Katja Wickert’in Eserlerinde Mekân, Malzeme ve Etkileşim

12.03.2025

Katja Wickert’in sanatı, malzeme ve obje arasındaki ilişkiyi sorgularken izleyiciyi de bu diyalogun bir parçası olmaya davet ediyor. Günlük yaşamdan ve doğadan ilham alan sanatçı, deneysel yaklaşımıyla malzemelerin anlamlarını yeniden keşfediyor. Wickert ile sanatsal sürecini, malzemeyle kurduğu bağları ve izleyiciyle etkileşimin eserlerine kattığı yeni boyutları konuştuk.

EN

Ferhan Yalçın: Malzeme ile nesne arasında kurduğunuz ilişki ve nesneye atfettiğiniz anlamlar gerçekten çarpıcı. Bu görünmeyen bağlantıları günlük yaşamdan ve doğadan ilham alarak mı oluşturuyorsunuz? Eğer öyleyse, doğada ve günlük hayatta sizi en çok etkileyen ağlar neler?

Katja Wickert: Sanatsal çalışmalarımın temelini günlük hayatım oluşturuyor—doğada, sosyal çevremdeki insanlarla yaşadığım izlenimler, deneyimler, hisler ve algılar. Beni özellikle etkileyen belirli bir şey olduğunu söyleyemem; hayatıma giren her şey bana ilham veriyor.

FY: Çalışmalarınız sıklıkla sanatçı, malzeme ve izleyici arasındaki diyaloğu araştırıyor. Konseptini oluşturduğunuz ilişkiler, eserleriniz izleyiciyle buluştuğunda nasıl dönüşüyor? Bu noktada, bir sanatçı olarak kişisel anlatınız ile izleyicinin yorumları arasındaki dengeyi nasıl görüyorsunuz?

KW: Öncelikle, benim için en önemli olan sanatçı olarak malzeme ile kurduğum diyalogdur.

İzleyiciyle etkileşim ancak işin sunum aşamasında devreye girer. Süreç boyunca eserle kurduğum kişisel ilişki genellikle korunur; bu ilişki, sonunda dünyaya bırakılan eserin temelini oluşturur. İzleyiciyle etkileşim bazen eserlerimin benim yaşadığım deneyime benzer şekilde algılanmasını sağlayarak bana bir tür doğrulama hissi verebilir. Ancak bazen, benim farkında olmadığım yeni anlam katmanları da ortaya çıkabilir. Benim için önemli olan bu anlamları paylaşmak değil, izleyicinin kendine ait bir şey bulabilmesidir.

Bu noktada, eserler ile onları çevreleyen mekân arasındaki ilişkiyi de vurgulamak istiyorum. Örneğin, geçen yıl Köln'de büyük bir kilisede “Tanrı ve Dünya” adlı gazete projemi sergiledim. Kilisenin özel atmosferi, eserler ile mekân arasında yeni bir diyalog açarak izleyici için daha güçlü bir deneyim yarattı.

FY: Kullandığınız malzemeler güçlü sembolik anlamlar taşıyor, ancak aynı zamanda üretim açısından da bazı zorluklar barındırıyor. Bu süreçte karşılaştığınız zorluklar nelerdi ve bu zorluklar malzemeye dair anlayışınızı nasıl şekillendirdi?

KW: Çalıştığım malzemeleri bazen estetik, dokunsal veya sadece merak uyandırıcı bulduğum için seçiyorum. Bazen de malzemenin içeriğiyle bağlantılı sembolik bir yönü ilgimi çekiyor; örneğin kül, toprak veya mum gibi. Ayrıca, ladin kozalağı ve iğneleri, yapraklar ya da tüyler gibi doğal malzemeler de kullanıyorum. Daha önce kullanılmış, endüstriyel sektörden gelen ve hali hazırda bir geçmişi olan ya da artık işe yaramayan malzemeleri de dâhil ediyorum.

Bu süreç genellikle deneysel ve oyunbaz bir malzeme keşfiyle başlıyor. Eğer malzemeyi belirli bir tema doğrultusunda seçmemişsem, içeriğe yönelik tartışma genellikle çalışma sürecinde gelişiyor.

Çalışma yöntemim temelde deneysel ve belirli kurallara ya da tekniklere bağlı değil. Yıllar içinde malzemelerle ilgili kendi deneyimlerimi edindim ve bu birikim, işleyişime yansıyor. Ancak benim için önemli olan, sürekli olarak yeni şeyler denemek, keşfetmek ve malzemelerle çalışmanın yeni yollarını geliştirmek. Bu özgürlük, sanat yapmanın benim için en cazip yanlarından biri. Aynı zamanda dünyayı algılama ve deneyimleme biçimimi ifade etme fırsatı sunuyor.