“İle” Tasarlamak ya da Edatlardaki* Empati Sorunu

OTTO VON BUSCH

Zenginler “için”, onların iPhoneları ya da Porsche’leri için yapılan tasarımları sorgulamaktansa neden fakirler “ile” tasarım yapmakla yükümlü sayıyoruz kendimizi? Bu, tasarımcıların empati çağrısının sınırlarına dair ne söylüyor? Zira empati, özellikle “tasarım odaklı düşünme” pratiğini benimsemiş olan tasarımcıların son moda kelimesi.

Daha fazlasını da sorabilirdik. Tasarımcılar, halihazırda güçlü (tasarım gündemini oluşturmaya gücü yetecek ve tasarım işlerinin ücretini ödeyebilecek) olanların daha da güç kazanmalarını sağlamak üzere tasarım yapmaya mı alışkınlar? Tasarımın ana kipi zayıfların çıkarları “olmaksızın” ya da hatta onlara “karşı” tasarım yapmak mıdır? Yani, fakirler “ile” tasarlamak, çok az tasarımcı toplumun kıyısında bulunanlara yönelik bir anlayışa sahip olduğu için mi radikal kalıyor?

Tasarımcıların şu sıralar çalışmalarına dahil etmek için çırpındığı “ile”nin ayrıntılarına inmeden önce bir an durup düşünelim. Her eylem bir yerden gelir, belli bir yönü ve amacı vardır. Konum, dayanağın bağlamıdır ya da başka bir deyişle eylemlerin durduğu zemindir. Bu yer asla nötr değildir; aksine bağlama, zamanın değerlerinin, milliyet, sınıf, cinsiyet ve becerilerin içine yerleşiktir. Benzer şekilde, bu konumdan doğmuş amaç ve yönler de değerlerden ve alışkanlıklardan gelir ve ilk konumdan görüldüğü haliyle hedefleri işaret eder. Fark edilmeyen ele alınamaz ve benzer şekilde, göze görünmeyen kolaylıkla ya ıskalanır ya da yok sayılır.

Dilbilgisinde amaç ve yön, edat (preposition/ön-konum) olarak adlandırılır; bir cümlede diğer kelime ya da unsurla bir ilişkiyi ifade eden kelime. Cümle içinde mantıksal tanım ve durumları işaret eder. Edatlar öyle yaygınlardır ki onları güç bela fark ederiz. Hemen her cümlede bulunurlar; örneğin yemekten sonra tatlı yemek gibi ve kimi zaman daha soyut olarak karşımıza çıkarlar; geldiğine sevinmek gibi. Kısacası, edatlar şeyleri düzene koyar.

Tasarımcılar için edatlar eylemin konum ve yönlerini açığa çıkardığı için önemlidir. Eylem, edatın ilişkili olduğu ya da ortaya çıktığı konumdandır ve diğer konum ve süreçlerle ilişkiyi işaret eder. Böylesi konum ve yön anlayışı biri “ile” tasarlamaya başladığımızda etki eder. Genel kanı, “için” yerine “ile” anlayışıyla tasarım yapmanın insanlarla ilgili hususları dikkate almayı gerektirdiği anlamına geldiğidir. Ancak “ile” çok ucu açık bir edattır ve biri “ile” olmanın, her zaman tasarımcıların ilk akıllarına gelenin aksine merhametli olmayan ya da empati içermeyen sayısız yolu vardır. Daha net söylemek gerekirse “ile” edatı her zaman karşılıklı hisleri paylaştığımız anlamına gelmez; ben biri “ile” tartışabilir hatta biri “ile” kavga edebilirim.

Benzer şekilde edatlar sadece ilk konum bulunuyorsa bir anlam ifade eder. Şekillendirdiğimiz ilişkiler içinde kendimizi konumlandırma eyleminde dürüst olmak zorundayız. Aracılık eden kim, ödeme yapılan kim, kimin kime karşı ne yükümlülükleri var ve işler yoldan çıkınca kimin süreci durdurmayı reddetmeye hakkı var vs? Birinin edatını anlamak birinin önyargılarını ve eylemlerinin bağlam içinde diğerleri üzerindeki etkisini anlamak anlamına da gelir. Biri “ile” ancak kendini anlamaksızın tasarlamak, başarısızlığa mahkumdur.

Tasarımcıların kullanıcıları ele aldıkları ve “ilerleme” fikirleri ile türlü katılımcılık senaryoları ürettikleri durumlarda konumları ve edatları açığa çıkarmak özellikle önemli hale gelir. Tasarımcının bakış açısı nereden gelir ve tasarımcı hangi bakış açısını amaçlanan sonuç olarak kurar? Aslında edatlar, tasarımda tartışıldığı gibi, dünyayı kullanıcılarımızın kullandığı haliyle görmekte, hele kullanıcılar göze görünmeyen ya da “öteki” olduklarında, nasıl başarısız olduğumuzu da açığa çıkarıyor.

Bu yüzden, bir dahaki sefere empati dolaylarındaki popüler söylemlerle karşılaştığınızda ve “için” tasarlamaktan “ile” tasarlamaya geçerken yavaşlayın. İnisiyatifin büyük kıymeti de olsa, hangi önyargılar bu edatları açığa vurur ve aktörler ile onların konumları arasındaki bu yeni ilişkilerden hangi sorunlar doğar, sorularını kendimize sormak zorundayız. Edatlarımızı ortaya sermek pratiğimizi olduğu kadar kendimizi de konumlandırmamıza yardımcı olur, özellikle de kendi konumumuzla kullanıcı ya da katılımcılarınkiler arasında uzlaşı gerektiren toplumsal durumlarda.

Edatlarımız aynı zamanda tasarımdaki gündelik riyakarlığımızı da gün yüzüne çıkarır; tasarımcılar olarak etkileşimde bulunduğumuz toplumsal peyzajı anlamakta büyük ölçüde başarısız olduğumuzu, farkında bile olmadan tanıştığımız insanlara kendi edat ve bakış açılarımızı dayattığımızı ortaya döker. Dikkatli olmak zorundayız, zira nadiren düşündüğümüzden daha iyi dinleyicileriz, empati kurduğumuzu söylediğimizde bile.

*Edat: Tek başına anlamı olmayan, sonuna geldiği sözle cümledeki diğer kelimeler arasında ilişki kuran kelime türü, ilgeç (Kaynak: Türk Dil Kurumu). Edatlar zaman, yön, amaç, araç gibi çeşitli anlam ilgileri kurarlar ve cümleden çıkarıldıklarında cümlenin anlamında bozulma olur. Farklı dillerde farklı hal ve çekimlerde kullanılsa da kurdukları anlam ilgileri benzerlik gösterir.

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL