısa oyun anlamında ‘skeç’ olarak kullanımı ise 1930’larda görülüyor. Dolayısıyla kelimenin kökenine hızlıca göz atmak için kaynak olarak başvurulan Avrupa dillerine değinmek yararlı olabilir. Fransızca esquisse, İtalyanca schizzo, Latince schedius, Grekçe sxedios olarak karşılık bulan kelime, fonetik ve morfolojik olarak da birbirlerini andırıyor. Geçici ve önemsiz bir karakteristik vurgusu yapan söz konusu kelimenin karşılıkları, geleneksel içeriklerini aşarak, on sekizinci yüzyıl civarında başka içerikler edinir. Örneğin, İngilizce sketch anlamına, görsel bir deneyimin kaydı olarak kendi içinde amaçlı bir şey oluşu eklemlenir.

Öte yandan, Türkçe olarak eskizi bir düşünme nesnesi olarak çerçeveleyen bildiğim tek yayın, Necati İnceoğlu’nun “Eskizler” başlıklı çalışmasıdır. İnceoğlu, eskizi bir isimlendirmeden çok, eylem/hareket olarak ele alır ve eskizin “kendi kendine çizgisel konuşma, mırıldanma” olduğunu belirtir. Ancak bu kritik hamleyi ilerletmez. Öğrencilere yönelik bir sınırlama ve akılcı söylemsel dizgede belirdiği biçimiyle analitik, işlevsel ve nesnel tasnif içinden konuya bir girizgah tanımlar. Necati İnceoğlu, Eskizler: Çizerek Düşünme Düşünerek Çizme, Nemli Yayıncılık, İstanbul, 2012.
2 Eskizin söz konusu pseudo-şiirsellik içinde romantize edilerek biçimlendirilişi şu metinden izlenebilir: Devrim Işıkkaya, “Türkiye’de Mitolojik Bir Anlatı Kültürü: Mimari Eskiz”, Mit ve Mimarlık, ed. Özen Eyüce, Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2018, s. 189-212.
3 Çizgileri tasarı geometri çerçevesi dışına taşıyarak antropoloji perspektifi içinden inceleyen bir metin için şu yayına bakılabilir: Tim Ingold, Lines A Brief History, Routledge, 2007.
4 Paolo Belardi, Mimarlar Neden Hala Çiziyor?, Janus, İstanbul, 2015, s.14.
5 Süre kavramsallaştırması için şu metinlere bakılabilir: Henri Bergson, Madde ve Bellek, Dost Kitabevi, Ankara, 2007. Gilles Deleuze, Bergsonculuk, Otonom Yayıncılık, İstanbul, 2014.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: