Radikal Miraslar

CAN ALTAY

İstanbul Bilgi Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü, Londra Royal College of Art İç Mimarlık Bölüm Başkanı Prof. Graeme Brooker’u atölye yürütmesi ve de bir konuşma yapması için İstanbul’a davet etti. Radikal Miraslar temasıyla gerçekleştirilen atölye Eminönü’ndeki hanlardan birine odaklanırken Salt Galata’daki konuşma, iç mimarlığın geleceğine dair daha geniş bir perspektif sundu. Bilgi Üniversitesi İç Mimarlık Bölüm Başkanı Can Altay, Brooker ile iç mimarlığın bir mekansal disiplin olarak mekanla nasıl ilişkilendiğine ve yapılı çevrenin geleceğine dair bir söyleşi gerçekleştirdi.

Can Altay: İstanbul’daki konuşmanız ve son zamanlardaki eğitim pratiğiniz “radikal miraslar” başlığını taşıyor. İç mimarlık gibi sürekli mevcudun yeniden işlenmesi ve yeniden düzenlenmesiyle ilgilenen bir alan için mirasın anlamı ne?
Graeme Brooker: Miras, sonraki nesillere miras kalacak olan şeyler olarak tanımlanabilir. Bunlar yapılar gibi somut şeyler olabilecekleri gibi anılar, gelenekler ve inançlar gibi soyut şeyler de olabilir ve tümü bir kültürün gelişiminde önemli bir rol oynar. Bu basit yanıt, aslen bir güçlüğü ve karmaşıklığı maskeler ki bu da aslen neyin geride kaldığına ve de miras bırakıldığına -geçmiş ve gelecek nesillerin vasiyetlerine- dair kararlar, yargılar ve değerlerle alakalıdır. Ben iç mimarlığın, ister yapılar, nesneler, ister anılar olsun hem somut hem de soyut malzemelerle mevcut olanın işlenmesi ve yeniden kullanılması ile ilgilendiğini düşünüyorum temel olarak. O açıdan, iç mimarlık ya da iç mekan tasarımı, mirasın ya da vasiyetin gelecek nesillerin eline bırakılmak üzere nasıl biçimlendirildiğini idrak etmemizde çok önemli bir rol üstleniyor. İster bina, ister gelenek, ister inançlar olsun bir nesil olarak bizlerin diğerleri için neyi arkamızda bırakıyor olduğumuzun bir önemi var. Radikal kelimesini miras ile ilintili olarak kullanıyorum çünkü çoğunlukla mirasa dair algı, koruma söylemleriyle ilişkilendirilen muhafazakar, konformist ve vasiyete dair fazlasıyla ihtiyatlı bir çağrışıma sahip. Bu yaklaşımı “radikal” kavramını tartışmaya dahil ederek sorgulamakla, mirasın ne kadar karmaşık ve sorunsallaştırılması gereken bir sistem olduğuna ve de yaratıcı spekülasyonlara hem gereksinim duyan hem de onları çağıran daha progresif bir anlayış ihtiyacına işaret etmek istiyorum. Radikal Miraslar, mevcut olanı sadece yeniden kullanmanın ötesine geçen, iddialı yaklaşımları tanımlamak için kullandığım bir terim.

CA Burada bir değer meselesi var diye düşünüyorum. Konvansiyonel bakış açısında tarihsel ya da miras değeri belirli şeylere ya da yapılara atfedilirken siz her şeyde ve her yerde bir değer olduğunu öne sürüyorsunuz. Bunun sizin için önemi ne?
GB: Değer, mevcut olanın işlenmesinin her biçimine içkindir, bununla sadece ekonomik değeri değil, içgüdünün, yargılamanın, tesadüfün ve malzemenin değerlerini de kast ediyorum. Mevcut olanın yeniden kullanıcısından sürekli olarak onu nasıl düzenleyeceğine, zapt edeceğine ve çoğaltacağına dair atik ve açık olmasını talep eden tüm araçlar zaten ortada. Bunun olması için çok özel bir teçhizat gerekiyor sadece, ki ben bunu duyarlılık olarak tanımlıyorum. Bu duyarlılık, mevcut anlamlara dair hassas kavrayış, değerin her şeyde bulunabileceğini öngörüyor. Bu duyarlılıkla değere bakıldığında çok önemli ve eleştirel bir boyut daha ortaya çıkıyor: yıkma ve baştan yapma arzusunun olanaksızlaşması. Bu “tabula rasa” yaklaşımının tamamen 20. yüzyıl ve modernite ile alakalı olduğunu düşünüyorum. Bunun yerine “tabula plena”dan yanayım. Yeni olmayanı işlemek, her şeyin içindeki değeri görmek ve bu değerlerle ne yapacağını öğrenmek: 21. yüzyıl işte bu. Çok tehlikeli bir şekilde iklimsel zorluklarla karşı karşıyayız. Çevre perspektifinden ister plastik, ister bina, şehir ve hatta insanlar konusunda olsun “tek kullanımlık” anlayış, artık geçerli bir seçenek ya da pozisyon değil. Yeni bina yapmak demek tek kullanımlık yaklaşım demek, bu açıdan mevcut olan her şeyin içinde değer olması, uç bir öncelik tarifliyor gibi gözükse de bunu daha fazla göz ardı edemeyiz.

Thames Nehri kıyısında müze (Mudlark Müzesi), Jiaji Shen
Ali Paşa Han avlusundaki detaylara odaklanan mekansal izlek aygıtı; Edanur Köşeli, Serdil Yıldırım
Ali Paşa Han avlusundaki detaylara odaklanan mekansal izlek aygıtı; Edanur Köşeli, Serdil Yıldırım

CA: Sizin çalışmanız, iç mimarlığın bir icra alanı olarak netleşmesine büyük katkı sağlıyor, özellikle de Sally Stone ile birlikte bu süreci stratejiler ve taktikler üzerinden ortaya döktüğünüz Re-readings yayınlarıyla. Bu düşünce yapısına nasıl eriştiğinizi paylaşır mısınız?
GB: Kendi eğitimim boyunca iç mekanlara ve iç mimarlığa özgü söylemlerin olmayışından, başka düşünme süreçlerinden, yani mimarlıktan yararlanarak söylem üretilmesinden bıkmıştım. Düşündüğüm, yaptığım ya da yapmak istediğim şeylerle bu mimarlık söylemi pek uyuşmuyor, iç mimarlık disiplinini resmetmekte yetersiz kalıyordu. Sürekli olarak şu soruları düşünüyordum: “İç mekan tasarımı diğer mekansal pratiklerden nasıl farklılaşıyor?”, “Kendisine ilişkin kuramları ve tarihleri neler?” Çoğunlukla mimari içerikten oluşan bir diyete tabiydim. Tabi ki bunu çok dert etmiyordum ama iç mekanlar, sürekli opak bir ötekileştirmeye maruz kalıyordu ve gözlerimin önünde yok oluyordu. Yankı uyandırmış mekana özgü sanat işlerinde ve de kuram ve tarih söylemlerinde biraz teselli buldum ama bunların da mekana yerleşmeye dair anlamlı düşünce yapılarından yoksun olduklarını hissettim. Kendim ders vermeye başlayınca bu durumu tekrar etmekten kaçınmaya çalıştım ve birkaç sene boyunca iç mimarlığı ayrıştıracak ve görünür kılacak olduğunu düşündüğüm içerikleri geliştirmeye başladım. Konunun cinsiyetleştirilmesine ve de profesyonelleştirilmesine dair oldukça bilgi edinmiştim, zira bunlar yayınlar, konferanslar ve mekansal fikirler üzerinden doğuş aşamasındalardı, ancak konunun maddi kültürüne eğilen süreçler, ilkeler ya da tarihi malzemeler üzerine neredeyse hiçbir şey bulamamıştım. O dönemlerde ders veriyor olduğum öğrenciler de bu meselelere açtılar, ben de fikirler, çalışmalar ve süreçleri kayda geçirmek için öğrenciler için bir konuşma dizisi yapmaya kalkıştım. Düşünce yapısı, iç mekan tasarımının içinde konumlandığı kabukla ilişkisi ve ondan öğrendikleri üzerinden diğer pratiklerle nasıl ayrıştığına odaklanıyordu. O nedenle bu süreçleri tanımlama işi, analize dönüştü; üzerinde tartıştığımız çalışmalarda yaklaşımların nasıl formüle edildiğine bakarak stratejiler belirledik. Taktiksel öğeler de bu düşüncelerin araçları olarak kavranabilir. Bu konuşmalar dizisi çok kapsamlı bir koleksiyon haline geldi ve öğrencilerden biri onları yayınlamamı önerdi. Bir yayıncı ile görüştüm, benimkine benzer fikirlere sahip başka birisinden söz etti. Bu sayede Sally Stone ile tanıştım ve kaynaklarımızı ortak bir havuzda birleştirip işe koyulduk. Çalışmamız tamamen mevcut yapıyla ilişkilenme yaklaşımları üzerine.

CA: Verili mekanlardaki değerlere geri dönecek olursak, içine doğduğumuz ve bir şekilde bize miras bırakılmış olan bu dünyaya nasıl davrandığımıza dair anlayışımız iklimde ve genel olarak dünyadaki belirgin değişikliklerle birlikte yeniden biçimleniyor. Bu bağlamda iç mimarlık neler sunabilir? Nihayetinde daha az yeni inşa edilmiş ve daha çok yeniden işlenmiş yapıların olması gerektiğini, hatta olacağını söylediniz. İç mimarlık mekansal disiplinlerin öncüsü haline mi geliyor? Kimin iç mekanı tasarladığına dair bir ayrım gözetiyor musunuz?
GB: İç mekan tasarımındaki tüm eğitim programlarının tamamında olmasa da çoğunda içerik, yeni programlara olanak vermesi için mevcut yapıların yeniden kullanılmasına odaklı. Her zaman iç mekan tasarımının yapılı çevre için sürdürülebilir yaklaşımların öncüsü olduğunu öne sürerim. Benim bildiğim kadarıyla başka hiçbir disiplin, kendi çalışma tarzı olarak mevcut yapıların ve malzemelerin yeniden ve yeniden işlenmesini ortaya koymuyor. Bu nedenle iç mimarlığın bir konu ve bir düşünme biçimi olarak sunabilecekleri çok, çünkü bu alanın icracıları bu yaklaşımları anlama ve uygulama süreçlerinde derinleşmiş bilgi ve deneyime sahipler ve bu sayede de etrafımızdaki dünya için geçerli ve dayanıklı yaklaşımları keşfediyor ve geliştiriyorlar. Genel olarak kimin iç mekan tasarımı yapabileceği, kimin yapamayacağı arasındaki ayrımı çizmemeye gayret ediyorum, çünkü bence titrler ve meslek etrafındaki korumacı gündemler atikliği, açıklığı ve fırsatları zapturapt altına alarak arka plan, deneyim ve icracılarının eğitimi üzerinden meselenin sınırlarına meydan okunmasını olanaksızlaştırıyor. Bence titr korumacılığı ne geçmişte ne de şimdi bir kalite göstergesi değil. Her birimiz iyi ve kötü doktorlar ve avukatlara denk geldik. Tam tersine, meseleye katılmak, iç mekan tasarımının faaliyet alanını ve kavrayışını genişletmek, ona yaklaşım biçimlerini sorgulamak için yönetmesizliği bir açık davet olarak görüyorum. Tabi ki bu alanda eğitim alınmasından yanayım kesinlikle; zira kendinizi iç mekan tasarımcısı ya da iç mimar olarak adlandırmış olmanız, bunu başaracağınız ve alana anlamlı bir katkıda bulunabileceğiniz anlamına gelmiyor.

CA: İç mekan kavramı ve iç mimarlık alanının aslında her türden yerleşimle ve barınmayla alakalı olduğunu düşünüyorum. Kendimizi içinde bulduğumuz tüm sistem ve kurumların, onlara yerleşme ve içlerinde barınma biçimlerimizle dönüştürülebileceğini söylerim hep. Her ikimiz de yüksek eğitim dünyasını işgal ediyor olduğumuz için konuşmamızı bu bağlamda sonlandırmak istiyorum. İç mimarlık eğitiminde yeni ortaya çıkmakta olan araçlar ve stratejiler neler? Çok geniş anlamda bugün iç mimarlık eğitimine nasıl eğildiğinize dair yaklaşımınızı özetlemeniz gerekirse bunun ana öğeleri neler olurdu?
GB: Eğitimde ortaya çıkan araçlar, öğrencilerimin iç mekana yaklaşımlarına dair seslerini yorumlamak için ihtiyaç duydukları desteğe göre kendi öğrenme biçimlerini uyarlama atikliğine odaklanıyor. RCA'deki rolümde, bize çok farklı geçmiş deneyimlerle gelen çok çeşitli öğrencilerle çalışıyorum. Bu zorluğu seviyorum ve bunu öğrenmelerine, bilgi birikimlerine ve onları mevcut konular üzerinde daha anlamlı eylemlere doğru biçimlendirecek her türden dönüştürücü araçların kullanımına yönelik stratejik bir yanıt olarak görüyorum. Örneğin dil, tasarım öğretiminde çok göz ardı edilen konulardan biri. Bundan kastım, çok basit bir şekilde birbirinizle nasıl konuştuğunuz ve çalışmanızla ilintili olarak kullanacağınız kelimelerin ne anlama geldiği. Öğrencilerimle “Interior Reuse” (iç mekanda yeniden kullanım) adlı erken evrelerindeki bir araştırma projesi olan platformda ve tasarım stüdyosundaki işlerle mevcut yapıları uyarlama yaklaşımlarımızdaki dili ve kelimeleri resmetmeye çalışıyoruz. Bunlar çok iyi araştırma kitaplarına dönüşüyor. “Yaparak düşünme” yaklaşımları gibi beceri araçları, mekanın nasıl biçimlendiğini ve içine yerleşildiğini sentezler ve bu bilgiyi de eğitimde çokça kullanırız çünkü doğrudan maddesellik, mekan ve mevcut olanla etkileşimle alakalıdır. Bir yıl boyunca yaptığımız tüm çalışmalarımızı “Yakınlıklar”, “Yerleşimler”, “Kimlikler” başlıklı üç aşamada değerlendiriyoruz. Bu üç aşamalı yaklaşım, öğrencileri saha (yakınlıklar), işgal (yerleşim), maddesellik (kimlikler) ile tanıştırır. Bunlar öğrenme yolculuğu için olmazsa olmazlarımız.

Ali Paşa Han giriş koridoruna mekansal anlatı müdahalesi; Yaren Boğa, Burcu Özgen, Gözde Ergül
Ali Paşa Han giriş koridoruna mekansal anlatı müdahalesi; Yaren Boğa, Burcu Özgen, Gözde Ergül
Radikal Miraslar proje önerisi, Jiaqi Li
Radikal Miraslar proje önerisi, Yilei Xue

CA: Eğitimde özellikle iç mekan projelerinde çok fazla ilgi ve enerji mevcut yapılara yeni “kullanım” senaryoları hayal etmeye harcanıyor. Tasarımcıların kullanım/anlatı/kurgu jeneratörleri olmaları fikrine hayran olsam ve kendi derslerimde de benzer bir dinamik kurmuş olsam da iç mekan tasarımcılarının gerçek anlamda programın belirlenmesinde rol alıp almadıklarını merak ediyorum. Yeni kullanımları hayal etme süreçlerini iç mekan tasarımı için bir strateji ya da taktik olarak görüyor musunuz?
GB: Yeni kullanımları hayal etmek, anlatıyı bir gereç olarak kullanmak bence stratejik çünkü yeni yerleşim biçimleri, mevcudun yeniden kullanımı ya da henüz inşa edilmekte olan iç mekanları işgal etmek çoğunlukla hayata geçirilebilecek senaryolar. Bu türden kullanım anlatıları üzerinden işgal biçimlerinden daha sonra projenin yaklaşımında, organizasyonunda, biçimlenişinde ve hayata geçirilişinde faydalanılabilir. Hazır konusu açılmışken ben biraz uzak ve anlaşılmaz bulduğum ithal soyutlamalardansa mevcut yapının sunduğu anlatılarla daha çok ilgileniyorum. Mekanların ve üzerinde çalışılan projelerin elle tutulur ve tutulamaz öğelerini açığa çıkarmaya yardımcı olmakta bunların çok daha faydalı olduğunu düşünüyorum.

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL