TOKİ - MOKİ

SİNAN LOGİE

"Bizden konut alan vatandaşlarımız ödemelerini düzenli yapıyor. Onun dışında elimizde 4.5-5 milyar YTL’lik satışa hazır konut stoku var. Yani, aslında TOKİ olarak elimize geçecek kaynağın büyüklüğü 10 milyar dolar dolayında bulunuyor."1

Erdoğan Bayraktar (Bir zamanların TOKİ Başkanı)

İstanbul’un çeperlerinde gezinmek bugünlerde özel bir deneyim sunuyor. Özellikle bu peyzajı yürüyerek dolaşmayı göze alanlar şehirin içinde veya dışında olmaya dair alışıldık hissin artık geçerli olmadığını fark ederler. Kentin (ya da kırsalın) ve doğanın her bir küçük parçasının herhangi bir rasyonel örüntünün ötesinde rastlantısal olarak bir arada olduğu bu yerleri deneyimlemek daha çok bir girdapta sıkışıp kalmışlık hissi yaratıyor. Bunun en net şekilde algılandığı çevre ise kesinlikle TOKİ yerleşmeleri. Bunlar arasında ise Başakşehir’deki Kayabaşı uydu kenti ise muhtemelen en etkileyici örnek.2

1980 askeri darbesini gerçekleştiren siyasal güç tarafından 1984 yılında, gecekondu olarak bilinen enformel yerleşimlerin çoğalmasını önlemek amacıyla kurulan TOKİ, otoriter kentsel vizyonun saygın mirasçısı haline geldi. Güç odakları sıklıkla, bu yerel yerleşmeleri solcu grupların kalesi olarak gösterdi. 2000’e kadar TOKİ esas olarak inşaat kooperatiflerine düşük faizli kredi sağlayıcısı olarak işliyordu.3 Ancak halihazırda, konut problemine kötü mimari ve sosyal çözümler ortaya koyan projeler gerçekleştirilmişti. Bunun yanı sıra TOKİ’nin çevreyle ve kentsel dokuyla kurulacak herhangi bir kavramsal bağı hiçe sayan askeri plan nizamını üniversitelere, okullara ve diğer kamusal yapılara uygulanmıştı.

kayabaşı toki evleri,sinan logie
kayabaşı toki evleri (fotoğraf: sinan logie)
jeanne lamour, malak hamamsi ve alexandra huynh-lenhardt'ın kayabaşı için projesi
genel vaziyet planı
yerleşim diyagramı
kütle diyagramı
perspektif

Tabi ki, TOKİ’nin işletim gücü olağanüstü bir şekilde arttı. Recep Tayyip Erdoğan iktidarı tarafından yeniden yapılandırılan sosyal konut ajansı, Türkiye’nin en güçlü gayrimenkul aktörü haline geldi. AKP’nin 2002 seçimlerindeki en etkili vaatlerinden biri geniş kitlelerin gayrimenkul sahibi olma hakkına kavuşmasıydı. Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde (1994-1998), KİPTAŞ sürecinden elde ettiği deneyimden faydalanılarak TOKİ, son on yılda 500.000 civarında konut inşa eden bir makineye dönüştürüldü. Buna paralel olarak kuruluş, özel sektörle olan bağlarını kuvvetli tuttu. Ancak, sonuç pek çok açıdan eleştirilebilir yanlar içeriyor.

Her şeyden önce, önerilen konutlar düşük gelirlilerin alım gücüyle uyuşmuyor; TOKİ, bu anlamda orta ve alt-orta sınıfa hitap ediyor. Sosyal adalet sorunu, uygulamada göz ardı ediliyor. Diğer yandan askeri zihniyetten miras kalan mekansal kurgu Türkiye’deki kentsel ve kırsal yerleşimin yaşam biçimine zıt düşüyor. TOKİ, basitçe her türlü sosyal dayanışma ve kaynaşmayı imkansız hale getirerek insanları birbirinden ayırıyor. Bu yalıtım, sokak hayatının yokluğuyla ve fraktal olmayan kentsel doku uygulamasıyla gerçekleşiyor.

Christopher Alexander’ın (Nature of Order) araştırması ya da Nikos Salingaros’un4 örüntü hakkındaki teorileri sayesinde, bizi TOKİ hakkında neyin rahatsız ettiğine ulaşabiliriz. Her iki teorisyen de konuyu araba ulaşımının neden olduğu yıkıcı kentsel planlama üzerinden işliyor, tabi ki. Ancak bunun da ötesinde yatan neden, modern planlamada fraktallığın eksikliği ve TOKİ’nin mekanı insansızlaştırmaya yönelik çalışmaları. İnsanlar doğayla bütünleşmeye programlıdır, yani fraktallığın mevcut olduğu yerle. Ölçek ve doku uyumunu bağdaştıran bu geometrik ve mekansal kurgu, beynimize derinlemesine kök salmıştır. Örneğin, son dönemde yapılan araştırmalar doğayla yeterince ilişki kurmayan çocukların empati yetilerinin de gelişmediğini gösteriyor. Bu da çevremizdeki fraktalların önemi hakkında ipucu veriyor. Yine de, fraktallar kentsel dokuda da bulunabilir ve özellikle de “gecekondu” gibi gayriresmi yerleşimlerde ya da geleneksel Osmanlı mimarisinde mevcuttur. Böyle bir yapılanma, farklı ölçekler arasında bir derecelenme ile yapılı çevre ve boşluk arasında yumuşak bir geçiş sağlar. Bu, muhtemelen TOKİ’nin en büyük başarısızlığıydı. Bugünlerde, Süleymaniye Camisi’ni ve onu çevreleyen dokuyla bütünleşmesini gözlemlemek geçmişteki yapıcıların derin bilgisi hakkında fikir verebilir.

İslam mimarlığı fraktal geometride zirveye ulaşmıştı. Bu konudaki gelişmişlik, tabi ki dünyanın dini yaklaşımlarla temsil edilme çabasıyla doğrudan ilişkili bir durum. İbnü'I Heysem’in Bağdat’ta yazdığı optik, ışık ve geometri hakkındaki teorisi on birinci yüzyılda coğrafyamızdaki mekan ve mimarlık kavrayışını derinden etkiledi. Araştırmaları, on üçüncü yüzyılda Endülüs’te “Perspektiva” adıyla Latince’ye çevrildi ve İtalyan perspektifinin köklerinin de atıldığı Avrupa’ya yayıldı. İbnü'I Heysem’in araştırmaları matematikçiler tarafından fraktal geometrinin temeli olarak sayılıyor ve kimi zaman yalnızca parametrik tasarım aracılığıyla tekrarlanabiliyor. Mimarlık, o zamanlarda, bu ilkelerin yerel koşullarla birlikte ele alınarak üçüncü boyutta uygulanmasıydı. Tabi ki TOKİ’den böylesine bir titizlik beklemiyorduk…

Doğal olarak, TOKİ’nin gerçekleştirdiği mekansal izolasyon ve insansızlaştırma çalışmaları konutların etrafındaki kullanılamayan yeşil alanlarla somutlaştırılıyor. Bu askeri hijyenik yaklaşım, “sokak” kavramını reddediyor. Yine Alexander ve Salingaros’a (ya da Leon Krier’e) göre sokak, tarihsel süreçte insan etkileşimlerinin gerçekleştiği yer olarak ortaya çıkıyor. Bu, tıpkı kimyasal reaksiyonlardaki gibi kentsel yaşamda bir katalizör görevi görüyor. Ne yazık ki TOKİ Le Corbusier’nin otoyol ağını tercih ediyor…

TOKİ'nin önemi göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye'nin akademik ortamında buna tezat projeler üretilmemesini şaşırtıcı buluyorum. Zaman zaman mimarlık bloglarında ya da web sitelerinde bu yerleşimlere noktasal eklentiler gibi denemeleri görmenin dışında, TOKİ’nin ve geleceğinin gerçek sorgusu profesyoneller tarafından mimari bir soru olarak ele alınmıyor. Ancak geleceği biraz olsun hayal edersek, yakın zamanda bu bölgelerin önemli sosyal çalkantı merkezlerine dönüşeceğini görebiliriz. Avrupa'daki benzer ayrıştırılmış kentsel doku örnekleri, potansiyel tehlikelerin apaçık göstergeleri.

Geçtiğimiz akademik dönemde Ecole Nationale Supérieure d’Architecture de Versailles'daki Ido Advissar, Djamel Klouche ve Gaëtan Brunet yürütücülüğündeki stüdyoda olan Jeanne Lamour, Malak Hamamsi, Alexandra Huynh-Lenhardt isimli öğrencilerin işlerini izleme şansım oldu. Öğrenciler, İstanbul'da 2500 konutluk bir yerleşim geliştirmekle yükümlüydü. Kayabaşı’ndaki mevcut yerleşim yoğunluğunun az katlı yapılarla artırıldığı bir senaryo tarif ediliyordu. Yeni konut birimleri ve mevcut kuleler arasında kurgulanan yaya bağlantılarıyla yeni kamusal ilişkiler tanımlamak hedefleniyordu. Projenin sosyal hibritliği ve hacimsel varyasyonları, ilişkiler ağının akışkanlığını garantiler nitelikte. Mevcut altyapının varlığını reddetmeyen yaklaşım, çevredeki bakir alanlara yayılmadan Kayabaşı'nın fraktallığını geliştirme potansiyelini öneriyor. Özellikle alanın önümüzdeki yıllarda nüfusunun artacağını kabul edersek.

Sonuç olarak Kayabaşı ve diğer pek çok TOKİ yerleşiminin geleceğini tartışmak için ilk adımı attıklarını düşünüyorum.

NOTLAR
1 Kaynak : Ekṣi sözlük

2 Kayabaṣı Türkiye’nin en büyük uydu kentidir. 65.000 konut ve yaklaṣık 300.000 bin kiṣiyi barındırmaktadır

3 Kentsel mekanın yeniden organizazyonunun ekonomi politiği ve mülkiyete müdahale, 2000 sonrası dönemde İstanbul TOKİ örneği. Emrah Altınok, İstanbul 2012

4 zeta.math.utsa.edu

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: