Stüdyo Eğitiminde Reddimiras Mümkün mü?: Modern Mimarlık Envanteri Üzerine Notlar

HALUK ZELEF

Stüdyodan Notlar'da bu ay Haluk Zelef modern mimarlık mirasının ve yerel uygulamalarını yerinde görüp deneyimlemenin tasarım stüdyosuna katabileceklerini kaleme aldı.

ODTÜ gibi mimarlık eğitimine “temel tasarım” anlayışıyla başlayan okullarda öğrenciler, tasarlama probleminin “tabula rasa” durumuyla yüzleşirken diğer yandan da eş zamanlı olarak mimarlık tarihi ve mimarlık kuramı gibi derslerde, aslında tasarladıklarıyla büyük bir birikimin, birbiriyle ilişkili bir bütünün parçası olduklarının farkına varırlar. Ancak özellikle ilk yıllarda tasarım dersleri ile bu dersler arasında son derece soyut bağlantılar kurulması beklenir. Daha üst sınıflarda ise bilgi kaynakları çeşitlenir, görsel dünya zenginleşir. Ancak bu zenginleşme zaman zaman öğrencilerin ağırlıklı olarak görsellikle kurgulanan çeşitli internet kaynaklarından (Pinterest gibi sosyal ağlar, Dezeen ve benzeri bloglar…) birtakım tasarım tavırlarına ve form arayışlarına kapılmalarına ve bunları projelerine doğrudan yansıtmalarına yol açar. Yeni medyanın sağladığı kolay ulaşılabilirlik, beraberinde yüzeyselliği ve imajların benzerlerini stüdyoda içeriklerinden boşaltarak üretmeyi getirebilmekte. Stüdyo yürütücüleri ise bu tavra eleştirel bir tutumla yaklaşarak daha nitelikli güncel örnekleri ve mimarlık tarihinden öncü yapıları stüdyoda tartışmaya açar. Gerektiğinde de modern mimarinin “kanonik seçkisi” içinden bu yaklaşımların ve form dillerinin kökenlerini öğrencinin dikkatine sunar. Böylece form, işlev, anlam, ölçek, bağlam, malzeme, teknoloji gibi temel mimarlık bileşenlerini tartışmanın altyapısı hazırlanır. Bu süreçte diğer derslerden gelen bilgilerle stüdyo çalışması örtüştürülerek bilgi dağarcığına bir bütünlük kazandırmak öngörülür.

Buradaki modern mimarlığa ait bilgi dağarcığı, mimarlık eğitimcileri ve uygulamacılarının katkıda bulunduğu nesillerden süzülen bir tür soyut entelektüel miras olarak değerlendirilebilir. Günümüzde akademik ve mesleki söylemlerde vurgulanan “modern mimarlık mirası” terimi ise daha çok yerel ve evrensel değerleriyle bir zenginlik olarak kabul gören, kaba bir tarihlendirmeyle 20. yüzyılın başı ile 1970’ler sonu arasında üretilmiş nitelikli somut mimari örneklere yönelik olarak kullanılıyor. Bu yapı envanterinin, geçmişten devralınan bir miras olarak kabul edilmesinde en önemli etken ise, modern mimari örneklerinin gerek Türkiye’de gerek yurtdışındaki genel kamuoyunda değerli görülmemesi, bunun devamında da pek çok örneğinin yıkılması ya da yıkılma tehdidi altında olması. Türkiye’de bu tartışmalar, herkesin bildiği gibi maddi boyutları da olan, siyasi ve kültürel kutuplaşmanın yaşam çevrelerindeki bir uygulama alanı.

Mirasyedilik kültürel, reddimiras ise daha çok hukuki çağrışımlar yapan ifadeler. Birincisi kendine kalan birikimin değerini anlamayan, satıp savan gününü kurtarmaya çalışan insanları; diğeri ise kendine kalanları almayı, sonuçlarından korktuğu için reddederek, uzak duran insanları ya da anlayışları tanımlıyor1. Genel olarak her iki tavrın da özellikle modern mimarlık ürünlerine hakim bakışı nitelediği savlanabilir.

Modernin Anayurdu Ankara ve ODTÜ Mimari Tasarım Stüdyolarındaki Yeri Üzerine Notlar:2
“Modern”, “çağdaş”, “asri”, “muasır” gibi sıfatların Cumhuriyet rejimi ve dolayısıyla Ankara ile tarihsel ve siyasi olarak örtüşmesi ve bunun da mimarlık alanında getirdiği yeni anlayışlar, 1980’lerden bugüne, özellikle de son yıllarda pek çok yayının da konusu3. O nedenle modern ve/veya modernist demekle belli bir tarih aralığını mı, form tercihlerini mi, belli mimarları mı kastediyoruz gibi uçsuz bucaksız tartışmalara girmek yerine son yıllarda stüdyoda tartışmaya açtığımız “modern mimarlık mirası” temasına yönelik birkaç çalışma ile konuya açıklık getirelim.

“Modern mimarlık mirası” olarak nitelendirilen Türkiye’deki modern yapıların mimarlık tarihi ya da başka kuram derslerinde yer aldığını -tabii farklı okullarda, farklı ağırlıklarda- görsek de, tasarım derslerinde yer alması oldukça az rastlanan bir durum. ODTÜ’deki mimarlık eğitiminde örnekleri görülebilen bu yönelim ise, belki de kısmen 1960’ların modern brütalist mimarlığının seçkin bir yapısında eğitim sürdürmenin doğal bir uzantısı. Modern mimarlık mekanlarının eğitimdeki rolüne inancımızı, -fakültemiz dışında ayrıca- Ankara’da 1950’lerin en çarpıcı toplu konut örneklerinden olan Cinnah19 diye bilinen yapının içindeki 1927 Mimarlar Derneği’nde gerçekleştirdiğimiz jüriler, çalıştaylar, ders sunumları ve sergilerle de sürdürüyoruz.

Modern mimarlık mirasının stüdyo projelerinde konu edilmesine ilişkin aklıma gelen ilk örnek, Ankara Hava Gazı Fabrikası. Eğer yanılmıyorsam bu alan ilk kez 1980’lerin ortasında kendi okuduğum yıllarda ODTÜ’de son sınıfta “teknoloji müzesi” ya da “teknoloji parkı” olarak tasarlanmak üzere verilmişti4. 1920’lerde Alman teknolojisiyle yapılan ve 1980’lerde son demlerini yaşayan bu kentsel altyapı tesisi gerek ikonik gazometreleri, soğutma kuleleri ve bacaları ile kent için ayrıksı, ama mezuniyet aşamasındaki bizler için ilginç olmaları, gerek o dönemlerde hala etkinliği yüksek olan ileri teknoloji mimari ile akrabalıkları açısından ilham vericiydi.

Bu projenin gerek akademik çalışmalarımda, gerek yürüttüğüm stüdyo süreçlerindeki izlerini bu yazı bir kez daha hatırlattı. Ankara’nın başkent olma sürecindeki “modern” mimarlık örnekleri ve mimarlıktaki teknoloji söylemi, yıllar içinde verdiğimiz tasarım projelerinde dönem dönem ortaya çıktı. Ankara’nın kentsel planlama kararları ve bu kararların günümüzdeki izlerini deşifre etmek ve böylece öğrencinin yaşadığı çevreyi tanıması ve anlamlandırması, stüdyomuz temrinlerinin önemli bir kısmında içkin bir tema (leitmotiv) olarak yer aldı. Bu tema, bazen kentin içindeki dış mekanlarda tasarlanmasını istediğimiz geçici strüktürlere eşlik etti ve Ankara’nın açık alan ve parklarının tarihsel bir bağlamda anlaşılmasını sağladı5. Bazen de artık ortadan kaldırılması düşünülen modern şehircilik izlerinin silinmesine karşı bir duyarlılık oluşturmanın arka planını oluşturdu.

Cebeci gezisinden bir kare
Jansen Planı'nda Cebeci ve spor meydanı
Jansen Planı'nda Güven Park ve bakanlıklar bölgesi

Modern bir kent için gerekli olduğu düşünülerek 1930’larda planlanan kentsel donatı alanlarının bugün çeşitli gerekçelerle işlevsizleştirilerek yıkımına zemin hazırlanması konusunu, Jansen planındaki spor tesisleri ve Ankara Cebeci İnönü Stadyumu’nun yeniden kullanımı çerçevesinde stüdyoda çalışmamız buna bir örnek. O günlerde basında bu tesisin yıkılmasının ardından, yerine yapılacak yapıların işlevi -öğrenci yurdu, AVM- tartışılmaktaydı. Oysa bu alanın, doğu-batı yönünde kenti bölen tren yolunun üstündeki bir bağlantı noktasında yer alması ve Jansen tarafından Ankara için düşünülen iki spor kompleksinden biri olması nedeniyle kentsel bağlamı ve işlevi açısından çok zengin tartışmalara yol açma potansiyeli ve dönüştürülerek kullanılma ihtimali vardı. Ayrıca Jansen’in de eskizler yaptığı ancak sonuçta Vietti-Violi tarafından tasarlanan 19 Mayıs spor kompleksi projesinin tarihine ilişkin yapılan araştırma ve analizler, modern dönemdeki biyo-politikalar, beden teorisi, sporun günümüzdeki anlamı konusundaki tartışmalara da ışık tuttu. Stüdyomuzda kentin doğusundaki bu spor alanının kullanımı üzerinde çözümler arayışımızdan sadece iki yıl sonra kentin esas spor alanındaki 19 Mayıs Stadyumu’nun yıkılması da oldukça ironikti.

Tasarım stüdyosunda ayrıca tek yapı ölçeğinde modern mimari mirasın değerlendirilmesine ilişkin çalışmalar da sürdürdük. Bunlar arasında Ankara Atatürk Lisesi’ne (AAL) ek yapı projesini, stüdyomuzun hedeflerini ve süreci örnekleyici bir pedagojik deneme olarak verebilirim.

ODTÜ’de üçüncü sınıf Mimari Tasarım (ARCH 301-302) dersi kapsamındaki önemli bir tema, “tarihi” kentsel çevrelerde yeni bir yapı ya da yapı grubu tasarlanmasıdır. Burada “tarihi” olarak geçen nitelendirme çoğunlukla üzerinde geniş mutabakatın olduğu “modern-öncesi”, çoklukla da yerel ve halk mimarisi ürünlerini içerir. ODTÜ Mimarlık Bölümü stüdyo yürütücüleri 2016-2017 yılında başkentin kentsel ve tarihi değerlerine dikkat çekmek amacıyla proje arazilerini Ankara’da seçmeyi kararlaştırdı. Bu çerçevede grubumuz da, modern mimarlığın öncü isimlerinden Bruno Taut tarafından 1937 yılında tasarlanmış Erken Cumhuriyet Dönemi eğitim yapılarından Ankara Atatürk Lisesini (AAL) proje konusu olarak seçti6.

Dönem boyu süren projenin ön çalışmalarında Ankara’nın bu dönemdeki gelişimi ve kentteki eğitim yapıları incelendi, dönemin mimari karakteri üzerinde durularak, Ankara Atatürk Lisesi ve yakın çevresinin günümüzdeki ihtiyaçlarına odaklanıldı. Öğrencilerden AAL yapısının kentsel, kültürel ve tarihi değerlerini farklı ölçeklerde gözlemlemeleri ve analiz etmeleri istendi. Bir başka tartışma konusu da geç 19. yüzyılda yapılan ve taş mektep olarak da bilinen ilk lise binası ile Taut’un yaptıklarını kıyaslayarak ondaki değeri keşfetmekti. 1930’ların yeni nesillerin eğitimine verdiği önemin yansıması olan birçok yapı halen Türkiye’nin kentlerinde önemli kentsel noktalarda yer alıyorlar. Ankara’daki örneklere bakınca da Ernst Egli, Bruno Taut gibi dönemin ünlü “modernist” mimarları tarafından tasarlanan Ankara Kız Lisesi (1935), Gazi Lisesi (1936), Cebeci Ortaokulu (1938), Türk Eğitim Derneği (Ankara Koleji-1939)7 gibi yapılar bunların göze çarpan örnekleri.

Modern, birden çok anlama sahip bir söz ve mimari alandaki yansımalarının da çok değişken olduğu artık ortak bir bilgi. “Uluslararası stil” olarak bilinen örnekler yanında, modern akımın parçası olarak bilinen ama ürünleri “modernist mimari” olarak sayılmayacak, hatta modern yaklaşımın uluslararası geçerliliğini sorgulayan mimarlıklar da tarihsel dönem, tasarım yaklaşımı ya da formal nitelikleri açısından geniş modern şemsiyesine sığan örneklere dahil edilmeli.

Nitekim Taut, bu alanda oldukça tartışmalı bir figür ve öğrencilerle modernin genel ve mimari anlamı konusunda daha derin düşünmek için bir fırsat sunuyor. Bu yazıyı mimarlık tarihi üzerine bir makaleye dönüştürmek istemem ama sadece yaptıkları değil, Türkiye’deki meslek eğitimine de katkılarıyla önemli bir mimar olduğunu hatırlatmakla yetineyim8.

Tasarım sürecinde, Atatürk Lisesi’ne daha sonra yapılan bazı eklentilerin (örneğin niteliksiz spor salonu) kaldırılması ve günümüzde bazı dersliklerin yer aldığı yatakhane olarak tasarlanan kısmın yeniden özgün işlevine dönüştürülmesi stüdyodaki ortak bir tavır olarak vurgulanabilir. Öğrencilerden esas beklenen ise güncel ihtiyaçların karşılanması amacıyla okul arsasının, ilk yıllarda futbol sahasıyken şu anda halka açık otopark olarak kullanılan bölümünde yeni bir işlev programının mekansal çözüme ulaştırılmasıydı9. Ortak yaklaşımlar ve program tanımlarına rağmen sonuç ürün olarak öğrenci projelerinde oldukça geniş bir çeşitlilik gözledik.

Proje sürecinde yapı hakkında detaylı bir arşiv taraması yapılarak özgün çizimlere ulaşılması ve aynı yıl Samsun’da düzenlenen DoCoMoMo Türkiye toplantısında öğrenciler tarafından bir sunum yapılması, sürecin altı çizilmesi gereken kazanımlarından10. Okula düzenlenen inceleme gezisi ile yapıyı ilk elden tanımak, öğrenci ve öğretmenlerle temasa geçerek şikayet ve talepleri dinlemek de öğreticiydi. Dönem içerisinde üretilen ve okulun özgün halini yansıtan 1/200 ölçekli çalışma maketi Atatürk Lisesi’ne hediye edildi ve şu anda okulda lise öğrencilerine sergilenmekte. Bu maketin, ilginç bir şekilde binanın tarihine ve mimarlarına ilişkin bir de sergileme köşesine sahip olan okulun arşivini zenginleştirmesi hedeflenmişti11.

Lisans düzeyinde böyle bir alanı verdiğinizde, yapı ve mimarı üzerine yapılmış yüksek lisans düzeyindeki çalışmaları da projenin bir parçası haline getirmek, o çalışmaları yapan öğrencileri, mimarlık tarihçisi ve koruma alanındaki akademisyenleri12 davet ederek öğrencilere gelecek kariyerleri üzerine de ipuçları sunmak mümkün oluyor. Farkındalık ve duyarlık kazandırma düzeyindeki öğrenim hedeflerinden, daha üst bilişsel hedeflere ulaşma çabası stüdyoya derinlik kazandırıyor. Jürilere koruma alanındaki uzmanlar da çağrılarak modern mimarinin de koruma alanının bir meselesi haline geldiği vurgulanmış oluyor ve bu alana ilişkin temel tartışmalar öğrencilerle sürdürülüyor. Bu bilgilenme ve tartışma ortamının azımsanamayacak önemli bir kazanım olduğunu düşünüyorum.

Ankara Atatürk Lisesi gezisinden kareler
İnşa edildiği yıllarda Ankara Atatürk Lisesi
Ankara Atatürk lisesi ek binası için üretilmiş projeler
Ankara Atatürk Lisesi üzerine stüdyodaki öğrencilerin Samsun'daki DoCoMoMo Türkiye toplantısında yaptıkları sunum

1930’lar standartlarının uzunca bir süre13 ve kısmen günümüzde hala çok da aşılamamış olduğunu görmek de şaşırtıcı. Günümüzdeki özel okullaşma hamlesindeki pek çok okulun halihazır yapılara sıkıştırılarak gerçekleşmesi, dış mekan ihtiyaçlarının bazı zorlamalarla tatmin edilmesi (ön bahçelerde kaldırıma yapışık tel çitler içindeki okul bahçeleri), ışık ve enerji konusunda hiçbir özel düzenleme yapılmaması ile karşılaştırıldığında, öğrencilerin bu yapıdan öğrenecekleri pek çok şey vardı. Nitekim öğrenciler kendi deneyimleriyle de kıyaslayarak bunu onayladılar. Geniş yeşil dış mekanlar içindeki yapı grubunda tüm dersliklerin güney yönelimli olması, buna karşın pencerelerin önlerindeki güneş kırıcı sayesinde yansıyarak dağılan ışığın sınıfın içinde yeknesak bir aydınlanma sağlamaya çalışması yapıyı günümüzdeki sürdürülebilirlik yaklaşımları için bir öncü konumuna getiriyordu. Yapı, arsanın hafif eğimli topoğrafyasıyla ilişkisi açısından da öğreticiydi. Örneğin, temelden çıkan toprağın ön giriş bahçesine serilerek girişin yükseltmesi böylece girişin altında doğal ışık alan alanlara laboratuvarların yerleştirilmesi, üst katlarda ise dersliklerin bulunması akılcı ve ekonomik bir çözüm olarak göze çarptı. Alanı Jansen döneminin kentsel kararları çerçevesinde inceleyince de ortaya çıkan kentin içindeki yeşil koridorlar konusu öğrenciler için aydınlatıcıydı. Çünkü bu lineer yeşil alanların bir kısmının, caddelerin genişletilmesi vb. nedenlerle bugün algılanabilmesi maalesef mümkün değil.

Ancak bu tür çalışmaların tartışmalı tarafı, üzerinde çalışılan projenin, mimarın ya da dönemin mistifiye edilmesi riski. Tüm “modern mimarlık mirası” temalı projelerde ve Atatürk Lisesi hakkında düşünürken aklımıza düşen soruları ve eleştirileri de görmezden gelmemeye çalıştık. Örneğin, bu okulun havagazı fabrikasının hemen yakınına inşa edilmesinin yaratacağı çevre kirliliği vb sorunları o gün için de bugün için de görmezden gelmek çok kolay değil.

Bitirirken
Benzer çalışmalar şüphesiz modern mimarlık tarihinin daha fazla bilinen, form, işlev, teknoloji, bağlam tartışmalarında daha fazla gündeme gelen, ikonik yapılarıyla gerçekleştirilebilir. Günümüzdeki bilgi ağı ile hakkındaki bütün belgelere ulaşılabilen tüm “usta işi” yapılara “ekler” tasarlamak, tasarlarken de öğrenmek mümkün. Hele pandemi dolayısıyla dijital ortamdaki bu çalışmalar hem pratik oluyor hem de giderek meşruluk kazanıyor. Ekran başındaki bir öğrenci için Le Corbusier’nin Paris’teki ya da Taut’un Berlin’deki yapıları da Ankara’daki bir yapı kadar “gerçek” (ya da eşit derecede sanal).

Bizim yürüttüğümüz çalışmalarda ise odaklanılan modern mimari örneklerinin kent ve yapı ölçeğinde bireysel olarak deneyimlenmesi önemli. Ayrıca çalışılan yapıların biçimsel açıdan görece “vasatlığı”, yapıların “değeri” konusunda öğrencinin hemen sorgulamaksızın kabullenmesini değil, üzerinde daha fazla düşünmesini; “dokunulmazlık” atfetmesi yerine, nasıl dokunulmalı konusunda düşünce geliştirmesini hedefliyor. Bu da monolog yerine binalar ve farklı nesillerdeki mimarlar arası bir tür diyalog yolunu açıyor. Mimarlık eğitimcilerine düşen rol de bu tür diyalog ortamlarını arttıracak, bunu da kişisel deneyim boyutunu da unutmadan sağlayacak tasarım problemleri kurgulamak.

Notlar
1 Reddimiras (TDK Sözlüğü)
Her türlü sonucuyla mirası istememe, kabul etmeme, reddetme.
(mecaz) Özellikle politikada kendinin veya partinin geçmişini tanımama.
2 Burada yazdıklarım ODTÜ Mimarlık Bölümü'nün diğer stüdyolarında da kısmen gözlemlediğim, ancak daha çok üçüncü sınıf stüdyosunda denediğimiz bir yöntem üzerine. Diğer öğretim üyelerini de bağlayan, üzerinde uzlaşılan, genellenebilir ve sürekliliği olan bir yaklaşım değil. Yine de bu çerçevede farklı stüdyolarda modern miras üzerine Ankara’da ve diğer illerde verilmiş proje alanları (ODTÜ kampüsünde muhtelif projeler -ör. Mimarlık Fakültesi’ne ek- Saraçoğlu Mahallesi, Ankara AKM alanı, Taksim AKM, Yedikule Gaz fabrikası, Zonguldak’taki madencilik mirası, Antalya dokuma fabrikası) göz önüne alınınca belirli bir ortaklaşmadan söz edilebilir.
3 Bu dönem çalışmalarının öncülerinden olan ve 2018 yılında Ulusal Mimarlık ödülleri çerçevesinde Mimarlığa katkı başarı ödülünü alan mimarlık tarihçisi İnci Aslanoğlu ve “Erken Cumhuriyet Dönemi Mimarlığı” isimli kitabını anmak gerekir.
4 Haluk Pamir, Sibel Bozdoğan, Abdi Güzer stüdyo hocalarını oluşturuyordu.
5 Bahsettiğim örnek Mimarlık Haftası’nda Güvenpark içinde STK’lar tarafından kullanılacak geçici üniteler (pavyonlar). Güvenpark Ankaralı olan ya da olmayan çoğu öğrenci için şu anki kentin merkezi. Bilindiği gibi 1928 yılında Jansen tarafından yapılan Ankara kent planlamasında bakanlıklar olarak bilinen hükümet yapıları üçgeninin de uç noktası. Holzmeister’in de rol oynadığı bu çevre, büyük ölçüde ilk tasarım kararlarına uygun olarak inşa edilmiş olsa da güvenlik vb nedenlerle günümüzdeki algılanma biçimi ilk yıllarından çok farklı. Öğrenciler bu alanın tarihini ve planlama sürecini araştırıp öğrendikten sonra kentin bu bölgesindeki bütüncül anlayışı, potansiyellerini ve rolünü daha iyi algıladıklarını dile getirdiler. Kentsel dış mekan, yeşil alan yapı dengesi ve alanın bütüncül planlama kararları öğrenciler için iyi bir birikim sağladı.
6 Bu projeyi beraber yürüttüğümüz Hasan Okan Çetin ve Ensar Temizel’e teşekkür ederim.
7 TED Ankara Koleji'nin kent merkezindeki ilk ve orta kısımları son yıllarda dönüştürülerek TED Üniversitesi olarak kullanıma açıldı. Bu süreçte kampüse yeni binalar eklendi. Öğrencilerden bu dönüşümü incelemeleri de beklenmişti.
8 Bu proje aracılığıyla Taut’un eğitimci olarak rolünü yeniden düşünmek biz eğitmenler için de modern miras konusunda ilginç bir fırsat sundu. Detaylı bir inceleme için bkz Sibel Bozdoğan “Against Style: Bruno Taut’s Pedogogical Program in Turkey 1936-38”, M.Polak, der. The Education of the Architect içinde (Cambridge, Mass: MIT Press, 1997), 163-192)
9 Verilen program ana hatlarıyla derslik, laboratuvar, çalışma birimleri, sanat atölyeleri, kütüphane ve kantin gibi ortak alanlar yanında ticari destek birimleri ve kapalı-açık spor alanlarını içeriyordu. Tribün ve servis mekanlarını da içeren kapalı spor salonu çözümünde, geniş açıklıklı strüktürel sistem örnekleri çalışıldı ve strüktürün mimari tasarım üzerindeki etkisi tartışıldı.
10 “Re-use of Modernist Buildings” başlıklı 2019 Uluslararası DoCoMoMo Berlin toplantısında da bu eğitim deneyimini modern mimarlık mirasına odaklanan geniş bir izleyici grubuyla paylaştım. http://www.rmb-eu.com/conferences-2/3rd-conference/
11 Okulun orijinalinde idareci pavyonu olan inşa edilen sonraları revir olarak kullanılan bu küçük yapının şimdilerde ise 75. Yıl Cumhuriyet Eğitim Müzesi olması da ilginçtir.
12 Stüdyoya kendi disipliner ve akademik birikimleriyle katkılar veren Dr. Giorgio Gasco, Dr. Leyla Alpagut, Semra Uygur ve Dr. Fuat Gökçe’ye teşekkür ederim. Değerlendirme jürisinde bulunan Güven Sargın, Eren Başak, Neris Parlak, Eser Köken, Nihan Büşra Aydın yorumlarıyla tartışmaları zenginleştirdiler.
13 Bu makalenin yazarı ortaokul eğitimini sınavlarla girilen, dönemin en saygın, ancak binası tip proje ile inşa edilmiş bir okulda tamamlamıştı. Okul bir koridor üzerinde iki tarafa dizilen sınıflardan oluşuyordu. Spor ve kültürel aktiviteler için tasarlanmış özel hiçbir mekan içermezdi.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: