Telaşsız Bir His

HÜLYA ERTAŞ CAN ÇİNİCİ

Kentin en önemli eğitim yerleşkelerinden olan Ankara Fen Lisesi'ne eklenen yapıları içeren güncelleme projesini mimar Can Çinici ile konuştuk.

Hülya Ertaş: 1964’te yine Çinici Mimarlık tarafından ancak sizin bir üst neslinizin elinden çıkan Ankara Fen Lisesi yerleşkesine ek yapılar ve alleler önerdiniz. Öncelikle bu yenilemenin nedenlerini ve kapsamını açabilir misiniz?
Can Çinici: Ankara Fen Lisesi, ODTÜ kampüsü inşaatının ilk yıllarında gündeme gelen ve gene ODTÜ sınırları içinde ayrılan bir yerde -bir sırtta- tasarlanıp inşa edilmişti. Eğitim standardının yüksekliği ile olduğu kadar kuruluşundaki mekansal kalitesi, programı ve teknik donanımıyla Türkiye’de bir ilk oldu. Benzeri okullar arasında örnek alınan bir nitelik taşıyarak günümüze ulaştı. Yapı zaman içinde çeşitli kısmi değişikliklere sahne olmuş ve son olarak kapalı gösteri amfisi 2010’da Behruz Çinici tarafından yenilenmişti. Kampüs, 2017 yılının başında hatırı sayılır bir kapasite artışıyla karşı karşıya kalınca Ankara Fen Liseliler Vakfı (AFLİVA), Ankara Valiliği’ne (YİKOB) okulun genel olarak geliştirilmesi, yeni ve ek binaların tasarlanması için tekrar Çinici Mimarlık’a başvurulmasını tavsiye etmiş. Böylelikle proje çalışmasına 2017 yılının son aylarında başlamış olduk.

Kampüs planının güncellenmesi, ana binaya ek bir derslik blokunun eklenmesi ile yeni yurt ve spor binalarının tasarımları projenin esas kapsamını oluşturuyordu. Ayrıca bu çalışma kapsamında merkezi ısı santralinin de işlevi korundu; yeni yapılan binaların da enerjisini buradan sağlamak üzere teknik güncellemeler yapıldı.

HE: 1960’larda inşa edilmiş bu komplekse bugün yeniden bakmak tasarım sürecinde sizi nasıl etkiledi? Bu bildiğimiz anlamda “eski” bir binaya ek değil, zira modern dönem üretimleri. Bu açıdan mevcut eskiye yaptığınız yeni ekleri kurgularken nasıl bir süreklilik ya da süreksizlik öngördünüz?
CÇ: Kurulduğu hali ile kampüs bir orta bahçe etrafında kümelenen bağımsız eğitim yapılarından oluşuyor ve bu yapılar konumlandıkları sırt üzerinde bir “kapalılık” oluşturuyorlardı. Alanda bulunan eski binalar yapı kaliteleri açısından epeyce heterojen bir durum sergiliyordu: Çok iyiler ve niteliklerini yitirmiş yapılar bir aradaydı. Korumaya değer, nitelikli yapılara ya hiç dokunmadık ya da onlara ek yapı tasarlama yolunu seçtik. Yıkılmasını önerdiğimiz yapılarınsa yenilerini tasarlarken yerleşim planı içindeki ağırlıklarını gözeterek eski izlerinin peşinden gitmeye özen gösterdik.

Bizim geliştirme müdahalemiz, bu orta bahçe karakterini korumak ve sırt üzerinde olmanın avantajını değerlendirip bahçeyi batıdaki Ankara manzarasına doğru genişletmek; aynı zamanda da doğu-batı ve kuzey-güney yaya allelerini belirginleştirerek uzatmak oldu. Orta bahçeyi kat eden yaya akslarının araç ve servis trafiği tarafından kesintiye uğratılmaması için araç ve servis trafiği çevreye alındı.

Tabii benim için bu çalışma Altuğ ve Behruz Çinicilerin 1960’lı yılların başındaki, alıntılara ve dış etkilere açık mimari tercihleriyle bir kez daha karşılaşmak fırsatıydı. Eklemlemeye ve çoğulcu bina diline yatkın olan böylesi bir yerleşkede, her binada ayrı malzemeler ve inşa tekniklerine başvurduk: Eski yapı grupları ile uyum, inşa hızı ve ısı performansı gibi ölçütler yapıların tektoniklerini belirledi. Farklı karakterlerin bir aradalıkları gözetildi.

D Blok cephe örüntüsü
Bahçeden binaya bakış, D Blok
D Blok zemin kat-peyzaj ilişkisi

HE: Ek derslik, mevcut yapıdan koparılan parçanın yerine daha büyük bir kitlenin yerleşmesiyle gerçekleşmiş. İç mekanda nasıl bir kullanım senaryosu ve geçiş ile çalışıyor bu fikir?
CÇ: Sınıflar, laboratuvarlar ve idari ofislerden oluşan özgün ana bina (A, B, C, E, F Blok) ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nin pavyonlardan oluşan yapısına çok benzer bir biçimde kurgulanmış brüt beton bir yapılar grubu olarak dikkat çekiyordu. İç mekanının akışkanlığı ve etrafındaki ağaçlık alanlar ile çeşitli büyüklük ve şekillerdeki avlucuklarla ilişki kurması ODTÜ’deki tasarlama tekniklerinden aşina olduğumuz özelliklerdendi. Yetkin bir kalıp işçiliğiyle dökülmüş nervürlü brüt beton tavanıyla dikkat çeken giriş holü, okulun her türlü toplanma ve sergi faaliyetine sahne olan en önemli alanı olarak hafızalarda yer etmişti. Eski derslik bloku (C Blok), olağanüstü incelikte yerinde dökülmüş Le Corbusiervari beton güneş kırıcılarıyla hala ilgi çekiciydi.

Ana bina tasarlandığı ilk haliyle 10 derslik, dört atölye, üç laboratuvar ve idari bloktan oluşuyordu. Ek olarak tasarladığımız blok (D Blok) eski tek katlı kütüphane kısmının yıkılarak mevcut blokun güney tarafına doğru bir L oluşturacak şekilde eklemlendi. Böylelikle yeni kompozisyon bahçe tarafını içerip tanımlayacak şekilde kurgulanmış oldu. Ana binanın zemin katındaki orijinal nervürlü giriş holü, yeni kurgu içinde, ek blokun zemininde tasarlanan yeni ve ferah kütüphane mahalliyle sonlandırıldı. Bu mekan doğu ve batı tarafından ağaçlık ve yeşil alanlara bakış veren sakin bir araştırma alanı niteliği taşımakta. Özetle işlev olarak yapının ilk programına, zemin üstünde dokuz yeni derslik, üç yeni laboratuvar ve bir büyük bir kütüphane mekanı eklenmiş oldu.

Çoğunlukla brüt beton çerçeve ve dolgu duvarlardan oluşan orijinal yapı kurgusu ek derslik blokunda da devam ettirildi. Ayrıca projeye, eski derslik blokunun çatısında, D Blok’tan ulaşılan bir gözlem evi de tasarlandı.

Eski bir fotoğraftan da bahçe peyzajının 1960’larda Roberto Burle Marxvari bir anlayışla ele alınmış olmasını çok ilginç bulduğumu söylemeliyim. Maalesef bu peyzaj yıllar evvel yok olmuş, bugüne ulaşmamış. Yeni yapılan peyzaj düzenlemesinde eski kalıntılara bu yüzden yer veremedik, sadece ağaçlık alanlara yer açmış olduk.

Öğrenci pansiyonu, H Blok cephesi
K Blok adlandırılan yeni spor salonu
Tribünlerden sahaya bakış, K Blok
Ek okuma ve çalışma salonu, M Blok

HE: Yurtlar ve spor salonu ise mevcut yapıların yıkılıp yenilerinin inşa edilmesiyle hayat bulmuş. Burada -her iki eski yapının farklı karakterleri olsa da- önceki yapılar ya da yapı izleri, sizin müdahalelerinizde ne kadar belirleyici oldu? Bunları bir yandan da değişen koşullara daha uygun ortamlar üretmek olarak mı düşünmeliyiz?
CÇ: Kampüsün batısında -seneler evvel benim de görmüş olduğum- dikey şaftları ve tuğla duvarlarıyla Kahnvari yurt binaları bulunuyordu. Ancak geçmiş yıllarda ehil olmayan ellerce üzerine kat eklenmiş, cepheleri “mantolanmış” güncel halleriyle tanınmaz haldeydiler. Bu yüzden onları koruyarak eklemlemek, yeni durumda gereğinden fazla parçalı ve kalabalık bir yapılar kümesinin oluşmasına yol açacaktı. Dahası, değişmek durumunda olan oda düzenleri ve yaklaşık iki misline çıkacak kapasitesi, özgün hali ile 200 (100+100) kişilik kapasiteyle inşa edilmiş olan eski yurt binalarının koruma olasılığını zayıflatıyordu. Özetle eski yurt binalarını koruyarak geliştirmek iyi bir sonuç vermeyecekti. Yeni yapılan 400 (200+200) kişilik yurt bloku (H blok) gene eskisi gibi, kampüsün batı kenarını tanımlayacak bir şekilde ve lineer olarak orijinal konumuna yakın, ancak doğal arazinin alt kotlarına biraz daha yakın bir yere ötelenerek konumlandırıldı. Yurt odaları dörder kişilik olarak, doğal ışıktan olabildiğince çok faydalanacak şekilde, ancak enerji kaybına yol açmayacak biçimde, büyük olmayan pencere açıklıklarıyla planlandı. Odaların yer aldığı kanatlarda yapı dış cidarları kendinden ısı yalıtımlı beyaz prekast beton panellerle oluşturuldu. Tuvalet, banyo ve merdiven kovaları kitle düzeninde farklılaştırılarak eklemleme yerlerinden koridorlara doğal ışık alacak şekilde tasarlandı.

Kampüsün güney ucunda, üçgen kesitli ve çatısına çıkılan niteliğiyle ilk yapıldığı zamanlardan beri dikkat çeken, ancak müellifliği Çinici Mimarlık’a ait olup olmadığı dahi tespit edilemeyen bir spor yapısı bulunmaktaydı. Gereken saha normlarına uymadığı için ve epeyce niteliksiz yapısal kalitesi nedeniyle bu yapının yıkılması kaçınılmaz oldu. Hemen hemen aynı yerde ama biraz daha kuzey-güney aksına doğru çekilerek konumlandırılan yeni yapı (K Blok), spor işlevi yanında 500 kişilik tribünüyle kapalı tören mekanı olarak da kampüse hizmet vermek üzere tasarlandı.

Üçgen kesitli eski spor yapısı bütün niteliksiz ve norm dışı yapısına rağmen lisenin kurulduğu ilk yıllardan beri okul hafızasında çok önemli bir yer etmişti. Özellikle mezuniyet aşamasına gelmiş olan öğrencilerin her sene sonu çatıya çıkıp Ankara ve ODTÜ arazisini temaşa etmeleri, vazgeçilmez bir ritüel halini almıştı zaman içinde. Bu ritüelin sürdürülmesini gözeterek yeni spor binasının kesit kurgusunu dışarıdan çıkılan bir seyir terası oluşturacak şekilde tasarladık.

HE: Okuma salonu ise daha çok bir peyzaj müdahalesi; topoğrafyayla bütünleşik bir öneri gibi. Buna katılır mısınız?
CÇ: Yıkılan eski yurtların neredeyse eski yerlerinde, kottan kazanılan bir düzenleme ile üzeri yeşil toprak örtüyle tanımlanan tek katlı bir ek okuma ve çalışma salonu elde edildi (M Blok). Bahçe içinde bir tür “saklı çalışma alanı” niteliğindeki bu mekan üstün başarı gösteren özel öğrencilere ayrıcalıklı çalışma olanakları sağlamak amacıyla yurtlardaki ortak çalışma mekanların bir uzantısı olarak işlev görecek.

HE: Ankara Fen Lisesi yerleşkesinin bundan belki yine bir 50 sene sonra yeniden yenilenmesi gündeme gelecek olsa, nasıl bir müdahale gerekecektir sizce?
CÇ: Bazı olası ekler şimdiden dillendirilmeye başlandı bile: kapalı yüzme havuzu binası eki ve öğretmen lojmanları. Ancak son yaptığımız büyüme hamlesiyle Milli Eğitim Bakanlığı yönetmeliklerine göre bir fen lisesinin ulaşabileceği maksimum kapasiteyi okula kazandırdığımız için, uzun bir süre radikal bir kapasite artışının gündeme geleceğini düşünmüyoruz ve bunu doğru da bulmuyoruz. Ne kadar “açık bir kurgu” ile tasarlanırsa tasarlansınlar, her tasarının bir büyüme limiti olduğu düşünüyorum.

HE: Bu projenizi, daha evvel tasarlamış olduğunuz eğitim yapılarını da göz önünde bulundurarak kendi üretiminiz içinde nasıl konumlandırıyorsunuz?
CÇ: Yıllar içinde kendi camiasını -aidiyetini- başarılı bir şekilde yaratabilmiş bir kurumun mimari kalitesiyle çok önemli bir yer etmiş eski eğitim yerleşkesini, tamamıyla silinip yerine Milli Eğitim Bakanlığı’nın tip okul binalarının istilasından kurtarmış olmak zaten başlı başına bir tatmin duygusu veriyor bizlere. Günümüz Türkiye’sindeki telaşlı eğitim yapıları elde etme furyasında, yaptığımızın genel olarak mekansal nitelikleriyle insanın içinde iyi bir his bıraktığını düşünüyorum.

Eskiden sadece bir bahçe etrafında kümelenmiş olan kapalı bir yapı grubunu, etrafındaki daha geniş bölgeye bakış veren, yaya allerinin domine ettiği modern bir kampüse doğru evrilttiğimizi düşünüyorum. Bir inziva yerleşkesinden (conservatory) bir özgürlük ve açıklık yerleşkesine…

Ancak bunun yanında işin bambaşka bir yönü de var: Maalesef inşa kalitesi bu kadar sorunlu olarak biten bir yapılar grubumuz hiç olmamıştı şimdiye kadar. İnşaatı iyi bitmeyen yapılarımız olmuştu ama bu denli kapsamlı biçimde kotarılamayan bir iş içinde hiç bulmamıştık kendimizi. Böyle bir konuda yeterli tecrübeye sahip olamayan ana yüklenici ve taşeronlar, makul bir bütçe olmasına rağmen bir türlü yapılamayan bütçe planlaması, kamu tarafında belirli bir tarihe yetiştirmek için verilen erken onaylar ve iş kabulleri sanırım memlekette çokça karşılaşılan arazlardan. Tabii bizler de, ister istemez işin içinde olup bir türlü denetleyemediğimiz ve yapılamayan işlerden dolayı üzgünüz.

Her şeye rağmen süreç devam ediyor; projemizin eksik kalan, bitirilememiş detayları ve kısımları için okul yönetimi ve Fen Liseliler Vakfı ile görüşmelerimiz ve Gençlik ve Spor Bakanlığı’ndan gelmesi muhtemel ek bütçelerle inşa kalitesini düzeltmek için çalışmalarımız sürüyor.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL